Taberi diyor ki: "Allahü
teâlâ, Hazret-i Muhammed'e indirdiği kitabım dört isimle
isimlendirmiştir.
1-
Kur'an: Bu isim şu âyetlerde
zikredilmiştir. "Şüphesiz ki bu Kur'an, insanları en doğru yola götürür.
Salih ameller işleyen müminlere büyük bir mükafaat olduğunu, âhirete
iman etmeyenlerin de can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
[139][88]Muhakkak
ki bu Kur'an İsrailoğullarına, ihtilaf ettikleri şeylerin çoğunu
anlatmaktadır.
[140][89]
Kur'an kelimesinin mânâsı hakkında
müfessirler ihtilaf etmişlerdir:
a-
Abdullah b. Abbas'tan nakledilen bir
rivayete göre, Kur'an kelimesi
kökünden mastardır. Bu mastar fiillerinin mastarları gibidir.
Abdullah b. Abbas
"Biz onu Cebraile okuttuğumuz zaman
sen onun okuyuşunu takibet.
[141][90]âyetini
şöyle izah etmiştir: "Biz onu, sana açıkladığımız zaman sen onunla amel
et." Taberi, Abullah b. Abbas'ın bu
izanıyla "Biz onu, okuyarak açıkladığımız zaman, okuyarak
açıkladığımızla sen amel et." demek istediğini söylemiş ve
Abdullah b. Abbas'ın bu âyette geçen
"Kur'an" kelimesini "Okumak" mânâsında aldığım ve "Kıraat etmek"
şeklinde izah ettiğini söylemiştir.
b-
Katade'den rivayet edilen diğer bir
görüşe göre Kur'an kelimesi kökünden gelmektedir. Mânâsı da "Bir araya
getirmek ve kaynaştırmak" demektir. Bu ifade "Bu deve, rahmini asla bir
döl üzerinde büzüştürüp toplamamıştır." deyiminde de görülmektedir.
Nitekim Amr. b. Gülsüm şu şiirinde bunu ifade etmektedir.
"O kadının kolları beyazdır. O, döl üzerine rahmini büzüp
toplamamış biridir."
Said b. Ebi Urube diyor ki: "Katade
"Onu bir araya toplamak ve akıtmak, şüphesiz bizim işimizdir.
[142][91]
şeklinde tercüme edilen âyeti "Onu korumak ve birbirleriyle kaynaştırmak
bize aittir." şeklinde izah etmiş "Biz onu
Cebrail'e okuttuğumuz zaman sen onun okuyuşunu takibe et.
[143][92]
şeklinde tercüme edilen âyetin de "Biz onu sana okuduğumuz zaman sen
onun helaline uy, haramından kaçın." şeklinde izah etmiştir.
Taberi diyor ki: "Abdullah
b. Abbas'ın da, Katade'nin de,
naklettiğimiz görüşlerine dair Arap dilinde sahih bir yön vardır. Ancak
biraz Önce zikredilen iki âyetin tefsirinde
Abdullah b. Abbas'ın izahı daha evladır. Zira
Katade'nin izahına göre Kur'an
toplanıp bir araya gelinceye kadar
Resulullah'ın, kendisine vahyedenlere tabi olma zarureti
olmadığı anlaşılmaktadır. Halbuki Allah teâlâ, Kur'anm birçok âyetinde
Resulullah'a, kendisine vahyedilenlere uymasını emretmiş, Kur'an bir
araya toplanıncaya kadar vahyedilenlerden herhangi bir şeye uymamasına
dair hiçbir ruhsat vermemiştir. Bu itibarla zikredilen bu âyet-i
kerimeleri de Kur'anm diğer âyetleri ışığında tefsir etmek
gerekmektedir. Şayet Kıyamet suresinin on sekizinci âyeti,
Katadenin izahına göre "Biz Kur'anm
âyetlerini toparlayıp bir araya getirdiğimiz zaman sen, toparlayıp bir
araya getireliğimiz şeylere uy." şeklinde tefsir edilecek olursa bu
takdirde
Resulullahın: "Yaratan rabbinin ismiyle oku.
[144][93]
emrine uyması, Kur'ânın diğer âyetleri de gelip toparlanmadan, yine
Resulullah'ın: "Ey sarınıp bürünen Peygamber, kalk uyar[145][94]
emrine, Kur'anın diğer âyetleri de gelip toparlanmadan uyması gerekli
olmazdı. Böyle bir tezi savunmak ta ümmetin görüşünün dışına çıkmak
olurdu. Madem ki
Resulullah'ın, Kur'an-ı Kerimin her âyetinin hükmüne uyması
gereklidir ve bu âyetlerin bir araya getirilip getiriimemeleri,
Resulullah'ın o âyetlerin hükümlerine uymasının gerekliliği yönünden
farksızdır o halde Abdullah b. Abbasm,
Kıyamet suresinin on sekizinci âyetini te'vil şekli daha evladır.
