Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

447

 

037 - SÂFFÂT SÛRESİ

 

CÜZ :

23

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

52

"Gerçekten sende mi (öldükten sonra dirilmeyi) kesinlikle tasdik edenlerdensin?” derdi.

"Gerçekten sen de kesinlikle tasdik edenlerden misin?” derdi":

Zeccâc şöyle demiştir: Burada geçen Mûsaddikin kelimesinde sad şeddesizdir. O saddeka yusaddiku fehüve Mûsaddikun babındandır. Burada şadın şeddesi câiz değildir.

Müfessirler de mana şöyledir, demişlerdir: Gerçekten sen de öldükten sonra dirilmeyi tasdik edenlerden misin? Bekr b. Abdurrahman el- Kadı, Hamze’den, sadın teşdidi ile

"el - Mûsaddikin” okuduğunu rivayet etmiştir.

53

"Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi elbette cezalanacağız?"

"Biz mi gerçekten cezalanacağız?": Yani amellerimizle cezalanacağız, demektir. Dinluhu binıa saııaa, onu yaptığı şeye karşılık cezalandırdım, demektir. Mü’min kâfir arkadaşını görmek istedi, cennettekilere:

54

Dedi:

"İyice bakar mısınız?"

"İyice bakar mısınız?” dedi: Yani sizin ve onların yeri hakkında fikir edinmek için cehenneme bakar mısınız, dedi.

İbn Abbâs, Dahhâk, Ebû İmran ve İbn Yamur, tının sükunu ve şeddesiz olarak

"hel entüm mutliun” okumuşlardır. Utlia da merfu hemze ve sakin ti iledir. Ebû Rezin ile İbn Ebi Able nunun kesri ile

"mutliuni” okumuşlardır.

İbn Mes’ûd da şöyle demiştir: baktı, sonra arkadaşlarına dönüp: Ateşte kaynayan kafatasları gördüm, dedi.

İbn Abbâs da şöyle demiştir: Çünkü cennette bir delik vardır, oradan cehenneme bakarlar.

55

baktı; onu cehennemin ortasında gördü.

"Onu gördü” yani kâfir arkadaşını gördü,

"cehennemin ortasında": Yani göbeğinde.

Şöyle denilmiştir: Ortaya seva denilmesi, çevrenin ona eşit mesafede olmasındandır. Huleyd el - Asri de şöyle demiştir: Allah’a yemin ederim eğer Allah onu tanıtmasa idi tanıyamazdı; çünkü rengi ve görüntüsü değişmiştir, İşte o zaman:

56

"Allah’a yemin olsun ki, gerçekten neredeyse beni helak edecektin!"

"Allah'a yemin ederim ki, gerçekten neredeyse beni helak edecekti!” dedi.

Müfessirler, mana: Neredeyse beni mahvedecekti, demişlerdir. Erdeytü fülanen: Birini helak etmektir.

57

"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka (cehenneme) celbedilenlerden olacaktım".

"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı": Yani bana İslâm’ı ihsan etmese idi

"mutlaka cehenneme celbed ileni erden olacaktım": Seninle beraber cehenneme getirilecektim, demektir.

58

Biz ölecek değilmiş miyiz?"

59

"Biz ölecek değilmiş miyiz?":

"Ancak ilk ölümümüz hariç. Biz azap görmeyecekmiş miyiz?"

Bunda da üç görüş vardır:

Birincisi: O, ölüm boğazlandığı zamandır. Cennet halkı şöyle dediler:

"Biz ölecek değilmiş miyiz? Ancak ilk ölümümüz hariç” o da dünyada olandır.

"Biz azap görmeyecekmiş miyiz?” onlara: Hayır, denilir, işte o zaman:

60

Gerçekten bu, elbette büyük kurtuluştur.

"Gerçekten bu, elbette büyük kurtuluştur” derler. Allahü teâlâ da:

61

Çalışanlar bunun gibisi için çalışsınlar.

"Çalışanlar bunun gibisi için çalışsınlar” der. Bunu da İbn Saib demiştir. Bunu melekler der, diyenler de olmuştur.

