Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

142

 

006 - EN'ÂM SÛRESİ

 

CÜZ :

8

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

119

 Neden üzerine Allah'ın adının anıldığı şeylerden yemiyorsunuz? Halbuki mecbur kalmadıkça size haram ettiğini açıklamıştır. Şüphesiz çokları bilmeden keyiflerine uyarak (insanları) gerçekten saptırırlar. Şüphesiz Rabbin haddi aşanları pekiyi bilendir.

"Neden üzerine Allah'ın adının anıldığı şeylerden yemiyorsunuz?” onu yemekten sakınmanız için ne maksadınız var ve sizi ondan men eden nedir?

"Halbuki size haram ettiğini açıklamıştır” haram etmediklerinden, o da:

"Size ölü haram kılındı...” (Maide:3) âyetinde belirtilmiştir. İbn Kesîr,Ebû Amr ve İbn Âmir meçhul kalıbı ile "fussıle” okumuşlardır. Nâfi',Ya'kûb ve Hafs da malum kalıbı ile "haneme” okumuşlardır.

"Ancak mecbur kaldığınız hariç” yani size haram edilenlerden demektir ki, o da zaruret durumunda helâldır.

"Şüphesiz çokları gerçekten saptırırlar” haramı helâl ve helali harâm etmekle. Kûfe'liler ye'nin zammı ile"leyudıllune” okumuşlardır; kalanlar ise feth ile(yedıllune) okumuşlardır.

"Keyiflerine uyarak bilmeksizin” ilim kazandıran delile uymadan heveslerine uymakla "Şüphesiz Rabbin haddi aşanları pekiyi bilendir” hakkı aşıp bâtıla ve helali aşıp harama varanları.

120

 Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Şüphesiz günah kazananlar kazandıkları şeyin cezasını çekeceklerdir.

"Günahın açığım da gizlisini de bırakın” ilan edileni ve gizleneniya da organlarla ve kalp ile yapılanı.

Şöyle de denilmiştir: Genelevlerde zina etmek ve dost tutmak.

"Şüphesiz günah kazananlar kazandıkları şeyin cezasını çekeceklerdir” yaptıkları şeyin demektir.

121

 Üzerine Allah'ın adının aııılmadığı şeylerden yemeyin. Şüphesiz o. yoldan çıkmadır. Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmek için kendi dostlarına telkin ederler. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz elbette müşriklersiniz.

"Üzerine Allah'ın adının anılmadığı şeylerden yemeyin” kastenveya unutarak besmele çekilmeyenin haram olduğunu açıkça göstermektedir. Dâvûd Zahirî buna kail olmuştur, İmâm Ahmed'den de aynısı rivâyet edilmiştir. Mâlik ile Şâfiî buna muhalefet ederler. Çünkü aleyhisselâm Efendimiz: Müslümanın kestiği helâldır, ister ki, üzerine Allah'ın adını anmasın, buyurmuştur.Ebû Hanîfe ise kasıtlı ile unutma arasında fark görmüştür. Hepsi bunu ölü ile yahut üzerine Allah'tan başkasının adının anıldığı şeyle te'vil etmiştir. Çünkü Allahü teâlâ:

"Şüphesiz o yoldan çıkmadır” buyurmuştur. Çünkü Âyette geçen fisk üzerine Allah'tan başkasının ismi anılan demektir. Zamir de "mâ"ya râcidir.

"Gerçekten şeytanlar telkin ederler” vesvese verirler"dostlarına” kâfir dostlarına"sizinle mücadele etmek için” şöyle derler: Siz kendi öldürdüğünüzü ve aletle kestiğinizi yiyorsunuz da Allah'ın öldürdüğünü yemiyorsunuz. Bu da ölü ile te'vili destekler.

"Eğer onlara uyarsanız” haramı helâl etmede "şüphesiz elbette müşriklersiniz". Çünkü kim Allah'a itâati terk eder de onun dinine tâbi olursa, gerçekten şirk koşmuştur. Burada fe'nin hazfedilmesi güzel düşmüştür, çünkü şart mâzi lâfzı iledir.

122

 Hiç ölü olup da kendisini dirilttiğimiz ve kendisine onunla insanlar arasında yürüyeceği bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp da hiçbir zaman ondan çıkamayan kimse gibi midir? İşte kâfirlere yaptıkları şeyler böyle süslü gösterilmiştir.

