Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

141

 

006 - EN'ÂM SÛRESİ

 

CÜZ :

8

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

111

 Eğer onlara melekleri indirsek, onlara ölüler konuşsa ve her şeyi kefiller olarak grup grup başlarına toplasa idik, Allah dilemedikçe yine de îman etmezlerdi. Fakat onların çokları cahillik ediyorlar.

"Eğer onlara melekleri indirsek, onlara ölüler konuşsa ve her şeyi kefiller olarak grup grup başlarına toplasa idik". Nitekim böyle teklif ettiler ve şöyle dediler: Bize melekler indirilse idi, bize atalarımızı getirin ya da Allah'ı ve melekleri önümüze getir. Âyette geçen kubulen kabîl'in çoğuludur, kefil manasınadıryani müjdelendikleri ve uyarıldıkları şeye kefil olarak demektir.

Ya da kabile manasına kabil'in çoğuludur ki, cemâatler olarak demektir.

Ya da mastardır, karşılıklı manasınadır, kıbelen gibi. Nâfi' ile İbn Âmir'in kırâati da öyledir. Bu ihtimallere göre "külle"den hâl’dir, genellik ifade ettiği için de câiz olmuştur.

"Yine de îman etmezlerdi” çünkü kaderlerinde küfür geçmiştir. (Allah dilemedikçe) bu da en geniş hâlden istisnadır yani hiçbir hâlde îman etmezler, ancak Allah'ın îmanlarım dilemesi hâli hariçtir demektir. Bu da Mu'tezile'nin aleyhine açık bir delildir.

"Fakat onların çoğu cahillik ediyorlar” çünkü onlara bütün âyetler getirilse idi îman etmezlerdi. Bilmeyerek Allah'a ağır yemin ediyorlar. Bunun içindir ki, cahillik çoklarına isnat edilmiştir. Halbuki mutlak cahillik hepsini içine alır.

Ya da Müslümanların çoğu onların îman etmeyeceklerini bilmezler. Bunun için îmanlarına tamah ederek Âyetin inmesini temenni ederler.

112

 Böylece her peygamber için insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunların bazısı bazılarına aldatmak için yaldızlı sözler telkin eder. Eğer Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.

"Böylece her peygamber için bir düşman kıldık” yani sana bir düşman kıldığımız gibi geçmiş her peygamber için de bir düşman kıldık. Bu da kâfirlerin peygamberlere düşmanlığının Allah'ın yapması ve yaratması ile olduğuna delildir.

"İnsan ve cin şeytanlarını” iki grubun azgınlarını demektir. Bu da "adüvven"den bedeldir ya da "caalna"nınbirinci mef'ûlüdür.

İkincisi de "adüvven"dir.

"Likülli” de ona mütaalliktirya da ondan hâl’dir.

"Bazıları bazılarına telkin eder” cin şeytanları insan şeytanlarına vesvese verir.

Ya da bazı cinler bazılarına, bazı insanlar da bazılarına demektir.(Yaldızlı sözü) bâtıl sahte sözü demektir. Bu da zahrefehu'dan gelir ki, süslemektir. (Aldatmak için) bu da mef'ûlu lehtir ya da hâl yerinde mastardır.

"Eğer Rabbin dilese idi” îmanlarını (bunu yapmazlardı) peygamberlere düşmanlığı ve yaldızlı söz telkinini. Zamirin telkine yahut zuhrufe yahut gurura gitmesi de câizdir. Bu da yukarıdaki gibi Mutezilenin aleyhine delildir.

"Onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak” İnkârlarıyla demektir.

113

 Bunu da âhirete îman etmeyenlerin gönülleri meyletsin, ondan râzı olsunlar ve irtikâp ettiklerini irtikâp etsinler diye yaparlar.

 (Âhirete îman etmeyenlerin gönülleri ona (süslü söze) meyletsin) bu da"gurura"nın üzerine atıftır, eğer illet kabul edilirse yahut mahzûfa mütaaliktiryani bunun olması için her peygambere bir düşman yarattık demektir. Mu'tezile zor durumda kalınca: Lâm akibet içindirya da kasem lamıdır, fiilnûn ile te'kit edilmediği için meksûr kılınmıştır, dediler ki, bunun da zayıf olduğu açıktır. Âyette geçen sağv eğilimdir. Zamir de "faaluhu"daki zamirin râci olduğu yerlere râcidir.

"Veliyerdavhu”ondan nefisleri için râzı olsunlar "ve liyakterifu” kazansınlar"irtikâp ettiklerini” yani günahları demektir.

114

 Allah'tan başkasını mı hakem olarak arayacağım? O ki, size kitabı açıklanmış olarak indirdi. Kendilerine kitap verdiklerimiz şüphesiz onun Rabbinden bir hak ile indirildiğini bilerler. Artık sâkin şüphe edenlerden olma.

 (Allah'tan başkasını mı hakem olarak arayacağım?) Burada kavl maddesi gizlidir yani ey Muhammed, onlara de ki: Allah'tan başkasını mı aramızda hüküm verecek ve içimizden haklıyı, haksızı ayıracak hakem mi tutacağım? Gayra, ebteği'nin mef'ûlüdür,

"hakemen” de ondan hâl’dir. Tersi de mümkündür. Hakem, hakimden daha mubalâgalıdır, onun içindir ki, adaletli olmayan onunla sıfatlandırılmaz.

"O ki, size kitabı indirdi” insan ve cinleri aciz bırakan Kur'ân'ı demektir.

"Açıklanmış olarak” içinde hak ile bâtıl ayrılmış olarak, öyle ki, onda karışıklık ve benzerlik yoktur. Bunda şuna dikkat çekilmiştir ki, Kur'ân i'caz ve anlatımıyla diğer mu'cizelere yer bırakmamıştır.

"Kendilerine kitap verdiklerimiz şüphesiz onun Rabbinden hak ile indirildiğini bilirler”bu da Kur'ân mu'cizeliğini te'kit etmektedir, şöyle ki, o Allah katından indirilmiştir, ehl-i kitap da onu bilirler. Çünkü yanlarındaki kitabı tasdik etmektedir. Kaldı ki,aleyhis-salâtü ves-selâm Efendimiz onların kitaplarını okumamış, alimleriyle karışmamıştır. Hepsinin bildiğini söylemesi çokların bilmelerindendir. Bilmeyen de az bir düşünme ile o duruma gelebilir.

Şöyle de denilmiştir: Bunlardan murat edilen ehl-i kitabın mü'minleridir.

İbn Âmir,Hafs da Âsım'dan rivâyetle şedde ile "münezzehin” okumuşlardır.

"Artık sâkin şüphe edenlerden olma” onların bunu bildiğindeyahut onun indirilmiş olduğunda. Ve çoklarının onu inkâr etmelerinde. Bu da tahrik babından olur, Meselâ:

"O müşriklerden değildi” (Al-i fmran: 67) âyeti ve diğer âyetler gibi.

Ya daResûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'e hitap, ümmetine hitaptır.

Şöyle de denilmiştir: Hitap herkesedir,

Mana da şöyledir: Deliller onun sağlam olduğunda birleşince hiç kimse onda şüphe etmemelidir.

115

 Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlandı. Onun kelimelerini değiştirecek yoktur. O, hakkıyla işiten, her şeyi bilendir.

"Rabbinin kelimesi tamam oldu” haberleri, hükümleri ve vaatları son raddesine ulaştı,

"doğruluk bakımından” haberler ve vaatlarda "ve adalet bakımından” davalar ve kararlarda.

"Sıdkan ile adlen"in nasbları temyize, hâle ve mef'ûlu leh'e muhtemeldir.

"Onun kelimelerini değiştirecek yoktur” hiç kimse onlardan daha doğrusunu ve daha âdilini getirerek bir şey değiştiremez.

Ya da hiç kimse onu Tevrat'ta olduğu gibi şayi ve yaygın olarak değiştiremez.

Ya da bundan maksat Kur'ân'dır; bu da Allah'ın onu koruyacağına dâir garanti olur, Meselâ:

"Şüphesiz onu koruyacak olan elbette biziz” (Yûsuf: 12) âyeti ve diğerleri gibi.

Ya da ondan sonra onu nesh edecek ve hükümlerini değiştirecek ne bir peygamber ne de bir kitap yoktur. Kûfelilerle Ya'kûb"kelimetü rabbike” okumuşlardır ki, onun konuştuğu yahut Kur'ân demektir.

"O, hakkıyla işitendir” dediklerini "bilendir” gizlediklerini; Binâenaleyh onları ihmal etmez.

116

 Eğer yeryüzündekilerin çoğuna itâat edersen, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancakzanna tâbi olurlar ve onlar sadece yalan söylerler.

"Eğer yeryüzündekilerin çoğuna itâat edersen” yani insanların çoğuna demektir, bundan kâfirleri yahut Câhilleri veyahut nefislerine uyanları murat etmiştir.

Şöyle de denilmiştir: Yeryüzü Mekke demektir.

"Seni Allah'ın yolundan saptırırlar” ona ulaştıran yoldan; çünkü sapan kimse genellikle ancak içinde sapıklık olan şeyi yapar.

"Onlar ancak zanna tâbi olurlar” o da atalarının doğru yolda olduğu zamandır yahut cahilliklerine ve bozuk fikirlerine tâbi olurlar demektir. Çünkü zan ilim karşıtına da denilir.

"Ve onlar sadece yalan söylerler” Allah'a nispet ettikleri şeylerde Meselâ evlât edinmek, putlara tapmayı ona ulaşmak için aracı kılmak, ölü etini helâl bilmek ve bahire ve şaibe gibi şeyleri helâl etmek gibi.

Ya da kendilerini bir şey sananlar gibi. Âyette geçen hars zan ve tahmin ile söylenen şeydir.

117

 Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları pekiyi bilir ve o, doğru yolda olanları da pekiyi bilir.

"Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları pekiyi bilir ve o, doğru yolda olanları da pekiyi bilir".Yani iki grubu da demektir. Âyette geçen"men” mevsûledir ya da mevsûfedir,

"a'lemu” fiilinin delâlet ettiği fiille mahallen mensûbtur. Onunla değil. Çünkü ef'al kalıbı bu gibi yerlerde zâhir ismi nasb etmez.

Ya da"men” istifhamiyedir, mübteda olarak merfû’dur, haber de "yedıllü"dür. Cümlede takdir edilen fiil amelden düşmüştür.

"Men yudıllü”de okunmuştur ki, Allah onu saptırır demektir. O zaman "men” mukadder fiille mensûb olur.

Ya da"a'lemu"nûn izafe edilmesiyle mecrûrduryani a'lemul mudilline demektir. O da:

"Ve yudlilullahu” (Nisa: 88)yahut adleltuhu'dan gelir ki, birini yoldan çıkmış bulmaktır. İlimde üstün olmak çoklukla ve ilmin taalluk ettiği şeyleri kavramakla, devamlılığı ile bizatihi olup da dolayısıyla olmamakla olur.

118

 Öyleyse eğer onun âyetlerine inanıyorsanız üzerine onun admın anıldığı şeylerden yiyin.

"Öyleyse eğer onun âyetlerine inanıyorsanız üzerine onun adının anıldığı şeylerden yiyin”bu da helali harâm ve haramı helâl eden saptırıcıların yolunu reddetmenin sonucudur.

Mana da şöyledir: Boğazlanırken Allah'ın admın anıldığı şeylerden yiyin; başkasının adının anıldığı yahut kendi başına ölenden değil.

"Eğer onun âyetlerine inanıyorsanız” çünkü onlara îman Allah'ın helâl ettiğini mubah saymayı ve haram, ettiğinden de uzak durmayı gerektirir.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1286  H : 685)

 

BEYDÂVÎ TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

ŞÂFİÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç