52
"Gerçekten sende mi (öldükten sonra dirilmeyi)
kesinlikle tasdik edenlerdensin?” derdi.
"Gerçekten sen de kesinlikle tasdik edenlerden misin?”
derdi":
Zeccâc şöyle
demiştir: Burada geçen Mûsaddikin kelimesinde sad şeddesizdir. O saddeka
yusaddiku fehüve Mûsaddikun babındandır. Burada şadın şeddesi câiz değildir.
Müfessirler de mana
şöyledir, demişlerdir: Gerçekten sen de
öldükten sonra dirilmeyi tasdik edenlerden misin? Bekr b. Abdurrahman el- Kadı,
Hamze’den, sadın teşdidi
ile
"el -
Mûsaddikin” okuduğunu rivayet etmiştir.
53
"Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı,
gerçekten biz mi elbette cezalanacağız?"
"Biz mi gerçekten cezalanacağız?": Yani
amellerimizle cezalanacağız, demektir. Dinluhu binıa saııaa, onu yaptığı şeye
karşılık cezalandırdım, demektir. Mü’min kâfir arkadaşını görmek istedi,
cennettekilere:
54
Dedi:
"İyice bakar mısınız?"
"İyice bakar mısınız?” dedi: Yani sizin ve
onların yeri hakkında fikir edinmek için cehenneme bakar mısınız, dedi.
İbn Abbâs,
Dahhâk, Ebû İmran ve İbn Yamur, tının sükunu ve şeddesiz olarak
"hel entüm
mutliun” okumuşlardır. Utlia da merfu hemze ve sakin ti iledir. Ebû Rezin
ile İbn Ebi Able nunun kesri
ile
"mutliuni”
okumuşlardır.
İbn Mes’ûd da
şöyle demiştir: baktı, sonra arkadaşlarına dönüp: Ateşte kaynayan
kafatasları gördüm, dedi.
İbn Abbâs da
şöyle demiştir: Çünkü cennette bir delik vardır, oradan cehenneme
bakarlar.
55
baktı; onu cehennemin ortasında gördü.
"Onu gördü” yani kâfir arkadaşını gördü,
"cehennemin ortasında": Yani göbeğinde.
Şöyle denilmiştir: Ortaya seva denilmesi,
çevrenin ona eşit mesafede olmasındandır. Huleyd el - Asri de
şöyle demiştir: Allah’a yemin ederim eğer
Allah onu tanıtmasa idi tanıyamazdı; çünkü rengi ve görüntüsü değişmiştir, İşte
o zaman:
56
"Allah’a yemin olsun ki, gerçekten neredeyse beni
helak edecektin!"
"Allah'a yemin ederim ki, gerçekten neredeyse beni
helak edecekti!” dedi.
Müfessirler, mana: Neredeyse beni
mahvedecekti, demişlerdir. Erdeytü fülanen: Birini helak etmektir.
57
"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka (cehenneme)
celbedilenlerden olacaktım".
"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı": Yani bana
İslâm’ı ihsan etmese idi
"mutlaka cehenneme celbed ileni erden olacaktım":
Seninle beraber cehenneme getirilecektim, demektir.
58
Biz ölecek değilmiş miyiz?"
59
"Biz ölecek değilmiş miyiz?":
"Ancak ilk ölümümüz hariç. Biz azap görmeyecekmiş
miyiz?"
Bunda da üç
görüş vardır:
Birincisi: O, ölüm boğazlandığı zamandır.
Cennet halkı şöyle dediler:
"Biz ölecek değilmiş miyiz? Ancak ilk ölümümüz hariç”
o da dünyada olandır.
"Biz azap görmeyecekmiş miyiz?” onlara:
Hayır, denilir, işte o zaman:
60
Gerçekten bu, elbette büyük kurtuluştur.
"Gerçekten bu, elbette büyük kurtuluştur”
derler. Allahü teâlâ da:
61
Çalışanlar bunun gibisi için çalışsınlar.
"Çalışanlar bunun gibisi için çalışsınlar”
der. Bunu da İbn Saib demiştir. Bunu melekler
der, diyenler de olmuştur.
