TEFSİR |
||
6 Kur'ân-ı Kerim'in İ'rabı, î'rabını Öğretmek, Öğrenmeye Teşvik ve Kur'ân'ı İ'rablı Olarak Okuyanın Ecri |
||
Ebu Bekr el-Enbârî der ki:
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem)'ın ashabından ve onlara tabi olanlardan
(Allah onlardan razı olsun) Kur'ân-ı
Kerim'in i'rabının faziletine, i'rabını öğrenmeye teşvike
dair ve yanlış
hareke ile okumayı yerip, bunun hoşlanılmayan
birşey olduğunu belirten birtakım haberler gelmiş, bulunuyor. Bütün bunlar ise, Kur'ân-ı Kerim'i okuyup
ezberleyen kimselerin bu ilmi öğrenmek
için oldukça gayret göstermelerini
gerektirmektedir.
Bunlardan birisi de Yahya b. Süleyman ed-Dabbi'nin bize
naklettiği
şu rivayettir: Yahya dedi ki: Bize Muhammed b. Said
anlattı. Dedi ki: Bize Ebu Mu-aviye, Abdullah b. Said el-Makburi'den, o
babasından, o da dedesinden, o Ebu Hureyre'den rivayetle dedi ki:
Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle
buyurdu: "Kur'ân'ı i'rab ile (açık seçik, tane
tane, harflerinin doğru olarak harekeleri belirtilmiş olarak) okuyun ve onun garib
(manalarını bilmediğiniz)
kelimelerini araştırın."[210] [64]
Bana babam anlattı. Bize İbrahim b. el-Heysem anlattı. Dedi ki: Bize Adem b. Ebi
İyas anlattı. Dedi ki:
Bize Ebu't-Tayyib el-Mervezî anlattı. Dedi ki: Bize Abdülaziz
b. Ebi Revvad Nafi'den, o İbn
Ömer'den anlatarak dedi ki:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)
şöyle buyurdu: "Her kim Kur'ân okuyup onun i'rabını belli
etmezse, ona bir melek görevlendirilir.
Bu onun için Kur'ân-ı Kerim'in indirildiği
şekle
uygun olarak okuduğu
her bir harfe on hasene yazar. Eğer
bir kısmını i'rablı okur ise, onun için iki melek görevlendirilir. Bunlar okuduğu her bir harf için yirmi hasene yazarlar. Eğer tümünü i'rablı okur ise, onun için dört melek görevlendirilir.
Bunlar ona her bir harf için yetmiş
hasene yazarlar. "[211] [65]
Cüveybir, ed-Dahhak'tan rivayetle dedi ki:
Abdullah b. Mes'ud dedi ki: Kur'ân'ı
tecvidli okuyunuz ve en güzel seslerle onu süsleyiniz. Kur'ân'ı i'rablı
okuyunuz, çünkü o, Arabi bir Kur'ân'dır.
Allah da Kur'ân'ın
i'rablı (açık seçik, fasih, tane tane,
harekeleri belli) okunmasını sever.
Mücahid'in
bir rivayetine göre,
İbn
Ömer dedi ki: Kur'ân'ı i'rablı okuyunuz.
Muhammed b. Abdurrahman b. Zeyd'den rivayete göre o,
şöyle
demiş: Ebu
Bekr ve Ömer
(radıyallahü anhum)'a dediler
ki: Kur'ân-ı Kerim'in bir bölümünün
i'rablı okunmasını harflerini ezberlemekten daha çok severiz.
eş-Şabi'den gelen rivayete göre o,
şöyle
demiştir: Hazret-i
Ömer
dedi ki: Kim Kur'ân'ı i'rablı olarak okur ise,
Allah katında bir
şehid
ecri alır.
Mekhûl dedi ki: Bana ulaştığına göre Kur'ân-ı Kerim'i i'rablı olarak okuyan kimse, i'rabsız
olarak okuyan kimsenin iki katı kadar ecir alır.
İbn
Cüreyc'in, Ata'dan rivayetine göre
İbn Abbas
şöyle
demiştir:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Arapları üç
şey
sebebiyle seviniz.
Ben Arabım, Kur'ân Arapçadır, cennet ehlinin konuşacağı dil
de Arapçadır."[212] [66]
Süfyan, Ebu Hamza'dan şöyle dediğini
rivayet etmektedir: el-Hasen'e,
Arapçayı
öğrenen birtakım kimselerden söz edildi. O da: Güzel bir iş yapıyorlar dedi.
Peygamberlerinin dilini öğreniyorlar. Yine
el-Hasen'e: Bizim lahin yapan
(i'rab kurallarına aykırı okuyan) bir
imamımız var, denildi. O da: Onu imamlıktan çekiniz, cevabını verdi.
