45 / CÂSİYE
Mekke'de inmiştir. 36
yahut 37 âyettir.
1
Hâ.
Mîm.
2
Kitabın indirilmesi çok güçlü, hikmet sâhibi Allah'tandır.
(Kitabın
indirilmesi) eğer hamim'i
mübteda kılarsan, haberi tenzilül kitaptır ki, o zaman bir şey gizleme ihtiyacı
duyarsın Meselâ tenzilü hamimin gibi. Eğer onu
huruf-ı mukattaa (hece harfleri) sayarsan,
tenzilü mübteda,
"min-allahil-azîzil-hakîm"i
de haberi olur.
Şöyle de
denilmiştir:
Hâ-Mîm kasem edilen şeydir,
tenzîlül-kitâbi de sıfatıdır, kasemin cevabı da:
3
Gerçekten göklerde ve yerde mü'minler için elbette
deliller vardır.
(Gerçekten
göklerde ve yerde mü'minler için elbette deliller vardır)
kavlidir. Bunun da dış
manasına göre olma ihtimali de vardır ve mananın, göklerin ve yerin
yaratılışında deliller vardır, şeklinde olma ihtimali de vardır. Çünkü:
4
Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında
da kesin olarak îman eden bir toplum için deliller vardır.
(sizin ve
yaydığı hayvanların yaratılışında vardır)
buyurmuştur. Bu durumda mâ'nın küm mecrûr
zamirine atfı hoş olmaz, bilâkis ona muzâf olana atfı iki ihtimalle de hoş olur
(göklerde ya da
yaratılışında deliller vardır).
Çünkü onların yayılması (dağılması) çeşitliliği,
geçimini sağlayacak şeyleri toplaması ve diğerleri, irâde sâhibi Yaratıcının
varlık delilleridir.
(Kesin olarak
îman eden bir toplum için deliller vardır).
Bu da inne ile isminin mahalline göredir,
ma’tûftur. Hamze,
Kisâî ve Ya'kûb
inne'nin ismine hamlederek nasb ile
(ayatin) okumuşlardır.
5
Gece ile gündüzün art arda gelmesinde, Allah'ın gökten
indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği rızıkta ve rüzgârları
çevirmesinde akıllarını çalıştıran bir toplum için ibretler vardır.
"Gece ile
gündüzün art arda gelmesinde, Allah'ın gökten indirip de onunla yeryüzünü
ölümünden”
kurumasından
"sonra
dirilttiği rızıkta”
yağmurda, ona rızık demesi sebebi olduğu içindir "ve
rüzgârları çevirmesinde” yönlerini ve durumlarını değiştirmesinde.
Hamze
ile Kisâî tekil olarak
"ve tasrifir rihi” okumuşlardır.
"akıllarını
çalıştıran bir toplum için ibretler vardır".
Bu ayatün'de de (yukarıda geçen) iki kırâat
vardır, bu okuyuşa göre iki âmile - fî ile
mübdedalık yahut inne'dir
- atfı lâzım gelir, ancak fî'nin gizlenmesi
yahut ihtisas üzere nasb ile ayatin okunması
veyahut hiye'nin takdir edilmesiyle Merfû'
okunması hariçtir. Belki de üç âyet sonlarının farklı oluşu âyetlerin dikkat ve
görünüş itibarı ile farklı olmasındandır.
6
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir; onları sana hak ile
okuyoruz. Allah'tan ve âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
"İşte bunlar
Allah'ın âyetleridir”
yani
bu âyetler onun delilleridir (onları sana okuyoruz)
bu da âyetlerden hâl’dir, âmili de işaretteki manadır
"hak ile” bizler hak ile ya da âyetler
hak ile ilişkili olarak.
"Allah'tan ve
âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”
yani
badellahi, ba'de ayatillahi demektir. Allah isminin başa alınması mübalağa ve
ta'zîm içindir, tıpkı: A'cebeni zeydün ve keremuhu
('acebeni keremü zeydin demektir) sözünde olduğu gibi.
Ya da
Allah'ın sözünden sonra demektir ki, o da Kur'ân'dır, Meselâ
"Allah sözün en güzelini indirdi”
(Zümer: 23) kavli gibi. Onun âyetleri de okunan
delilleridir ya da Kur'ân'dır. Atıf da iki
sıfatın değişik olmasındandır (değişik olmazsa iki şey
birbirine atfedilmez). Hicazlı iki kurra ile
Hafs, Ebû Amr ve Rûh geçene uyması
için ye ile yü'minun okumuşlardır.
7
Her çok yalancının, çok günahkârın vay hâline!
8
Kendisine okunan Allah'ın âyetlerini işitir, sonra da
onları işitmemiş gibi büyüklük taslamakta ısrar eder. İşte onu acıklı bir azapla
müjdele.
"Kendisine
okunan Allah'ın âyetlerini işitir, sonra da onun üzerinde ısrar eder”
küfrünün üzerinde
"büyüklük taslayarak” âyetlere îmandan.
Sümme edâtı durumu uzak görmek içindir, cümle de
hâl yerindedir. Meselâ şu beyitte olduğu gibi:
Ölüm risklerini görür, sonra da onların üzerine gider.
(Onları
işitmemiş gibi) keen,
keennehu'dan tahfif edilmiştir, hu zamir-i şan'ı hazf edilmiştir. Cümle de hâl
yerindedir. Yani işitmemiş gibi ısrar eder
demektir.
"İşte onu acıklı
bir azapla müjdele".
İsrarından dolayı, müjde ya esas manasındadır
ya da alay etmek içindir.
9
Âyetlerimizden bir şey bildiği zaman onu eğlence edinir.
İşte onlar için alçaltıcı bir azâp vardır.
"Âyetlerimizden
bir şey bildiği zaman”
ona âyetlerimizden biri
ulaşır da onlardan olduğunu bilirse "onları eğlence
edinir” o bildiği şeyden dolayı, onlarda eğlencelik bir şey görmediği
hâlde. İttehazeha'daki zamir âyetlere gitmektir, bunun faydası da şunu bildirmek
içindir ki, bir söz işitir de onun âyetlerden olduğunu bilirse, bütün âyetlerle
dalga geçer ve işittiği ile yetinmez.
Ya da
zamir şey'en lâfzına râcidir, çünkü o da âyet manasınadır.
"Onlar için
aşağılayıcı bir azâp vardır".
10
Arkalarından da cehennem. Ne kazandıkları şeyler ne de
Allah'tan başka edindikleri dostlar, onlardan hiçbir şey gidermez. Onlar için
büyük bir azâp vardır.
"Arkalarından da
cehennem” kuddam
önlerinden demektir, çünkü ona yönelmişlerdir ya da
arkalarından demektir; çünkü ecellerinden sonradır.
"Kazandıkları
şeyler onlardan def etmez”
kazandıkları mallar ve
evlatlar "hiçbir şey” Allah'ın azabından.
"Ne de Allah'tan
başka edindikleri dostlar”
yani
putlar.
"Onlar için
büyük bir azâp vardır".
Tâhâmmül edemeyecekleri büyüklükte bir azâp vardır.
11
İşte bu hidâyettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenler
için çok şiddetli acı verici bir azâp vardır.
(İşte
bu hidâyettir) işâret
Kur'ân'adır, şu âyet de onu gösterir:
"Rablerinin
âyetlerini inkâr edenler için çok şiddetli acı verici bir azâp vardır".
İbn Kesîr, Ya'kûb
ve Hafs ref ile elimün okumuşlardır. Burada
geçen ricz de şiddetli azaptır.
12
Allah odur ki, denizi size ram etti ki, onda gemiler emri
ile aksın ve onun lütfünden arayasınız. Belki şükredersiniz.
"Allah odur ki,
denizi size ram etti”
onu düz dam gibi yaptı ki,
içine giren ahşap gibi şeyler yüzüne çıksın ve içine dalmaya engel olmasın.
"Onda gemiler
emri ile aksın” siz
içindeyken onu emrinize vermekle.
"Ve onun
lütfünden arayasınız”
ticaret, dalgıçlık, av vb.
gibi.
"Belki
şükredersiniz” bu
nimetlere.
13
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini kendinden size ram
etti. Şüphesiz bunda iyi düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
"Göklerde ve
yerde ne varsa, hepsini size ram etti”
sizin menfaatinize
yaratmakla (kendinden) bu da
mâ edatından
hâl’dir yani bu şeyleri kendinden olarak
emrinize verdi demektir.
Ya da
minhü mahzûf mübtedanın haberidir yani hiye
cemian minhü demektir.
Ya da
mafissemavatinin haberidir. Sahhare leküm de te'kit içindir
ya da lima
filardı'nın haberidir. Minneten de okunmuştur ki, memlun leh olur. Mennuhu da
okunmuştur ki, sahhara'nın fâili olur, bu da mecâzî bir şekildedir.
Ya da
mennuhu mahzûf mübtedanın haberidir yani
Hâza mennuhu (bu onun
lütfüdür demektir). "Şüphesiz bunda iyi düşünen
bir toplum için elbette ibretler vardır” Allah'ın sanat eserlerini
düşünenler için.
|