İkincisi: O, mü’minin arkadaşlarına dediği
sözdür, ona: Sen ölmezsin, derler. O da:
"Gerçekten bu, elbette büyük kurtuluştur”
der. Bunu da Mukâtil, demiştir.
Ebû Süleyman Dımeşki de
şöyle demiştir: Mü’minin cennet halkına böyle
hitap etmesi nimetin devamına sevindiği içindir: soru sormak için değildir.
Çünkü onların ölmeyeceklerini gerçekten bilir, ancak İni sözü tekrar etmesi onu
işitmekle daha çok sevinmek içindir.
Üçüncüsü: O, mü’minin kâfir arkadaşına
beğenmediği şeyi reddetmek için söylediği sözdür. Bunu da
Sa’lebî zikretmiştir.
"Bunun gibisi için": Yani
"onlar için belli bir rızık vardır” (Saffat:
41) kavlinde zikrettiği nimeti kasdetmişlir. Bu da O'na itâat etmekle aziz ve
celil olan Allah’ın sevabını istemeye teşviktir.
62
İkramca bu mu hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
"Bu mu daha hayırlıdır": Cennet halkı
ile ilgili olarak anlatılanlara işarettir,
"nüzülen (ikramca)":
İbn Kuteybe: Rızıkça, demiştir: İkametül
enzal (ikram ikameti) ve enzaltil ecnad (ordunun ikramı) da bundandır ki,
rızıkları demektir.
Zeccâc: Nüzül burada artma ve fazlalıktır,
demiştir. Haza taamım lehu nüzlün ve nüzülün denir ki: Bu gıda maddesi
artığındır, demektir.
Mana şöyledir: Gıda olarak alınan ve yanında
ikamet edilen bu ikramlar mı daha hayırlıdır yoksa cehennem halkınınki mi? O da:
"Yoksa zakkum ağacı mıdır?” dediğidir.
Âlimler, bu
ağaç dünyada mıdır yoksa değil midir diye ihtilaf etmişlerdir:
Kutrub şöyle
demiştir: O, Tihame toprağında biten en kötü bir ağaçtır. Başkası da
şöyle demiştir: Zakkum: meyvesinin tadı çok
kötü olan bir ağaçtır. Onun dünyada bilinmeyen, ancak cehennemde olan ve
cehennem halkının onu yemeye zorlandıkları bir ağaç olduğu da söylenmiştir.
63
Gerçekten biz onu zâlimler için bir fitne kıldık.
"Gerçekten biz onu zâlimler için bir fitne kıldık":
Yani kâfirler için, demektir.
Fitneden
murat edilen şey hususunda da üç görüş vardır:
Birincisi: Onun cehennemde olduğu
söylenince, fitneye kapılıp inkâr ettiler ve:
"Ateşte ağaç
nasıl olur? Ateş ağacı yakar, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu da
Katâde, demiştir.
Süddi de: Ebû Cehil için fitnedir, demiştir.
İkincisi: Fitne azap manasınadır, bunu da
İbn Kuteybe, demiştir.
Üçüncüsü: Fitne deneme manasınadır; onunla
denenip inkâr ettiler.
64
Şüphesiz o, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
"Cehennemin dibinde çıkan": Yani
derinliklerinde biten, demektir.
Hasen şöyle
demiştir: Onun kökü cehennemin dibindedir, dalları da bütün derinliklerine iner.
65
Tomurcuğu sanki şeytanların başlarıdır.
"Tal’uha (tomurcuğu): Meyvesi demektir. Ona
tal’ denilmesi tulu’ edip doğmasındandır. Sanki o, şeytanların başlarıdır".
Eğer:
"Onu nasıl
görülmeyen bir şeye benzetti?” denilirse, buna üç cevap verilir:
Birincisi: insanların içinde şeytanların
çirkin olduğu iyice yerleşmiştir, görülmese do çirkin olarak bilinen bir şeye
benzetilmesi câizdir. Şair İmruulkays şöyle
demiştir:
Beni öldürecek mi, yanımda keskin kılıç
Ve gulyabaninin dişleri gibi sivri mızrak vardır?