İbn Ebi
Müleyke'den
şöyle dediği rivayet edilmektedir:
Ömer b. el-Hattab
(radıyallahü anh) döneminde
bedevi
bir Arap (Medine'ye) gelip şöyle der: Muhammed (sallallahü
aleyhi ve sellem)'in üzerine indirilen Kur'ân-ı Kerim'den bazı
yerleri bana kim okuyup
öğretebilir?
Adamın birisi ona Tevbe sûresini
öğretmeye
başladı. Ve:
"Allah
ve Rasûlü, müşriklerden uzaktır" (mealindeki
et-Tevbe, 9/3 ayet-i kerimesini)
Allah müşriklerden ve Rasûlünden uzaktır, anlamına gelecek
şekilde
şeklinde
kelimesini esreli olarak okutur. Bunun üzerine bedevi Arap
şöyle der:
Allah Resulünden uzaklaştı mı?
Eğer Allah
Rasûlünden uzaklaşmış ise ben de ondan uzaklaşıyorum. Bedevi arabın bu sözleri Hazret-i
Ömer'in
kulağına gider. Hazret-i
Ömer onu çağırıp
şöyle söyler:
- Ey bedevi! Sen
Allah Rasûlünden (sallallahü aleyhi ve
sellem) uzak olduğunu mu
ilan ettin?
Şöyle dedi:
- Mü'minlerin emiri, ben Medine'ye geldim. Kur'ân
bilmiyorum. Bana kim Kur'ân okumayı öğretir
diye sordum. Bu kişi bana Berae
(Tevbe) sûresini okuttu ve:
şeklinde
okuttu. Bunun üzerine ben de: Peki
Allah, Rasûlünden
uzaklaştı mı?
Eğer Allah
Rasûlünden uzaklaşmış ise ben de ondan uzaklaşıyorum, dedim.
Bunun üzerine
Hazret-i Ömer
şöyle
dedi:
- Bu âyet böyle
değildir
ey bedevi!
- Nasıldır ey müminlerin emiri,
diye sorunca, Hazret-i Ömer der ki:
- Bu: "Muhakkak
Allah ve Rasûlü
müşriklerden uzaktır"
şeklindedir. Bu sefer bedevi
şu cevabı verir:
-
Allah'a yemin
ederim, ben de Allah'ın
ve Rasûlünün uzak olduklarından uzağım.
Bunun üzerine
Ömer b. el-Hattab
(radıyallahü anh),
dil bilgisini bilmeyenlerin başkalarına
Kur'ân öğretmemesini
emretti. Ebu'l-Esved (ed-Dueli)'e de
nahiv ilminin esaslarını koymasını emretti.
Ali b. el-Ca'd dedi ki: Ben Şu'be'yi
şöyle
derken dinledim: Arapçayı (Arap dili
kaidelerini) bilmeden hadisle uğraşan bir kimsenin misali,
boynuna içinde yem bulunmayan bir yem torbası asılmış eşeğe benzer.
Hammad b. Seleme de der ki: Her
kim hadis öğrenmeye koyulur, fakat nahiv
öğrenmezse, boynuna
içinde arpa bulunmayan bir yem torbası asılmış
eşek gibidir.
İbn Atiyye der ki: Kur'ân-ı Kerim'in
i'rabı şeriatta asıldır.
Çünkü ancak bununla
şeriatın kendisi olan
Kur'ân'ın anlamları doğru
dürüst öğrenilebilir.
İbnü'l-Enbârî
dedi ki:
Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ashabından ve onlara tabi olanlardan (Allah
onlardan razı olsun) Kur'ân'ın garip ve müşkil
lâfızlarına dair dil bilgisi kaideleri ve
şiir
ile delil gösterdiklerine
dair o kadar çok rivayetler gelmiş
bulunuyor ki, bunlar bu konuda nahiv bilginlerinin
izlediği yolun doğruluğunu açıkça ortaya koymakta, bu yolu izleyenlere
tepki gösterenlerin tutumlarının
yanlış olduğunu açıklamaktadır. Bu rivayetlerden bazısı:
Bize Ubeyd b. Abdulvahid b. Şerik el-Bezzaz anlattı, dedi ki: Bize
İbn Ebi Meryem anlattı, dedi
ki: Bize İbn Ferruh haber
verdi, dedi ki: Bana Üsame
haber verdi: Bana
İkrime'nin haber verdiğine göre,
İbn
Abbas
şöyle demiş: Bana Kur'ân-ı Kerim'in
garib (sözlük anlamını bilmekte güçlük çektiğiniz)
lâfızlarına dair soru sorduğunuzda,
şiiri tetkik ederek
o kelimenin manasını bulmaya çalışınız.
Çünkü
şiir, arabın divanıdır.
Yine bize İdris
b. Abdülkerim anlattı, dedi ki: Bize Halef anlattı, dedi ki: Bize Hammad
b. Zeyd, Ali b. Zeyd Cüd'an'dan rivayetle dedi ki: Ben Said b. Cübeyr
ile Yusuf b. Mihran'ı şöyle
derken dinledim:
İbn Abbas'a Kur'ân-ı Kerim'de bir
hususa dair soru sorulduğunu
işittim. O,
şunları
şunları söyledi
ve dedi ki: Şairin
şöyle
şöyle dediğini duymadınız mı?
Yine
İkrime'nin
İbn Abbas'tan rivayetine göre, bir kişi ona
yüce Allah'ın: "Elbiseni
temizle" (el-Müddessir, 74/4) âyeti
hakkında soru sormuş,
o da şu
cevabı vermiş:
"Sözünde
durmamak üzere elbiseni giyinme, demektir" dedi ve
Ğaylan es-Sakafi'nin
şu beyitini
örnek gösterdi:
"Allah'a
hamdolsun ki ben giymedim, sözünde durmayan bir kimse gibi elbise Ve ben işlediğim bir ayıptan dolayı da
yüzünü örten değilim." Birisi de
İkrime'ye
"ez-Zenim" (el-Kalem, 68/13) kelimesinin
anlamını sorunca
İkrime
şöyle der: Bu veled-i
zina anlamındadır, der ve;
örnek
olarak da şu
beyti okur:
"Veled-i zinadır, babası kimdir
bilinmez
Fahişedir
onun annesi, onun soyu alçaktır."
Yine ondan rivayete göre, "Zenim" kelimesini nesebi belli olmadığı halde bir kavme nesebi
iltihak ettirilen, çirkin ve kötü
söz söyleyen ve bayağı
kimse demektir, demiş
ve şu beyiti okumuştur:
"Zenimdir o. Erkekler fazladan
kendilerinden olduğunu iddia ettiler.
Ayak kısımlarının postun enine
ilave edildiği gibi. "
Yine
İkrime'den
rivayete göre
o yüce Allah'ın:
"Gölgeli
dalları vardır"(er-Rahman, 55/48)
âyetini açıklarken şöyle
demiş:
O ağaçların gölgeleri ve dalları vardır.
Şairin
şu sözlerini
duymadın mı?:
"Ete susamış
çift pençeli bir doğanın
eline düşmüş
İki
yavrusu olan bir erkek güvercini;
Gölgeli
dallar üzerinde şakıyarak
çağıran
Dişi
güvercinin sesi, şevkini
galeyana getirmedi
(mi)?"
İkrime'nin
İbn
Abbâs'tan rivayetine göre
İbn
Abbas
yüce Allah'ın:
"Bakarsın ki bütün onlar toprağın üzerinde diridirler"'(en-Nâziât,
79/14) âyetinde yer alan "es-Sâhire" yer demektir, demiştir.
Ümeyye
b. Ebi's-Salt da şöyle
demiştir
On-ların yanında deniz eti de var, kara eti de var."
İbnü'l-Enbârî der ki: Raviler
şu beyiti de rivayet
etmektedirler:
"Onda kara eti de var deniz eti de
Ağızlarını
açıp istedikleri her
şey
ebedi olmak üzere onlarındır." Nâfi' b. el-Ezrak,
İbn Abbas'a der ki: Bana yüce
Allah'ın: "O'nu uyuklama ve uyku almaz"(el-Bakara,
2/255) âyetinde yer alan (......)
kelimesinin ne demek olduğunu
söyleyiver.
İbn Abbas: O uyuklamadır, der.
Çünkü Züheyr b. Ebi Sülmâ
şöyle demiştir:
"Gece boyunca onu uyuklama almaz
Uyumaz da O: O'nun işinde zayıf görüşlülük ve tutarsızlık yoktur."
-------------------
[210] [64] el-Azîzî, es-Sirâcu'l-Munîr, I, 222; el-Heyseraî, Mecmau'z-Zevâid, VII, l63'te: "Râvîleri arasında metruk vardır" kaydı ile.
[211] [65] Hazret-i Âişe'den buna yakın ancak senedinde metruk râvî bulunan bir rivayet için bk. el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VII, 163
[212] [66] el-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 87; et-Telhis'de: "Hadisin mevzu olduğunu zannediyorum" denilmektedir.