Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

498

 

045 - CÂSİYE SÛRESİ

 

CÜZ :

25

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

45 / CÂSİYE

Mekke'de inmiştir. 36 yahut 37 âyettir.

1

 . Mîm.

2

Kitabın indirilmesi çok güçlü, hikmet sâhibi Allah'tandır.

(Kitabın indirilmesi) eğer hamim'i mübteda kılarsan, haberi tenzilül kitaptır ki, o zaman bir şey gizleme ihtiyacı duyarsın Meselâ tenzilü hamimin gibi. Eğer onu huruf-ı mukattaa (hece harfleri) sayarsan, tenzilü mübteda,

"min-allahil-azîzil-hakîm"i de haberi olur.

Şöyle de denilmiştir: Hâ-Mîm kasem edilen şeydir, tenzîlül-kitâbi de sıfatıdır, kasemin cevabı da:

3

 Gerçekten göklerde ve yerde mü'minler için elbette deliller vardır.

(Gerçekten göklerde ve yerde mü'minler için elbette deliller vardır) kavlidir. Bunun da dış manasına göre olma ihtimali de vardır ve mananın, göklerin ve yerin yaratılışında deliller vardır, şeklinde olma ihtimali de vardır. Çünkü:

4

Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında da kesin olarak îman eden bir toplum için deliller vardır.

(sizin ve yaydığı hayvanların yaratılışında vardır) buyurmuştur. Bu durumda 'nın küm mecrûr zamirine atfı hoş olmaz, bilâkis ona muzâf olana atfı iki ihtimalle de hoş olur

(göklerde ya da yaratılışında deliller vardır). Çünkü onların yayılması (dağılması) çeşitliliği, geçimini sağlayacak şeyleri toplaması ve diğerleri, irâde sâhibi Yaratıcının varlık delilleridir.

(Kesin olarak îman eden bir toplum için deliller vardır). Bu da inne ile isminin mahalline göredir, ma’tûftur. Hamze, Kisâî ve Ya'kûb inne'nin ismine hamlederek nasb ile (ayatin) okumuşlardır.

5

 Gece ile gündüzün art arda gelmesinde, Allah'ın gökten indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği rızıkta ve rüzgârları çevirmesinde akıllarını çalıştıran bir toplum için ibretler vardır.

"Gece ile gündüzün art arda gelmesinde, Allah'ın gökten indirip de onunla yeryüzünü ölümünden” kurumasından

"sonra dirilttiği rızıkta” yağmurda, ona rızık demesi sebebi olduğu içindir "ve rüzgârları çevirmesinde” yönlerini ve durumlarını değiştirmesinde.

Hamze ile Kisâî tekil olarak "ve tasrifir rihi” okumuşlardır.

"akıllarını çalıştıran bir toplum için ibretler vardır". Bu ayatün'de de (yukarıda geçen) iki kırâat vardır, bu okuyuşa göre iki âmile - ile mübdedalık yahut inne'dir - atfı lâzım gelir, ancak 'nin gizlenmesi yahut ihtisas üzere nasb ile ayatin okunması veyahut hiye'nin takdir edilmesiyle Merfû' okunması hariçtir. Belki de üç âyet sonlarının farklı oluşu âyetlerin dikkat ve görünüş itibarı ile farklı olmasındandır.

6

 İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir; onları sana hak ile okuyoruz. Allah'tan ve âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

"İşte bunlar Allah'ın âyetleridir” yani bu âyetler onun delilleridir (onları sana okuyoruz) bu da âyetlerden hâl’dir, âmili de işaretteki manadır "hak ile” bizler hak ile ya da âyetler hak ile ilişkili olarak.

"Allah'tan ve âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?” yani badellahi, ba'de ayatillahi demektir. Allah isminin başa alınması mübalağa ve ta'zîm içindir, tıpkı: A'cebeni zeydün ve keremuhu ('acebeni keremü zeydin demektir) sözünde olduğu gibi.

Ya da Allah'ın sözünden sonra demektir ki, o da Kur'ân'dır, Meselâ "Allah sözün en güzelini indirdi” (Zümer: 23) kavli gibi. Onun âyetleri de okunan delilleridir ya da Kur'ân'dır. Atıf da iki sıfatın değişik olmasındandır (değişik olmazsa iki şey birbirine atfedilmez). Hicazlı iki kurra ile Hafs, Ebû Amr ve Rûh geçene uyması için ye ile yü'minun okumuşlardır.

7

 Her çok yalancının, çok günahkârın vay hâline!