Zeccâc şöyle
demiştir: O, gulyabaniyi de dişlerini de görmemiştir, ancak erkeklerde
çirkinliği şeytana benzetmek ve dişilerde gul yabaniye benzetmek daha
abartılıdır.
İkincisi'
Mekke ile Medine arasında şeytanların başı
diye isimlendirdikleri bir ağaç vardır, onu ona benzetmiştir. Bunu da
İbn Saib, demiştir.
Üçüncüsü: Şeytanlar demekle başlan ve
yeleleri olan yılanları kastetmiş, o ağacın meyv elerim o yılanların başlarına
benzetmiştir. Bunu da Zeccâc, demiştir.
Ferrâ’ şöyle
demiştir: Araplar bazı yılanlara şeytan, derler. O, yelesi olan çirkin suratlı
bir yılandır.
66
Şüphesiz onlar elbette ondan yiyecek, ondan
karınlarını doyuracaklar.
"Şüphesiz onlar elbette ondan yiyecekler”
yani onun meyvesinden yiyecekler
"ondan karınlarını doyuracaklardır": öyleki
ondan yemeye zorlanacak ve karınları dolacaktır.
67
Sonra gerçekten onlar için onun üzerine elbette kaynar
sudan bir karışım vardır.
"Sonra gerçekten onlar için üzerine elbette kaynar
sudan bir karışım vardır ":
İbn Kuteybe şöyle
demiştir: Sıcak sudan bir karışım vardır, üzerine onu içeceklerdir. Araplar
şöyle derler: Başkasıyla karıştırdığın her bir
şey karışımdır.
Müfessirler
şöyle demişlerdir: Zakkumu yedikten sonra üzerine kaynar su içerler.
Kaynar su karınlarında zakkuma karışır; böylece bir kauşım meydana gelir.
68
Sonra gerçekten onların gideceği yer, elbette
cehennemdir.
"Sonra gerçekten onların gidecekleri yer":
Yani zakkum yiyip kaynar su içtikten sonra gidecekleri yer
"elbette cehennemdir": Çünkü kaynar su
cehennemin dışındadır; onlar susuz develer gibi ona götürülürler, sonra
cehenneme döndürülürler.
"Onunla kaynar su arasında dolaşırlar”
(Rahman: 44) kavli de bunu göstermektedir.
69
Şüphesiz onlar atalarını sapıklar (olarak) buldular.
"Elfev": Buldular, demektir.
70
Onlar da izlerinden soluk soluğa koşuyorlar.
"Yuhraun"un manası da Hûd: 87'de şerh
edilmiştir.
Mana da: Onlar
süratle atalarını takip ederler, demektir.
71
Yemin olsun, gerçekten onlardan önce evvelkilerin çoğu
sapıttı.
"Yemin olsun, gerçekten onlardan önce saptı":
Yani o müşriklerden önce demektir,
"öncekilerin çoğu": Geçmiş ümmetlerin çoğu
anlamınadır.
72
Yemin olsun, gerçekten onlara uyarıcılar gönderdik.
73
Bak, uyarılanların sonucu nasıl oldu?
74
Ancak Allah’ın ihlaslı kulları hariç.
"Ancak Allah'ın ihlaslı kulları hariç": Yani
Allah’ı bir bilenler, demektir; çünkü onlar azaptan kurtulmuşlardır.
İbn Cerir şöyle
demiştir: Neden istisna güzel düşmüştür? Çünkü
Mana şöyledir: Bak, uyarılanları nasıl helak
ettik, ancak Allah'ın kulları hariç.
75
Yemin olsun, gerçekten Nûh bize seslendi. Biz ne güzel
cevap verenleriz!
"Yemin olsun, gerçekten Nûh bize seslendi":
Yani dua etti.
Onun ettiği
duada iki görüş vardır:
Birincisi: O, Allah'tan yardım isteyerek
kavmine beddua etti.
İkincisi: Onu boğulmaktan kurtarması için
dua etti.
"Biz ne güzel cevap verenleriz":
Mana şöyledir: Biz onu kurtardık, kavmini ise
helak ettik.
76
Onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan kurtardık.
"Büyük sıkıntı":
Bunda da
iki görüş vardır:
Birincisi: O, suda boğulmaktır.
İkincisi: Kavminin eziyetidir.
|