İkincisi: O, mü’minin arkadaşlarına dediği sözdür, ona: Sen ölmezsin, derler. O da:

"Gerçekten bu, elbette büyük kurtuluştur” der. Bunu da Mukâtil, demiştir.

Ebû Süleyman Dımeşki de şöyle demiştir: Mü’minin cennet halkına böyle hitap etmesi nimetin devamına sevindiği içindir: soru sormak için değildir. Çünkü onların ölmeyeceklerini gerçekten bilir, ancak İni sözü tekrar etmesi onu işitmekle daha çok sevinmek içindir.

Üçüncüsü: O, mü’minin kâfir arkadaşına beğenmediği şeyi reddetmek için söylediği sözdür. Bunu da Sa’lebî zikretmiştir.

"Bunun gibisi için": Yani

"onlar için belli bir rızık vardır” (Saffat: 41) kavlinde zikrettiği nimeti kasdetmişlir. Bu da O'na itâat etmekle aziz ve celil olan Allah’ın sevabını istemeye teşviktir.

62

İkramca bu mu hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?

"Bu mu daha hayırlıdır": Cennet halkı ile ilgili olarak anlatılanlara işarettir,

"nüzülen (ikramca)":

İbn Kuteybe: Rızıkça, demiştir: İkametül enzal (ikram ikameti) ve enzaltil ecnad (ordunun ikramı) da bundandır ki, rızıkları demektir.

Zeccâc: Nüzül burada artma ve fazlalıktır, demiştir. Haza taamım lehu nüzlün ve nüzülün denir ki: Bu gıda maddesi artığındır, demektir.

Mana şöyledir: Gıda olarak alınan ve yanında ikamet edilen bu ikramlar mı daha hayırlıdır yoksa cehennem halkınınki mi? O da:

"Yoksa zakkum ağacı mıdır?” dediğidir.

Âlimler, bu ağaç dünyada mıdır yoksa değil midir diye ihtilaf etmişlerdir: Kutrub şöyle demiştir: O, Tihame toprağında biten en kötü bir ağaçtır. Başkası da şöyle demiştir: Zakkum: meyvesinin tadı çok kötü olan bir ağaçtır. Onun dünyada bilinmeyen, ancak cehennemde olan ve cehennem halkının onu yemeye zorlandıkları bir ağaç olduğu da söylenmiştir.

63

Gerçekten biz onu zâlimler için bir fitne kıldık.

"Gerçekten biz onu zâlimler için bir fitne kıldık": Yani kâfirler için, demektir.

Fitneden murat edilen şey hususunda da üç görüş vardır:

Birincisi: Onun cehennemde olduğu söylenince, fitneye kapılıp inkâr ettiler ve:

"Ateşte ağaç nasıl olur? Ateş ağacı yakar, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu da Katâde, demiştir.

Süddi de: Ebû Cehil için fitnedir, demiştir.

İkincisi: Fitne azap manasınadır, bunu da İbn Kuteybe, demiştir.

Üçüncüsü: Fitne deneme manasınadır; onunla denenip inkâr ettiler.

64

Şüphesiz o, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

"Cehennemin dibinde çıkan": Yani derinliklerinde biten, demektir.

Hasen şöyle demiştir: Onun kökü cehennemin dibindedir, dalları da bütün derinliklerine iner.

65

Tomurcuğu sanki şeytanların başlarıdır.

"Tal’uha (tomurcuğu): Meyvesi demektir. Ona tal’ denilmesi tulu’ edip doğmasındandır. Sanki o, şeytanların başlarıdır".

Eğer:

"Onu nasıl görülmeyen bir şeye benzetti?” denilirse, buna üç cevap verilir:

Birincisi: insanların içinde şeytanların çirkin olduğu iyice yerleşmiştir, görülmese do çirkin olarak bilinen bir şeye benzetilmesi câizdir. Şair İmruulkays şöyle demiştir:

Beni öldürecek mi, yanımda keskin kılıç

Ve gulyabaninin dişleri gibi sivri mızrak vardır?

Zeccâc şöyle demiştir: O, gulyabaniyi de dişlerini de görmemiştir, ancak erkeklerde çirkinliği şeytana benzetmek ve dişilerde gul yabaniye benzetmek daha abartılıdır.

İkincisi' Mekke ile Medine arasında şeytanların başı diye isimlendirdikleri bir ağaç vardır, onu ona benzetmiştir. Bunu da İbn Saib, demiştir.

Üçüncüsü: Şeytanlar demekle başlan ve yeleleri olan yılanları kastetmiş, o ağacın meyv elerim o yılanların başlarına benzetmiştir. Bunu da Zeccâc, demiştir.

Ferrâ’ şöyle demiştir: Araplar bazı yılanlara şeytan, derler. O, yelesi olan çirkin suratlı bir yılandır.

66

Şüphesiz onlar elbette ondan yiyecek, ondan karınlarını doyuracaklar.

"Şüphesiz onlar elbette ondan yiyecekler” yani onun meyvesinden yiyecekler

"ondan karınlarını doyuracaklardır": öyleki ondan yemeye zorlanacak ve karınları dolacaktır.

67

Sonra gerçekten onlar için onun üzerine elbette kaynar sudan bir karışım vardır.

"Sonra gerçekten onlar için üzerine elbette kaynar sudan bir karışım vardır ":

İbn Kuteybe şöyle demiştir: Sıcak sudan bir karışım vardır, üzerine onu içeceklerdir. Araplar şöyle derler: Başkasıyla karıştırdığın her bir şey karışımdır.

Müfessirler şöyle demişlerdir: Zakkumu yedikten sonra üzerine kaynar su içerler. Kaynar su karınlarında zakkuma karışır; böylece bir kauşım meydana gelir.

68

Sonra gerçekten onların gideceği yer, elbette cehennemdir.

"Sonra gerçekten onların gidecekleri yer": Yani zakkum yiyip kaynar su içtikten sonra gidecekleri yer

"elbette cehennemdir": Çünkü kaynar su cehennemin dışındadır; onlar susuz develer gibi ona götürülürler, sonra cehenneme döndürülürler.

"Onunla kaynar su arasında dolaşırlar” (Rahman: 44) kavli de bunu göstermektedir.

69

Şüphesiz onlar atalarını sapıklar (olarak) buldular.

"Elfev": Buldular, demektir.

70

Onlar da izlerinden soluk soluğa koşuyorlar.

"Yuhraun"un manası da Hûd: 87'de şerh edilmiştir.

Mana da: Onlar süratle atalarını takip ederler, demektir.

71

Yemin olsun, gerçekten onlardan önce evvelkilerin çoğu sapıttı.

"Yemin olsun, gerçekten onlardan önce saptı": Yani o müşriklerden önce demektir,

"öncekilerin çoğu": Geçmiş ümmetlerin çoğu anlamınadır.

72

Yemin olsun, gerçekten onlara uyarıcılar gönderdik.

73

Bak, uyarılanların sonucu nasıl oldu?

74

Ancak Allah’ın ihlaslı kulları hariç.

"Ancak Allah'ın ihlaslı kulları hariç": Yani Allah’ı bir bilenler, demektir; çünkü onlar azaptan kurtulmuşlardır.

İbn Cerir şöyle demiştir: Neden istisna güzel düşmüştür? Çünkü

Mana şöyledir: Bak, uyarılanları nasıl helak ettik, ancak Allah'ın kulları hariç.

75

Yemin olsun, gerçekten Nûh bize seslendi. Biz ne güzel cevap verenleriz!

"Yemin olsun, gerçekten Nûh bize seslendi": Yani dua etti.

Onun ettiği duada iki görüş vardır:

Birincisi: O, Allah'tan yardım isteyerek kavmine beddua etti.

İkincisi: Onu boğulmaktan kurtarması için dua etti.

"Biz ne güzel cevap verenleriz":

Mana şöyledir: Biz onu kurtardık, kavmini ise helak ettik.

76

Onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan kurtardık.

"Büyük sıkıntı":

Bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: O, suda boğulmaktır.

İkincisi: Kavminin eziyetidir.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(T :  M : 1201  H : 597)

 

EZ-ZÂDU'L-MESÎR TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

HANBELÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç