TEFSİR |
||
KURTUBÎ TEFSİRİ, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Ebû Abdillah Muhammed el-Kurtubî el-Mâlikî (ö.671/1273): |
||
1 Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle
Kimse kendisine hamd etmezden önce,
zatını överek
başlayan
Allah'a hamd
olsun. Şehadet ederim ki,
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur,
birdir, tektir, ortağı
yoktur. O, samed olan
Rabbimizdir, eşi ve benzeri yoktur.
Ölümsüz, hayy ve kayyumdur, celâl ve ikram
sahibidir. Bizlere büyük ve sonsuz ba-çşlarda
bulunmuştur.
Kur'ân-ı Kerim O'nun
yüce kelamıdır.
İnsanı yaratandır. Ona
yüce nimetini bağışlayandır.
Peygamberi
Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem.)'i
açık beyân ile gönderendir. Bütün
bunları bize ihsan eden Rabbimize, gece ve gündüz aralıksız olarak
hamd-ü sena ederiz.
Yüce
Peygamberi ile herşeyi açık seçik beyan eden,
şüpheyi ve kesin bilgiyi
birbirinden ayırdeden Kitabı göndermiştir. Fasih ve beliğ konuşanlar, onun gibi bir kitap getirmekten acze düşmüşler, üstün akıl sahipleri onu çürütmek imkânını
bulamamışlar, üstün edipler ona
benzer bir söz söylemekten acze düşmüşlerdir.
Birbirlerine vardımcı olsalar dahi onun benzerini getiremezler.
Yüce Rabbimiz, Kur'ân-ı
Kerim'in misallerini düşünen kimseler için ibretler,
emirlerini basiretini kullanarak görenler
için bir hidayet kılmıştır.
Kitarında farz olan hükümleri açıklamış, helal ile haramı biribirinden ayırdetmiş, akılların
anlayıp kavrayabilmesi için öğüt
ve kıssaları tekrar etmiş,
misaller vermiştir.
Gaybın haberlerinden kıssalar anlatmıştır. O bakımdan yüce
Allah, şöyle buyurmaktadır:
"Biz Kitabda hiçbir şeyi
eksik bırakmadık." (el-En'âm: 6/38)
Yüce Allah,
Kitab-ı Kerim'iyle gerçek dostlarına hitap etmiştir.
Onlar da du hitabı anlayıp kavramışlardır.
Bu kitabında kendilerine maksadını beyan etmiş, onlar da bu maksadı
öğrenmişlerdir.
Kur'ân'ı okuyup belleyen kimse-er,
Allah'ın gizli sırrını
öğrenmiş,
O'nun hazinelere sığmayan
ilmini koruma-va almış
kimselerdir.
Peygamberlerinin
halifeleri ve onun güvendiği
emin kimselerdir. Kur'ân'ı okuyup belleyenler,
Allah'ın
özel, hayırlı ve seçkin kullandır.
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz
Allah'ın bizden
(insanlardan) seçkin
yakınları vardır." Ashab-ı Kiram: Ey
Allah'ın
Peygamberi, onlar kimlerdir? diye sorunca
şu cevabı vermiştir:
"Onlar Kur'ân ehlidir. İşte
onlar Allah'ın
yakınları ve seçkinleridir." Bu hadisi
İbn Mace Süneninde, Ebu Bekr
el-Bezzar da Müsned'inde rivayet
etmiştir.[153] [1]
Allah'ın Kitabı'nı bilen
kimseler, o kitabın nehiylerine riayet etmeye, o kitapta kendilerine
yapılan açıklamalar gereğince
öğüt almaya, korkarak
ve onun gözetimi altında olduklarını
bilerek Allah'dan
gerektiği gibi
haya etmeye ne kadar da layıktırlar?! Çünkü böylelerine
peygamberlerin yükü verilmiş
ve Kıyamet gününde İslâm'a,
Kur'ân'a aykırı hareket eden diğer
din ve inanç sahiplerine karşı
şehadet edecek konuma
yükselmişlerdir. Nitekim
yüce Allah
şöyle buyurmaktadır: "Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. Bütün insanlara karşı
şahitler
olasınız diye."