8

 Kendisine okunan Allah'ın âyetlerini işitir, sonra da onları işitmemiş gibi büyüklük taslamakta ısrar eder. İşte onu acıklı bir azapla müjdele.

"Kendisine okunan Allah'ın âyetlerini işitir, sonra da onun üzerinde ısrar eder” küfrünün üzerinde "büyüklük taslayarak” âyetlere îmandan. Sümme edâtı durumu uzak görmek içindir, cümle de hâl yerindedir. Meselâ şu beyitte olduğu gibi:

Ölüm risklerini görür, sonra da onların üzerine gider.

(Onları işitmemiş gibi) keen, keennehu'dan tahfif edilmiştir, hu zamir-i şan'ı hazf edilmiştir. Cümle de hâl yerindedir. Yani işitmemiş gibi ısrar eder demektir.

"İşte onu acıklı bir azapla müjdele". İsrarından dolayı, müjde ya esas manasındadır ya da alay etmek içindir.

9

 Âyetlerimizden bir şey bildiği zaman onu eğlence edinir. İşte onlar için alçaltıcı bir azâp vardır.

"Âyetlerimizden bir şey bildiği zaman” ona âyetlerimizden biri ulaşır da onlardan olduğunu bilirse "onları eğlence edinir” o bildiği şeyden dolayı, onlarda eğlencelik bir şey görmediği hâlde. İttehazeha'daki zamir âyetlere gitmektir, bunun faydası da şunu bildirmek içindir ki, bir söz işitir de onun âyetlerden olduğunu bilirse, bütün âyetlerle dalga geçer ve işittiği ile yetinmez.

Ya da zamir şey'en lâfzına râcidir, çünkü o da âyet manasınadır.

"Onlar için aşağılayıcı bir azâp vardır".

10

 Arkalarından da cehennem. Ne kazandıkları şeyler ne de Allah'tan başka edindikleri dostlar, onlardan hiçbir şey gidermez. Onlar için büyük bir azâp vardır.

"Arkalarından da cehennem” kuddam önlerinden demektir, çünkü ona yönelmişlerdir ya da arkalarından demektir; çünkü ecellerinden sonradır.

"Kazandıkları şeyler onlardan def etmez” kazandıkları mallar ve evlatlar "hiçbir şey” Allah'ın azabından.

"Ne de Allah'tan başka edindikleri dostlar” yani putlar.

"Onlar için büyük bir azâp vardır". Tâhâmmül edemeyecekleri büyüklükte bir azâp vardır.

11

 İşte bu hidâyettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenler için çok şiddetli acı verici bir azâp vardır.

 (İşte bu hidâyettir) işâret Kur'ân'adır, şu âyet de onu gösterir:

"Rablerinin âyetlerini inkâr edenler için çok şiddetli acı verici bir azâp vardır". İbn Kesîr, Ya'kûb ve Hafs ref ile elimün okumuşlardır. Burada geçen ricz de şiddetli azaptır.

12

 Allah odur ki, denizi size ram etti ki, onda gemiler emri ile aksın ve onun lütfünden arayasınız. Belki şükredersiniz.

"Allah odur ki, denizi size ram etti” onu düz dam gibi yaptı ki, içine giren ahşap gibi şeyler yüzüne çıksın ve içine dalmaya engel olmasın.

"Onda gemiler emri ile aksın” siz içindeyken onu emrinize vermekle.

"Ve onun lütfünden arayasınız” ticaret, dalgıçlık, av vb. gibi.

"Belki şükredersiniz” bu nimetlere.

13

 Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini kendinden size ram etti. Şüphesiz bunda iyi düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini size ram etti” sizin menfaatinize yaratmakla (kendinden) bu da edatından hâl’dir yani bu şeyleri kendinden olarak emrinize verdi demektir.

Ya da minhü mahzûf mübtedanın haberidir yani hiye cemian minhü demektir.

Ya da mafissemavatinin haberidir. Sahhare leküm de te'kit içindir ya da lima filardı'nın haberidir. Minneten de okunmuştur ki, memlun leh olur. Mennuhu da okunmuştur ki, sahhara'nın fâili olur, bu da mecâzî bir şekildedir.

Ya da mennuhu mahzûf mübtedanın haberidir yani Hâza mennuhu (bu onun lütfüdür demektir). "Şüphesiz bunda iyi düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır” Allah'ın sanat eserlerini düşünenler için.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1286  H : 685)

 

BEYDÂVÎ TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

ŞÂFİÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç