40
Yine hayır, doğuların
ve batıların Rabbine ant içerim ki, biz elbette kadiriz.
41
Onların yerine
kendilerinden daha hayırlısını getirmeye. Biz geçilenler de değiliz.
"Fela uksimu":
Bunun üzerinde de el - Hakka: 38’de konuşmuştuk. Doğular ve batılardan maksat,
her günün doğusu ve batısıdır.
"Biz elbette
kadirleriz, onların yerine kendilerinden daha hayırlısını getirmeye":
Yani onlardan daha mükemmelini ve günah işledikleri takdirde dönüp Allah’a itâat
edenini getirmeye, demektir.
"Biz geçilenler
değiliz": Bu da Vakıa: 60’da tefsir edilmiştir.
42
öyleyse bırak onları,
dalsınlar ve oynasınlar, tehdit edildikleri günlerine kavuşana dek.
"Bırak onları
dalsınlar” bâtılla
"oynasınlar”
dünyalarında.
"Hatta yulâkû":
İbn Muhaysın, yelkavyevmehümüllezi yuadun” şeklinde okumuştur ki, o da kıyamet
günüdür. Bu emir ise de manası tehdittir.
Müfessirler
bunun kılıç âyetiyle neshedildiğini söylemişlerdir. Bunun, kıyamet gününe
kavuşma olduğunu söylersek, nesih için bir anlam kalmaz.
43
O günde kabirlerinden
hızlıca çıkarlar, sanki dikili şeye (hedefe) hızla koşuyorlar.
"O günde kabirlerden
hızla çıkarlar": Yani koşu yapıyorlarmış gibi hızla atılırlar.
"Keennehüm
ilâ nusubin":
İbn Âmir, Hafs
da Âsım rivâyetinde nunun ve şadın zammesiyle
okumuşlardır.
İbn Cerir
şöyle demiştir: O, ensab'ın tekilidir, onlar
da taptıklan ilâhlardır. Buna göre mana şöyle
olur: Sanki onlar ibadet ettikleri ilâhlarına koşuyorlar.
İbn Kesir, Âsım,
Nâfi, Hamze
ve Kisâi, nunun fethi ve şadın sükunu
ile (nasbin) okumuşlardır. Bu da birinci
okuyuşla aynı manayadır, ancak bu mastardır, meselâ nasabtüş şey'e ensıbuhu
nasben denir. Katâde, manası şöyledir,
demiştir: Sanki onlar dikili bir şeye (hedefe) doğru koşuyorlar.
İbn Cerir de, yorumu
şöyledir, demiştir: Sanki onlar dikili bir
puta doğru koşuyorlar. İbn Abbâs, Ebû Miclez
ve Nehaî, nunun ref'i ve şadın sükunu
ile "nusbin” okumuşlardır.
Hasen, Ebû Osman en - Nehdi ve
Âsım el - Cahderi de nunun ve şadın birlikte
nasbi ile "ilâ
nasabin” okumuşlardır. Nash, nusb ve nusub okunur.
Ferrâ’
şöyle demiştir: Nasb
ile nusb aynı manayadır, o da mastardır,
çoğulu da: Ensab’tır.
Zeccâc da
şöyle demiştir: Nasb ve nusub: Dikili
bayraktır.
Ferrâ’ da:
îyfad (yufidun): Hızla koşmaktır, demiştir.
44
Gözleri yerde, onları
bir horluk bürümüş olarak. İşte bu, tehdit edildikleri gündür.
"Terhakuhum zilletim":
Ebû’l - Mütevekkil, Ebû’l - Cevza ve Amr b. Dinar
tenvinsiz olarak ve mimin cerri (kesresi) ile
"zilletü zalikel yevmi” okumuşlardır. Sûrenin kalan kısmının açıklaması da
Mearic: 42’de geçmiştir.
71-NUH SÛRESİ
Mekke'de inmiştir. 28 ayettir. Tamamı ittifakla
Mekki'dir.
Bismillahirrahmanirrahim
1
Gerçekten biz Nûh'u
kavmine gönderdik, kavmini kendilerine acıklı bir azap gelmeden önce uyar, diye.
2
(Nûh) dedi:
"Ey kavmim, gerçekten
ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım".
"En enzir kavmeke":
Yani bien enzir kavmeke, demektir.
"Acıklı azap”
da: Suya boğmadır.
3
"Allah’a ibadet edin,
O'ndan sakının. Bana itâat edin” diye.
"Eni’budullahe":
İbn Kesir,
Nâfi, İbn Âmir,
Kisâi ve Ali
b. Nasr da Ebû Amr’dan, nunun zammı
ile "enu’budullahe” okumuşlardır.
Âsım,
Hamze, Abdülvaris de
Ebû Amr'dan, nunun kesri
ile "eni’budullahe” okumuşlardır.
Ebû Ali de
şöyle demiştir: Zamme
ile okuyan kesreden hoşlanmaz.
"Ve etiuniye":
Ya’kûb her iki halde de ye
ile okumuştur.
4
"Sizin için
günahınızdan bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz
Allah’ın süresi, geldiği zaman ertelenmez, eğer bilseydiniz".
"Min zünubiküm":
"Min” burada
zaittir, mana da: Yağfir leküm zünubeküm, demektir. Bunu
Süddi ile
Mukâtil, demişlerdir.
Zeccâc da
şöyle demiştir:
"Min” buraya
diğer eşyaların arasından günahları vurgulamak için getirilmiştir, bazı günahlar
demek değildir,
"fectenibür ricse
minelevsan” (Hac: 30) âyetinde de böyledir. Bazı maani Âlimleri de,
bunun ba’zı manasına olduğunu söylemişlerdir ki,
Mana da şöyledir:
îman vaktine kadar işlediğiniz günahları bağışlasın.
"Sizi ertelesin”
azaptan,
"belli bir süreye
kadar": O da ecellerinin sonudur,
Mana da şöyledir:
Ecelleriniz geldiği zaman azap görmeden ölürsünüz.
"Allah'ın süresi":
Bunda da üç görüş vardır:
Birincisi:
O ölüm ecelidir, bunu da Mücâhid, demiştir: o
zaman mana şöyle olur: Allah’ın sizin için
tesbit ettiği ecel geldiği zaman ertelenmez, o zaman da iman etmeniz mümkün
olmaz.
İkincisi:
O, öldükten sonra dirilme ecelidir, bunu da Hasen,
demiştir.
Üçüncüsü:
Azap ecelidir, bunu da Süddi
ile Mukâtil,
demişlerdir.
5
Dedi: "Rabbim,
gerçekten ben kavmlmi gece gündüz davet ettim."
6
"Davetim onların
ancak kaçmalarını artırdı".
"Davetim onların ancak
kaçmalarını artırdı": Yani imandan uzaklaşmalarını artırdı.
7
"Gerçekten ben
onları, senin onları bağışlaman için ne zaman davet etti isem, parmaklarını
kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler. Direttiler ve büyüklük
taslamakla büyüklük tasladılar".
"Gerçekten ben onları
ne zaman davet etti isem” iman ve taate
"parmaklanın
kulaklarına tıkadılar” sesimi işitmemeleri için,
"Elbiselerine
büründüler", beni görmemeleri için yüzlerini kapattılar.
"Direttiler”
küfürlerinde
"ve büyüklük
tasladılar” sana iman etmekten ve bana tabi olmaktan.
8
"Sonra gerçekten ben
onları açıkça davet ettim".
"Sonra gerçekten ben
onları açıkça davet ettim": Davetimi açıktan yaptım.
İbn Abbâs: En
yüksek sesimle, demiştir.
9
"Sonra gerçekten ben
onlara açıkladım ve gizlemekle gizli söyledim".
"Sonra gerçekten
onlara açıkladım": Yani onlara açık daveti tekrarladım
"ve gizlemekle gizli söyledim":
İbn Abbâs
şöyle demiştir: Her adamla gizlice teker teker
konuştum, onu senin birlik ve ibadetine davet ettim.
10
Dedim: "Rabbinize
istiğfar edin. Çünkü O, çok bağışlayandır".
"Dedim: Rabbinize
istiğfar edin":
Müfessirler
şöyle demişlerdir: Allah yağmurlarını
kesti ve kadınlarını kırk yıl kısır bıraktı. Nûh onlara
şöyle dedi:
"Rabbinize istiğfar
edin": Şirkten, yani birleyerek O’ndan bağışlanmanızı dileyin.
|