(el-Bakara, 2/143)
Şunu bilmek gerekir ki,
Kur'ân'ı öğrenip durduğu halde, Kur'ân'dan gafil
olan kimsenin sorumluluğu,
gereği
gibi öğrenemeyen,
bilemeyen kimsenin sorumluluğundan
daha büyüktür. Kur'ân ilmini elde ettiği halde, Kur'ân'dan yararlanamayan, yasak kıldığı
şeylerden uzak durmayıp çekinmeyen, çirkin
günahları işleyen, yüzkızartıcı suçlar işleyen bir kimseye karşı Kur'ân bir delil ve onun
karşısına dikilecek
bir davacı olacaktır. Nitekim
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kur'ân, ya lehine veya
aleyhine bir delildir." - Hadisi Müslim[154] [2] rivayet etmiştir. - O halde yüce
Allah'ın Kitabı'nı ezberleyip bellemekle,
özel
imtiyaz tanıdığı
bir kimse, Allah'ın
Kitabı'nı hakkıyla
okumakla, ifadelerinin gerçek mânasını dikkatle düşünmekle, akıllara durgunluk
veren manalarını kavramaya çalışmakla,
onun anlaşılmakta
güçlük çekilen yerlerini iyice kavramakla görevlidir. Yüce Allah
bu konuda şöyle
buyurmaktadır: "Ayetlerini
düşünsünler,
akıl sahipleri öğüt
alsınlar diye sana indirdiğimiz
çok mübarek bir Kitaptır" (Sâd, 38/29).
Yine
yüce Rabbimiz, bir başka
yerde şöyle
buyurmaktadır: "Onlar Kur'ân'ı düşünmezler mi, yoksa kalplerinin üzerinde kilitler
mi var?" (Muhammed, 47/24).
Allah'tan dileğimiz
şu ki: Bizleri Kur'ân'a
gereken önemi veren, onun üzerinde
gereği gibi düşünen, onun gösterdiği doğru
ve âdil yolu izleyen ve hakkıyla bağlı
olan, başka
bir kaynakta doğruyu
ve hidayeti aramaya kalkışmayan
kimselerden kılsın.
Bizleri Kur'ân'ın açık seçik işaretleriyle yol bulanlardan,
göz kamaştırıcı ve kafi hükümlerine uyanlardan kılsın.
Kur'ân sayesinde bizleri dünya ve âhiret hayırlarına nail eylesin.
Şüphesiz ki O, kendisinden
korkulmaya ve günahları bağışlamaya ehil
olandır.
Diğer taraftan
yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'in mücmel
bölümlerini beyan etmeyi, müşkil olanlarını açmayı,
ihtimalli olanın asıl anlamını açıklamayı
yüce Rasûlu Muhammed
(sallallahü aleyhi ve sellem)'e bırakmıştır.
Böylelikle
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem), risâle-ti tebliğ etmek göreviyle birlikte Kur'ân'ı anlama ve Kur'ân'ın anlaşılması
konusunda da başvurulacak
makamda olmak üstünlüğünü
haiz olmuştur.
Yüce Allah, bu konuda
şöyle buyurmaktadır:
"Biz, sana bu zikri (Kur'ân'ı) indirdik
ki, insanlara kendilerine ne indirildiğini
açıkça anlatasın".
(en-Nahl, 16/44).
Diğer taraftan
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'dan sonra Kur'ân'ın dikkat çektiği anlamları çıkartmak, işaret ettiği esasları tesbit etmek
yetkisi mütehassıs ilim idamlarına verilmiştir.
Onlar, Kur'ân üzerinde ictihad ederek neyin anlatılmak istendiği ilmine ulaşırlar.
Bununla da başkalarından
ayrı ve farklı bir konuma yükselirler ve ictihad etmeleri sebebiyle
özel bir ecir alırlar. Bu
konuda da yüce Allah
şöyle buyurmaktadır: "Allah, sizden iman edenleri ve
(özellikle de) kendilerine
ilim verilenleri dereceler ile yükseltsin".
(el-Mücadele, 58 11).
Buna göre Kitap, asıldır.
Sünnet-i seniyye onun bir açıklaması (beyanı)dır.
İlim adamlarının Kur'ân'dan
çıkardıkları hükümler (istinbatlar)
Kur'ân için bir açıklama, bir beyandır.
İşte bundan
dolayı bizler, kalplerimizi Kitabına mahzen kılan,
Peygamberinin Sünnetlerine
kulaklarımızı açan, Kur'ân'ı ve Sünneti öğrenmek
ve her ikisinin de anlamını, anlaşılmayan
lâfızlarını araştırmak
için gayrete getiren ve bütün bunlarla alemlerin Rabbi olan
Allah'ın rızasına talip
olmaya ve din ve şeriat
bilgisini elde edebilmek için basamak basamak yürüten
Allah'ımıza hamdederiz.
İmdi,
Allah'ın Kitabı
şeriatın bütün ilimlerini ihtiva eden, farzı ve
sünneti, bağımsız olarak beyan eden,
semanın güvenilir şahsiyeti
aracılığıyla yeryüzünün
güvenilir şahsiyetine indirilen Kitap
olduğundan dolayı, hayatta kaldığım sürece onunla uğraşmayı, bütün gücümü bu yolda harcamayı uygun gördüm. Bunun için Kur'ân'a
dair özlü bir açıklama yazmak
istedim. Bu açıklamada tefsire,
dile, i'rab ve kıraatlere dair nükteler yer alsın, istedim. Sapık ve
dalalet içerisinde olanların kanaatlerini red edeyim dedim. Bu kısa ve özlü
açıklamamda zikredeceğimiz
hükümlere âyetlerin nüzulüne dair pek çok lıadisi belge olarak ortaya
koymak; böylelikle hükümlerin
ve âyetlerin anlamlarını bir arada ifade edip bunların anlaşılmasında zorluk çekilen
yerlerini beyan etmek istedim. Bu açıklamalarımı da selefin ve sonradan
gelip onara uyan haleflerinin de sözleriyle
desteklemeye çalıştım.
Ben, bu kitabı kendime
bir öğüt,
ölüm günüm için bir azık,
ölümümden sonrası için salih
bir amel olsun diye yazdım. Yüce Allah
şöyle buyurmaktadır: "O
günde insana ünden yolladığı
şeyler de, geriye bıraktığı
şeylerde haber verilir"
(el-Kıyame, 75/13); "Her bir
nefs, önden
neyi yollamış,
geriye neyi bıraktıysa, hepsini bilmiş olacaktır" (el-İnfitâr,
82/5).
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) da
şöyle
buyurmuştur:
"İnsanoğlu
öldü mü
şu
üç şey dışında ameli kesilir: Kalıcı
ve faydalı bir sadaka (sadaka-i cariye)
yahut kendisi ile yararlanılan
bir ilim veya kendisine dua edecek salih bir evlat
(bırakmış İse amel defteri kapanmaz, sevap vazılmasına devam edilir.)"[155] [3]
Bu kitabı yazarken uymayı
taahhüt ettiğim
bazı şartlar
var: Görüşlerin sahiplerini belirtmek,
hadislerin yer aldıkları
kaynakları zikretmek. Denildiğine göre bir sözün
sahibine izafe edilmesi ilmin bereketindendir.
Çoğu
zaman fıkıh kitaplarında ve tefsirlerde hadisler müphem bir
şekilde bırakılmaktadır. Bu
hadisin, hadis kitaplarını yakından tanıyan kimseler dışında kimin
tarafından rivayet edildiğini bilen olmaz. Bunun
sonucunda konu ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmayan kişi
şaşırır kalır. Sahih olanı
olmayanından ayırd edemez. Bunu bilmek ise büyük bir ilmi gerektirir. O
bakımdan bir hadisin ileri gelen hadis
imamlarından ve İslâm
dininin güvenilir ve ünlü
önderlerinden
kimin tarafından rivayet edildiği
açıklanmadıkça delil diye gösterilmesi
ve ondan hüküm çıkarılması kabul edilemez. Bizler bu kitabımızda buna da
birtakım açıklamalarda, işaretlerde
bulunacağız. Doğruya
ileten, doğruyu
söyleme başarısını ihsan eden
Allah'tır.
Diğer taraftan müfessirlerin zikrettikleri pek çok kıssayı, tarihçilerin verdikleri pek çok haberi zikretmeden geçeceğim. Gerekli açıklamalar için, mutlaka ihtiyaç duyulacak olanları ise, bundan müstesna olacaktır. Bu konuda ahkâm âyetlerinin gereken şekilde açıklanmaları için anlamlarına açıklık getirecek ve hükümlerini öğrenmek isteyen kimseyi âyetlerin muktezâsına iletecek kadar açıklamalarda bulunacağım. O bakımdan bir iki veya daha fazla hüküm ihtiva eden her bir âyet-i kerimeyle ilgili birtakım mes'eleler ele aldım. Bu meselelerde nüzul sebepleri, garip (anlaşılmasında güçlük çekilen) kelimelerin ve hükümlerin tefsiri yer alacaktır. Eğer âyet-i kerime herhangi bir hüküm ihtiva etmiyor ise, bunun ile ilgili tefsir ve te'vile dair açıklamaları zikretmekle yetindim. Bu, kitabın sonuna kadar böylece sürüp gitti. Ben bu kitabıma: "el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân ve'1-mubeyyinu limâ tedammenehû mine's-Sünneti ve âyi'l-Furkân"[156] [4] adını verdim. Allah bunu kendisi için hâlis kılsın. Onunla beni, anne ve babamı ve onun dileyeceği kimseleri lütfü ile faydalandırsın. Şüphesiz ki O, duaları işitendir, yakındır, duaları kabul edendir. (Âmin)
-------------------
[153] [1] İbn Mâce, Mukaddime 16; hds. no: 215; Müsned, III, 127-128; Hâkim, Müstedrek, I, 556
[154] [2] Müslim, Tahâre 1.
[155] [3] Müslim, Vnsiyyet 14; Müsned, II, 372.
[156] [4] "Kur'ân Ahkâmı ve İhtiva ettiği Sünnet ve Furkân âyetlerini beyan edip açıklayan" anlamında.