Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

455

 

038 - SÂD SÛRESİ

 

CÜZ :

23

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

43

Ona bizden bir rahmet ve saf akıl sahipleri için bir öğüt olmak üzere ailesini de onlarla beraber bir mislini de bağışladık.

44

"Eline bir demet sap al; onunla (karına) vur ve yeminini bozma” (dedik). Gerçekten biz onu sabırlı bulduk. (O) ne güzel kııldu! Gerçekten o, (Rabbine) çok yönelen idi.

"Eline bir demet al": Eğer Allah şifa verirse karısına yüz değnek vuracağına yemin etmişti.

Bu yemin sebebinde de üç görüş vardır:

Birincisi: İblis, Eyyub’un karısının yoluna doktor kılığında oturdu, kadın ona:

"Ey Allah’ın kulu, burada derde müptela biri vardır, onu tedavi edebilir misin?” dedi. O da: İsterse ona şifa veririm, ancak iyileştiği zaman, sen şifa verdin demek şartıyla, dedi. O da gelip kocasına haber verdi, o da: O şeytandır, yemin olsun ki, eğer Allah bana şifa verirse, sana yüz değnek vururum, dedi. Bunu da Yûsuf b. Mihran, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

İkincisi: İblis kadınla karşılaştı: Bunu Eyyub'a yapan benim, ben yer ilâhsıyım, ondan aldıklarım elimdedir, gel, sana göstereyim, dedi. Onu biraz götürdü, sonra gözünü boyadı; ona derin bir vadi gösterdi; içinde Eyyub'un ailesi, çocukları ve malları vardı. Kadın gelip Eyyub’a haber verdi, o da: O şeytandır, yazıklar olsun sana, onun sözünü nasıl dinledin? Allah’a yemin ederim ki, eğer Allah bana şifa verirse, sana mutlaka yüz sopa vururum, dedi. Bunu da Vehb b. Münebbih, demiştir.

Üçüncüsü: İblis, Eyyub’un karısına bir kuzu getirdi: Bunu benim için boğazlasın, iyi olur dedi. O da bunu haber verdi, Eyyub da, ona sopa vuracağına yemin etti. Biz de bunu Enbiya suresi, âyet: 83’te Hasen’den zikretmiştik.

Dığs’a gelince:

Ferrâ’ şöyle demiştir: O, yaş ot gibi şeylerden yapılmış demektir. Şöyle de demiştir: Gövdesi üzere kalkar uzar da sen de onu toplarsan, işte o dığs'tır.

İbn Kuteybe de şöyle demiştir: O kürdan ve çöplerden oluşmuş bukettir,

Zeccâc da şöyle demiştir: O taze ot, kokulu bitkiler vb. gibi demettir.

Müfessirler şöyle demişlerdir: Allah onun karısını güzelce sabrettiği için mükafatlandırdı, onun dayağını kolaylaştırdı; Eyyub da yüz çöp topladı, yüz başak da denilmiştir, onun hasırotu olduğu, ayrık otu olduğu da söylenmiştir, üzerinde salkımlar olan üzüm dalı olduğu denilmiştir; onlarla bir defa vurdu, yemini yerine geldi. Bu ona has mıdır yoksa değil midir? Bunda da iki görüş varılır:

Birincisi: O geneldir; İbn Abbâs. Atâ’ b. Ebi Rebah ve İbn Ebi Leyla böyle demişlerdir.

İkincisi: O Eyyub’a hastır, bunu da Mücâhid, demiştir.

Hüküm: Âlimler şunda ihtilaf etmişlerdir: Bir kimse kölesine yüz sopa vuracağına yemin etse de onları bir araya getirip hepsi ile birden vursa; Malik ile Leys b. Sa’d: Yemini bozulur, demişlerdir. Bizim arkadaşlarımız da böyle demişlerdir. Ebû Hanife ile Şâfiî de şöyle demişlerdir: Bir vuruşta hepsi değerse, yemini yerine gelir, delilleri de Eyyub aleyhisselam kıssasının genel oluşudur.