 (Hiç ölü olup da kendisini dirilttiğimiz ve kendisine onunla insanlar arasında yürüyeceği bir nûr verdiğimiz bir olur mu?) Bu; Allahü teâlâ'nın hidâyet ettiği, sapıklıklıktan kurtardığı, kendisine delillerin ve âyetlerin nûrunu verdiği ve onunla eşya üzerinde düşünüp hak ile bâtıl arasında ve haklı ile haksız arasında ayrım yapan kimsenin misalidir.Nâfi' ile Ya'kûb aslı üzere "meyten” okumuşlardır,

"kemen meseluhu”da onun sıfatıdır, o mübteda’dır, haberi de "fizzulumati"dir.

"Leyse biharicin minha” da zarfta saklı şeyden hâl’dir,

"meseluhu”daki zamirden değildir. Bu da sapıklıkta kalıp da ondan hiçbir şekilde ayrılamayan kimsenin misalidir. (Bunun gibi) mü'mine îmanı süslü gösterildiği gibi "kâfirlere de yaptıkları şeyler süslü gösterilmiştir". Âyet Hazret-i Hamza ile Ebû Cehil hakkında inmiştir.Hazret-i Ömer yahut Ammar ile Ebû Cehil hakkında inmiştir de denilmiştir.

123

 İşte böyle, her kentte ekâbir günahkârlar yaptık ki, orada hile etsinler. Hileyi ancak kendilerine ederler de bunun farkında değiller.

"İşte böyle, her kentte ekâbir günahkârlar kıldık ki, orada hile yapsınlar” yani Mekke'de hile yapsınlar diye ekâbirler kıldığımız gibi her kentte de ekâbirler kıldık ki, orada hile yapsınlar.

"Caalna” sayyerna(kıldık) demektir. Onun iki mef'ûlu da"ekâbire mücrimine"dır, ikinci mef'ûl öne alınmıştır ya da "fikülli karyetin” mef'ûlüdür,

"mücrimîha”da ondan bedeldir.

"Mücrimîha"nın ekâbire'nin muzâfun ileyhi olması da câizdir. Eğer küma eylemi imkân verme ile tefsir edilirse. İsm-i tafdilin muzâf olduğu zaman müfret olması da muzâfun ileyhe mutabık olması da câizdir. Bunun içindir ki,

"ekbere mücrimîha” da okunmuştur. Özellikle ekâbirin zikredilmesi bunların halkı daha kolay arkalarına düşürmelerinden ve onlara daha rahat tuzak kurmalarmdandır.

"Hileyi ancak kendilerine yaparlar” çünkü vebali kendilerine döner "bunun da farkında değiller".

124

 Onlara bir âyet geldiği zaman:

"Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe asla îman etmeyiz” derler. Allah, elçiliğini kime koyacağını (vereceğini) pekiyi bilir. Cürüm işleyenlerin başına yaptıkları hile yüzünden Allah katında bir horluk ve şiddetli bir azâp gelecektir.

"Onlara bir âyet geldiği zaman,

"Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe asla îman etmeyiz” derler". Bunlardan Kureyş kâfirlerini murat ediyor, çünkü

rivâyete göre Ebû Cehil: Biz Abdimenaf oğulları ile şeref mücadelesi verdik, nihayet yarış atları gibi yan yana giderken: Bizden bir peygamber vardır, ona vahyolunuyor, dediler. Allah'a yemin ederim ki, ona geldiği gibi bize vahiy gelmedikçe bunu kabul etmeyiz, dedi. Âyet de bunun üzerine indi.

"Allah elçiliğini kime vereceğini pekiyi bilendir". Bu da onları reddeden yeni söz başıdır, peygamberliğin soy ve mal ile olmadığım; onun ancak Allah'ın dilediği kullarına tahsis edeceği öze ait faziletlerle ilgili olduğunu bildirmektedir. Allah elçiliği için ona uygun bildiğini seçer. O onu en iyi şekilde nereye koyacağını bilir. İbn Kesîr, Hafs daÂsım'dan rivâyetle "risaletehu” okumuşlardır.

"Cürüm işleyenlerin başına horluk gelecektir” yaşlandıktan sonra zillet ve hakaret gelecektir "Allah katında” kıyâmet gününde. Allah katından da denilmiştir.

"Yaptıkları hile yüzünden şiddetli bir azâp gelecektir” hileleri sebebiyle ve hilelerine karşılık olarak.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1286  H : 685)

 

BEYDÂVÎ TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

ŞÂFİÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç