Taberi diyor ki: "Kur'anın tevili hakkımla bu
kitabımızda daha önce dedik ki: "Kur'anın tümünü te'vil etme üç kısımda
mütalaa edilir.
Kur'anın bir kısım mânâları vardır ki, bunlara ulaşmanın
hiçbir yolu yoktur. Bunlar da Allahü teâlânın,
bilgilerini kendisinde saklı tuttuğu ve bütün yaratıklarından gizlediği
mânâlardır. Bu mânâlar da, kıyametin kopma zamanı, İsa'nın inme vakti,
güneşin batıdan doğma ânı ve Sur'a üfleme zamanı gibi bir kısım
hadiselerin vakit ve vadeleridir. Kur'anın âyetlerinin bir kısım
mânâları da vardır ki, Allah teâlâ. bunların mânâlarını bilmeyi
Resulullah'a mahsus kılmış ve onun aracılığı ile de ümmetine
öğretmiştir. Bu mânâlar da Allah teâlâmn kullarının bilmeye muhtaç
oldukları ve ancak
Resulullahın açıklamasıyla Öğrenebilecekleri
mânâlardır. Üçüncü bir kısım mânâları vardır ki, bunları, Kur'ânın
indiği dili bilen herkes bilir. Bu mânâlar da, garip olan âyetlerin
mânâlarım te'vil etmek, irablarını bilmek gibi mânâlardır. Madem ki
durum böyledir o halde müfessirlerden, Kur'ânın te'vilinde doğruyu
isabet ettirmeye en layık olanı, tefsir yaparken kullandığı delili en
açık ve seçik olan kimsedir. Bu da şu şekilde tefsir ve tevil edendir.
1-
Mânâları ancak
Resulullahın açıklamasıyla bilinen âyetleri tefsir ederken:
a-
Açıklanmaları hususunda
Resulullahtan bolca nakiller bulunan âyetleri bu
nakilleri zikrederek tefsir etmeye çalışandır.
b-
Açıklanmaları hususunda
Resulullah'tan bolca nakiller bulunmayan
âyetleri, Âdil ve Zabit şahıslardan nakiller yaparak açıklayan veya
sahih delalet? lere dayanarak tefsir etmeye çalışandır.
2-
Mânâlan,
Resulullahın açıklaması olmadan ve dil kurallarına dayanılarak
bilinebilecek âyeteri ise tefsir ederken:
a-
Âyetleri Arapların fasih
şiirlerinden deliller zikrederek tefsir etmeye çalışandır.
b- Arapların konuşmalarından ve bilinen ve yaygın olan lügatlanndan deliller getirerek tefsir etmeye çalışanlardır. Yeter ki bu müfessirler sahabi ve imamlardan oluşan Selefin, tabiinin ve ümmetin âlimlerinden oluşan Halefin söylediklerinin dışına çıkmış olmasınlar.