"Gerçekten biz onu sabırlı bulduk": Yani ona verdiğimiz belâya karşı sabırlı, demektir.

45

Eller ve gözler sahipleri kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub’u an.

"Vezkür ibadena": İbn Abbâs, Mücâhid, Humeyd, İbn Muhaysın ve İbn Kesir, İbrahim aleyhisselam'a işaret ederek

"abdena” okumuşlar; İshak ile Yakub'u da ona atfetmişlerdir; çünkü o asildir, onlarsa onun evladandır.

Mana da şöyledir: Onların sabırlarını an; İbrahim ateşe atıldı, İshak kurban edilmek istendi, Yakub gözünün gitmesine sabretti ve evladını kaybetmekle müptela oldu. İsmail'i onlarla saymadı, çünkü o, onlar gibi derde mübtela olmadı.

"Eller sahipleri"; Yani taatte kuvvet demektir,

"gözler” din ve ilimde basiret sahipleri demektir.

İbn Cerir şöyle demiştir: Ellerin zikredilmesi misaldir, şöyle ki, elle kavranılır, kavrama ile de fonksiyonların gücü bilinir. Bunun içindir ki, güçlü kimseye; El sahibi, denilmiştir. Gözden de kalp gözü kastedilmiştir. Eşya da onunla tanınır. İbn Mes’ûd, Ameş ve İbn Ebi Able her iki halde de yesiz olarak "ülil eydi” okumuşlardır.

Ferrâ’ şöyle demiştir: Bunun iki izahı vardır:

Birincisi: Okuyucu

"eleydî” demek istemiş, yeyi atmıştır ki, bu doğrudur, meselâ elcevari ve elmünadi gibi.

İkincisi: Kuvvet ve desteklen gelmesidir, meselâ

"onu Ruhulkuds ile destekledik” (Bakara: 87) âyetinde olduğa gibi.

46

Gerçekten biz onları yurdu hatırlama hasletiyle halis kıldık.

"Gerçekten biz onları halis kıldık": Yani onları seçtik ve halis kimseler kıldık; özel bir hayır hasletiyle de tek kıldık. Sonra onu da:

"Yurdu hatırlama” diye açıkladı.

Burada yurttan murat edilen şey hususunda da iki görüş vardır:

Birincisi: Ahirettir.

İkincisi: Cennettir.

Zikra üzerinde de iki görüş vardır:

Birincisi: O zikirdendir, buna göre mana şöyle olur: Onları ahireti zikirle halis kıldık; onların başka zikri yoktur. Bunu da Mücâhid, Atâ’ ve Süddi, demişlerdir. Fudayl b. Iyad rahmetullahi aleyh şöyle derdi: O kalpte devamlı bulunan korkudur.

İkincisi: O hatırlatmadır,

Mana da şöyledir: Onlar insanları ahirete ve Allahü teâlâ’ya ibadete davet ederler. Bunu da Katâde, demiştir.

Nâfi,

"bihalisaıi zikreddar” şeklinde okumuş,

"halisaten"i "zikreddar'a muzaf etmiştir.

Ebû Ali şöyle demiştir: Tenvinli okuyanın iki şıkka ihtimali vardır:

Birincisi: "Zikra"nın

"halisaten"den bedel olması, takdir de şöyledir: Alılesnahüm bizikreddar.

İkincisi: Mananın şöyle olmasıdır: Alılesnahüm bien yezkünıddare bitteehhübi lİlâhireti vezhdiidi liddünya. Kim muzaf okursa

Mana şöyledir: Onları yurdu, korku ile zikretmede samimi oldukları için halis kıldık.

İbn Zeyd de şöyle demiştir: Onları cennetteki en üstün şeyle halis kıldık.

47

Gerçekten onlar elbette seçilmiş hayırlı kimselerdendir.

"Gerçekten onlar elbette katımızda seçilmiş kimselerdendir": Yani süzüp kirlerden temizlediğimiz seçkin kimselerdendir, demektir.

"Ahyar” da: Seçip beğendiğimiz kimseler demektir.

48

İsmail, Elyesa ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de iyilerdendir.

"İsmail, Elyesa ve Zülkifl’i de hatırla": Yani üstünlük ve sabırlarını hatırla ki, onların yoluna gidesin. Elyesa peygamberdir, yabancı bir isimdir. Onu da En’am: 85’te zikretmiştik. Zilkifl kıssasını da Enbiya suresi, âyet: 85’te şerh etmiştik. İsmail üzerinde de Bakara: 125’te konuşmuştuk. Mukâtil, bu İsmail’in, İbrahim’in oğlu İsmail olmadığını iddia etmiştir.

49

Bu bir zikirdir. Gerçekten müttakiler için elbette dönüş güzelliği vardır.

"Bu bir zikirdir": Yani ve yad-ı cemildir, sonsuza kadar onunla anılırlar.

"Gerçekten müttakiler için elbette dönüş güzelliği vardır": Yani ahirette oraya dönecekleri güzel yer vardır, demektir.

50

Kapıları onlar için açılmış Adn cennetleri (vardır).

51

Orada (koltuklara) yaslanırlar. Orada bir-çok meyve ve içecek isterler.

Sonra bunu açıklayıp şöyle dedi:

"Kapıları onlar için açılmış Adn cennetleri":

Ferrâ’ şöyle demiştir: El- ebvabu’nun merfu okunması mananın şöyle olmasındandır: Müfettehaten lehüm ebvabuha. Araplar elif lamı izafete bedel kılar, şöyle derler: Merertü alâ recülin hasenil ayni, kabihil enfi, mana şöyle demektir: Hasenetün aynuha, kabihün enfuhu (yüzü güzel, burnu çirkin bir adama rastladım). Şu âyette ondandır:

"Feinnel cehaime biyel me'va” (Naziat: 39). Mana: Me'vahu, demektir. Zeccâc da âyetin manası şöyledir, demiştir: Müfetteheten lehiimül ebvabu minha; bu durumda elif lâm tarif içindir, bedel için değildir.

İbn Cerir de şöyle demiştir: Kapıların açık olmasını zikretmenin faydası şudur: Aziz ve celil olan Allah o kapıların girenlerin eliyle değil de emriyle açıladığını haber vermiştir.

Hasen de şöyle demiştir: O kapılarla konuşulur; açıl, kapan, denir.

52

Yanlarında gözlerini (kocalarına) diken yaşıt (cennet kadınları) vardır.

"Orada gözlerini kocalarına diken kadınlar vardır": Bunun izahı da Saftat: 48'de geçmiştir.

Zeccâc şöyle demiştir: Etrab: Yaşıt, çok genç ve gayet güzel kadınlardır.

53

Bu, hesap günü için size va’dolunan şeydir.

54

Şüphesiz bu bizim rızkımızdır ki, onun için tükenme (diye bir şey) yoktur.

"Haza ma tuadun": Ebû Amr ile İbn Kesir, ye ile okumuşlar, diğerleri ise te ile okumuşlardır.

"Liyevmil hisab": Lâm "fi” manasınadır. Nefad ise: Bitip tükenmektir.

Süddi de şöyle demiştir: Cennet rızkından her alındıkça yerine yenisi gelir.

55

Bu (mü’minler içindir). Taşkınlar için elbette gidecek yerin en kötüsü vardır.

"Bu"- Mana; Bu zikrettiğimiz, demektir.

"Şüphesiz taşkınlar için": Yani kâfirler için

"elbette gidecek yerin kötüsü vardır": Sonra bunu

56

Cehennem. Ona girerler. Ne kötü yataktır!

57

Bu (azabı), evet onu tatsınlar (ki, o) kaynak su ve irindir.

"cehennem” sözü ile açıkladı. Mihad ise: Yataktır.