Taberi diyor ki: "Eğer denilecek olursa ki "Kur'an
kelimesi mastardır ve mânâsı da "Okumak" demektir. Kur'ana bu ad nasıl
verilebilir? Çünkü Kur'an "Okumak" değil "Ouknan"dır? Cevaben denilir
ki, Arapçada mastarların ism-i Meful mânâsında kullandıklarının örneği
çoktur. Mesela "Mektup"a "Kitap"da denilmektedir. Mesela bir şair
karısını boşadığıni belirten bir mektubu anlatırken şöyle demiştir:
"Bana tekrar dönmek mi istiyorsun? Halbuki senin boşanman
hakkında, zamkın yapışmasına benzeyen bir yazı vardır." Şair bu
şiirinde, kitap kelimesini, mektup mânâsında kullanmıştır.
2-
Furkan: Bu isim şu âyette
zikredilmiştir: "Âlemlere uyarıcı olsun diye Kulu Muhammede furkanı
(Hakkı bâtıldan ayıran Kur'anı) indiren Allah, yüceler yücesidir.
[146][95]Müfessirler
bu kelimenin mânâsı hakkında da çeşitli görüşler zikretmişlerdir.
a-
İkrime ve Suudi'nin, bu kelimenin mânâsının "Kurtulmak" olduğunu
söyledikleri rivayet edilmektedir.
b-
Abdullah b. Abbas "Furkan"
kelimesinin mânâsının "Çıkış yolu" demek olduğunu söylemiştir.
c-
Mücahid ise bu kelimenin mânâsının "İki şeyin anısını ayıran" demek
olduğunu söylemiştir.
Taberi diyor ki: "Müfessirlerin "Furkan"
kelimesinin mânâsını izah etmekte ihtilaf etmelerine rağmen hepsinin
görüşü birbirine yakındır. Zira, Furkan kelimesinin "Çıkış yolu"
mânâsında olduğunu söyleyenler bunun, kurtulmak olduğunu da dolaylı
yolla söylemiş olurlar. Yine bu kelimeyi "Kurtulmak" mânâsında
kullananlar, iyilik yapımla kötülük yapanı birbirinden ayırmak ve
kurtuluşa kavuşturmak mânâsında da dolaylı yolla kullanmış olurlar. Bu
itibarla hepsinin tevil şekli de sahihtir. Çünkü söyledikleri sözlerin
mânâları, netice itibariyle aynıdır. Bize göre "Furkan" kelimesinin asıl
mânâsı "İki şeyin arasını ayırmak" demektir. Bu ayırma işi iki kişinin
arasında hüküm vermekle ve ya, çatışan iki kişiden birini kurtarmakla
yahut, delilini güçlü göstermekle ya da herhangi bir yolla gerçekleşmiş
olabilir. Bu izahtan anlaşılmaktadır ki, Kurana "Furkan" adının
verilmesi, onun delilleriyle cezalan ve farzlanyla ve diğer
hükümleriyle, haklıyla haksızın arasını ayırdetmesinden ve hüküm ve
yargılarıyla haklıya yardım edip onu kurtarmasından ve haksızı desteksiz
bırakıp onu mağlup etmesindendir.
3-
Kitap: Kur'anin bu ismi şu âyette
de zikredilmiştir: "Hamd, kulu Mu-hammed'e kitabı (Kur'anı) indiren ve
doğruluktan uzak hiçbir şeyi ona koymayan Allah'a mahsustur.
[147][96]
Kur'ana verilen bu isim de fiilinden mastardır. Kitabın asıl mânâsı
yazarın, Alfabe harflerini birleştirerek veya ayrı ayrı yazmasıdır.
Kur'an, yazmak değil yazılandır. Buna rağmen Kur'ana "Mastar" ile isim
verilmesi, biraz önce izah edilen şiirde de belirtildiği gibi Arapların
bazan mastarları ism-i meful mânâsında kullanmalanndandır.
4-
Zikir: Kur'ânın bu ismi şu âyette
de zikredilmiştir. "Şüphesiz ki zikri (Kur'anı) biz indirdik, onun
koruyucusu da biziz."
[148][97]
Kur'ana verilen bu ismin iki mânâya gelme ihtimali vardır.
a-
Burada zikir kelimesinin mânâsı "Hatırlatma ve anlatma" demektir.
Kur'ana bu adın verilişinin sebebi ise Allah teâlânın onu bize
anlatmasından ve Kur'anda kullarına, cezalanın, farzlarını, ve diğer
hükümlerini zikretmesindendir.
b- Bu Zikir kelimesinin mânâsı, anılmak, şeref kazanmak ve iftihar etmektir. Kur'ana bu ismin verilişinin sebebi, ona iman edenlerin yâd edilmeleri, şeref kazanmaları ve iftihara layık olmalarındandır. Nitekim Allahü teâlâ bir âyet-i kerimesinde: "Bu Kur'an sana ve ümmetine bir öğüttür. Yakında hesaba çekileceksiniz. [149][98] buyurmuştur. Yani bu senin için ve kavmin için bir şereftir." demek istemiştir.
-------------------
[139][88] İsra suresi, 17/9-10
[140][89] Nemi suresi, 27/76
[141][90] Kıyamet suresi, 75/18
[142][91] Kıyamet süresi, 75/17
[143][92] Kıyamet süresi, 75/18
[144][93] Alak suresi, 96/1
[145][94] Mukaddessir suresi, 74/1, 2
[146][95] Furkan suresi, 25/1
[147][96] Kehf suresi, 18/1
[148][97] Hicr suresi, 15/9
[149][98] Zuhruf suresi, 43/44