"Haza felyezukuhu": Ferrâ’, âyette takdim ve tehir vardır, takdiri şöyledir, demiştir: Haza hanıimün ve ğassakun felyezukuhu. İstersen hamimi söz başı yaparsın, sanki: Haza felyezukuhu, sonra da: Minhü hamimün ve minhü ğassakun, demiş gibi olursun. Tıpkı şairin şu sözü gibi:

Alaca karanlık yerini sabah aydınlığına bırakıp da

Sebzeden uzaklaşılınca, kiminin yatık, kiminin kesik olduğu görüldü.

Hamim ise kaynar sudur. Gassak’ta da iki lügat vardır: Hamze, Kisâi, Halef ve Hafs, şedde ile okumuşlardır. Amma yetesaelun: 25'te de öyledir. Mufaddal da Amme yetesaelun suresinde onları izlemiştir. Diğerleri ise şeddesiz okumuşlardır.

Ğassak'ta dört görüş vardır:

Birincisi: O zemheri soğuğudur, bunu İbn Ebi Talha, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

Mücâhid şöyle demiştir: Ğassak soğukluğundan tadılamayacak olan içecektir.

İkincisi: O cehennem halkının vücudundan akan sarı sudur, bunu da Dahhâk, İbn Abbâs’tan rivayet etmiş; Atıyye, Katâde ve İbn Zeyd de böyle demişlerdir.

Üçüncüsü: Gassak cehennemde bir pınardır ki, yılan, akrep vb. gibi bütün zehirlilerin zehri oraya akar. Orada birikir; adamı getirir içine daldırırlar, çıkar ki, derisi ve eli kemiklerinden soyulmuş. Elbisesini nasıl sürürse elini de öyle sürür. Bunu da Ka’b, demiştir.

Dördüncüsü: O, onların akan gözyaşlarıdır. Bunu da Süddi, demiştir.

Ebû Ubeyde şöyle demiştir: Ğasakitl aynii velcürhu denir. Ben dilci şeyhimiz Ebû Mansur’un İbn Kuteybe'den naklen şöyle dediğini okudum: Ebû Ubeyde Kur’ân’da Arapça'dan başka kelime olmadığını söyler ve şöyle derdi: Bu tesadüfen iki dilde bulunan bir kelimedir. Başkası da şöyle derdi: Ğassak Türk dilinde soğuk ve kokmuş şey demektir. Bunun ğaseka yağsiku kökünden geldiği de söylenmiştir. Buna göre Arapça olur. Manasının da: Çok soğuk demek olduğu söylenmiştir. Cehennemliklerin gövdesinden akan İrindir, diyenler de olmuştur.

58

Daha o türden çift çift başka vardır.

"Veaharu": Ebû Amr ile Mufaddal, hemzenin zammı ve medsiz olarak "ve uharu” okumuşlar; çoğul olan ezvac’ın sıfatı olduğu için çoğul yapmışlardır. Diğerleri ise hemzenin fethi ve meddi ile tekil olarak okumuşlardır. Delil olarak şöyle demişlerdir: Araplar aksiyon halindeki isme az ve çok sıfat verirler.

Ferrâ’ şöyle demiştir: Azabu fülanin durubun şetta ve daıbani muhtelifani, dersin. Eğer istersen ezvacı hamim, ğassak ve ahar'a sıfat yaparsın, onlar üç tanedirler. En iyisi onu birine sıfat yapmaktır.

Zeccâc şöyle demiştir: Kim med ile "ve âharu” okursa, mana: Ve azabun âharu demektir.

"Min şeklihi” de: Birinci gibidir, demektir. Kim de "uharu” okursa, mana: Ve envaun uharu, demektir.

"Ezvac” da: Çeşit manasınadır.

İbn Kuteybe şöyle demiştir:

"Min şeklihi” o çeşitten,

"ezvac” da sınıflar, demektir.

İbn Cerir de şöyle demiştir:

"Min şeklihi": Yani kaynar su türünden demektir.

İbn Mes’ûd da şöyle demiştir:

"Ve uharu min şeklihi": Zemheri soğuğudur.

Hasen de şöyle demiştir: Allahü teâlâ dünyada olan azabı zikredince,

"o türden başkası vardır” dedi, yani dünyada görülmemiş başkası vardır, demektir.

59

Bu, sizinle giren bir gruptur. Onlara hoş geldin yoktur. Çünkü onlar cehenneme girecekler.

"Bu bir gruptur": Bu, zebaniler küfürde ileri giden önderlere adamlarını getirdikleri zaman dedikleri sözdür. Şöyle de denilmiştir: Hayır, bu meleklerin arka arkaya cehenneme getirdikleri ümmetlere dedikleri sözdür. Fevc: Cehennemdeki grup demektir, çoğulu da: Efvac’tır. Muktehim ise: Bir şeyin içine kendini atarcasına giren manasınadır.

İbn Saib şöyle demiştir: Melekler onları demir topuzlarla döverler, onlar da kendilerini ateşin içine atarlar, o topuzlardan korktukları için onun içine zıplarlar. Melekler cehennemdekilere bunu deyince, onlar da: Onlara hoş geldin, yoktur, derler. Söz, bir tek kelâmmış gibi iç içe girmiştir. Aslında birincisi meleklerin, İkincisi cehennemliklerindir. Bunun bir benzerini de

"liyaleme enni lem ehunhu bilgeaybi” kavlinde açıklamıştık (Yûsuf: 52). Merhab ve ruhb genişliktir, mana da: Yerleri geniş olmasın, demektir. Araplar gelen bir kimseye: Lâ merhaben bik, derler ki: Dünya başına dar gelsin, demektir.

İbn Kuteybe de şöyle demiştir: Merhaba ve ehlen’in manası: Geniş yere, ailenin içine geldin, yabancılara değil. Artık rahat ol, canın sıkılmasın, demektir. Sehlen de: Düz yere geldin, engebeli yere değil, demektir. Bu dua yerinde kullanılır, nitekim; Lekıyte hayıen (hayır göresin) de böyledir.

Zeccâc şöyle demiştir:

"Merhaben": "Rahubet biladtike merhaben ve sadefte merhaben kavli ile mensubtur. Bu mananın başına "lâ” getirilmiştir.

"Çünkü onlar cehenneme gireceklerdir": Yani bizim gibi onlar da girecek ve sıcağını çekecekler, demektir. Oradakiler da onlara:

60

Dediler:

"Hayır. Asıl size hoş geldin yok. Onu bize siz takdim ettiniz. O, ne kötü karargahtır!"

"Hayır. Asıl size hoş geldin yok. Onu bize siz takdim ettiniz, derler": Eğer biz: Bu, adamların, başkanlara sözüdür, dersek,

Mana şöyledir: Küfrü bize siz yaldızladınız, demek olur. Eğer: O sonraki giren topluluğun ilk giren topluluğa sözüdür, dersek, mana şöyle olur: Küfrü bize siz meşru kıldınız ve ilk öncemin siz haşlattınız; bizden önce de cehenneme girdiniz.

"Ne kötü karargahın-": Yani orası ne kötü karargah ve konaktır.

61

Dediler:

"Ey Rabbimiz, bize bunu kim takdim etti ise onun azabını ateşte bir kat artır!"

"Dediler: Rabbimiz, bize bunu kim takdim etti ise": Yani kim kanunlaştırıp meşru kıldı ise

"onun azabını ateşte bir kat artır": Bunu da A'raf: 38’de şerh etmiş idik.

Bunu diyenlerde iki görüş vardır:

Birincisi: O, bütün cehentıemdekilerin sözüdür, bunu da İbn Saib, demiştir.

İkincisi: Asların sözüdür, bunu da Mukâtil, demiştir.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1201  H : 597)

 

EZ-ZÂDU'L-MESÎR TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

HANBELÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç