Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Yeni Pencere

Geri

 

SAYFA :

124

 

005 - MÂİDE SÛRESİ

 

CÜZ :

7

 

İleri

Sayfayı Yeni Pencerede Aç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

104

"Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez. Onlara, «Allah'ın indirdiğine (Kur'ân'a) ve Peygamber'e gelin» denildiğinde onlar, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter» derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?"

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb: Bahîra, sütü putlar için alıkonan ve hiç kimse tarafından sağılmayan hayvandır. Sâibe ise, müşriklerin ilahları için serbest bırakarak onlara hiçbir şey yüklemedikleri hayvanlardır" dedi. Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Amr b. Âmir el-Cuzâî'nin Cehennemde bağırsaklarını sürüdüğünü gördüm. Çünkü o sâibe olarak hayvan salan ilk kişiydi" buyurdu. İbnu'l-Müseyyeb:

“Vasîle, daha doğurmamış bir devenin arka arkaya iki defa dişi doğurmasıdır. Böyle iki dişi arasında erkek doğurmayan bir deveyi putları için başıboş bırakırlardı. Hâm ise, belli bir sayıda dişi develerle çiftleşen erkek devedir. Damızlık görevini bitiren deveyi putları için başıboş bırakırlar ve artık ona hiçbir şey yüklemezlerdi."

Ahmed, Abd b. Humeyd, Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'da, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, el-Esmâ' ve's-Sıfât'ta, Ebu'l- Ahvas'tan, o da babasından bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına eski giysilerle gitmiştim. Bana:

“Senin malın var mı?" deyince:

“Evet, vardır" dedim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ne tür malın var?" diye sorunca da:

“Deve, koyun, at ve kölelerim var" dedim. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah sana mal verdiyse sana verdiği bu malın izi üzerinde görülsün" buyurdu. Sonra:

“Sen develerini kulakları tam olarak mı yetiştirirsin?" deyince:

“Evet, develer de ancak öyle yetiştirilir" dedim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Belki sen bıçağı alır ve bir kısmının kulağını keser: «Bu, Bahire'dir» dersin. Sonra bir kısmının kulağını yarar: «Bu kulağı yarıktır (haramdır) dersin değil mi?» deyince de:

“Evet" dedim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Böyle yapma, Allah'ın vermiş olduğu her şey sana helaldir" buyurdu ve:

“Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru kılmamıştır..." âyetini okudu. Ebu'l-Ahvas der ki:

“Bahîra kulağı yarılan hayvandır. Kişinin ne hanımı, ne kızları, ne de ev halkından hiç bir kişi bu hayvanın yününden, tüyünden, kılından ve sütünden faydalanamaz. Öldüğü zaman da ona ortak olurlardı (onu beraber yerlerdi). Sâibe ise putları için başıboş bıraktıkları hayvanlardır. Vasîle, altı defa doğuran koyundur. Yedinci defa da bir dişi bir erkek doğurursa onu kesmezler, ona vurmazlar nereden içerse içsin ona dokunmazlardı. Öldüğü zaman da ona ortak olurlardı. Hâm ise, sulbünden on döl çıkan devedir. Bu on dölü de damızlık olduğu zaman sırtı korunur ve ona Hâm adı verilir. Onun ne yününden faydalanılır, ne kesilir ve ne de sırtına binilir. Öldüğü zaman da ona ortak olurlardı."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ali b. Ebî Talha vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Bahîre, beş batın doğuran devedir. Beşinci batında doğan yavru erkek ise onu keserler ve sadece erkekler yerlerdi. Eğer dişi ise kulaklarını yararlar ve:

“Bu, Bahîre'dir" derlerdi. Sâibe ise ilahları için başıboş bıraktıkları develerdir. Onlara binmezler, onları sağmazlar, tüyünü kesmezler ve ona bir şey yüklemezlerdi. Vasîle ise, şöyledir: Koyun yedi defa doğurduğu zaman yedinci batında doğan dişi olsun, erkek olsun ölü olursa kadınlar dışında erkekler ona ortak olurlar. Yedinci batında doğan dişi ise, onu kesmeyip bırakırlardı. Eğer yedinci batında doğan bir erkek bir dişi ise yine onları kesmezler ve:

“Kız kardeşi yetişti ve onu bize haram kıldı" derlerdi. Hâm ise, yavrusunun da yavrusu olan erkek devedir. Ona da:

“Bu, sırtını korudu" derlerdi. Ona bir şey yüklemezler, tüyünü kesmezler, onu hiçbir meradan ve sulaktan men etmezlerdi. Hatta sulak sahibinden başka birine ait olsa bile yine men edilmezdi.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru kılmamıştır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bahîre, kişinin devesinin beş defa doğurmasıdır. Beşinci batında doğan erkek değilse, kişi bu devenin kulaklarını yarardı. Ancak onun tüyünü kesmez ve sütünü içmezdi. İşte bu, Bahîre'dir. Sâibe ise, kişinin malından dilediğini başıboş bırakmasıdır. Vasîle ise, koyunun yedi defa doğurmasıdır. Yedinci batında erkek doğarsa kesilir, dişi doğurursa bırakılırdı. Eğer hem dişi, hem erkek doğurursa:

“Kardeşi ona yetişti (onu kurtardı)" derlerdi ve onları bırakırlar ve kesmezlerdi. İşte bu da Vasîle'dir. Hâm ise, kişinin devesi on defa çiftleştiği zaman ona:

“Hâm" denilir ve bırakılırdı.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bahîre, develerden olurdu. Cahiliye ahalisi onun tüyünü kesmeyi, sırtına binmeyi haram kılar, etini ve sütünü erkeklere helal, kadınlara ise haram kılarlardı. Eğer erkek ve dişi doğurursa serbest bırakılır. Eğer ölürse kadınlar ve erkekler onun etini yemekte ortak olurlardı. Hâm ise, Bahîre'yle çiftleşip yavru doğurmasına vesile olan erkek devedir. Sâibe ise koyundan olur ve Bahîre'ye benzer bir şekildedir. Ancak altı batın arka arkaya dişi doğurduğu zaman onu bırakırlardı. Eğer yedinci batında erkek veya dişi veya erkek ve dişi doğurursa onu keserler ve sadece erkekler yerlerdi. Eğer dişi ve erkek doğurursa Vasîle olur. Dişinin doğmasıyla erkek kesilmezdi. Eğer ikiz doğurursa yine kesilmez bırakılırdı.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrîder ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize öğle namazını kıldırıyordu ki, kıbleden geri çekilip yüzünü kıblenin dışına çevirdi ve sığınma yaptı. Sonra kıbleye tekrar yaklaşarak elini uzattığını gördük. Selam verdikten sonra:

Resûlallah! Bugün namazda daha önce yapmadığın bir şeyi yaptığını gördük" dedik. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Evet, bu makamımda bana Cennet ve Cehennem arz edüdi. Cehennemde gördüğüm şeyleri Allah'tan başka hiç kimse bilmez. Orada bağlı olarak aç susuz bırakılan ve ölene kadar yerdeki otlarla beslenen kedinin sahibi olan Himyerî kabilesinden olan kadını gördüm. Orada Amr b. Luhay'yı bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm. Bu kişi hayvanları ilk başıboş bırakan, Bahîra kılan, putları diken ve İsmail'in dinini değiştiren kişidir. Yine orada İmrân el-Ğifârî'yi gördüm. Hacıları(n eşyaların) çaldığı bastonu da yanındaydı." Bana dördüncü şeyi de söyledi, ama ben onu unuttum. "Yine bana Cennet gösterildi. Orada bulunanlar gibisini hiç görmedim. Size göstermek için ondan bir parça almak istedim, ama aramıza engel konuldu." Topluluktan bir kişi:

“Oradaki bir (meyve) tane(si) ne kadardır?" deyince:

“Annenin dikmiş olduğu en büyük kova kadardır" buyurdu. Muhammed b. İshâk:

“Bunu Rabî'ye sorduğumda:

“Bu (soruyu soran) kişi Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ön dişini kıran kişidir" cevabını verdi.

Buhârî ve İbn Merdûye'nin Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Cehennemin birbirini yediğini gördüm. Yine orada Amr'ı bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm. Bu kişi hayvanları (putlar için) ilk başıboş bırakan kişidir" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Hâkim'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), Eksem b. el-Cevn'e:

“Ey Eksem! Bana Cehennem arz olundu. Orada Amr b. Euhay b. Kam'a b. Hındifi bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm. Senden daha fazla ona, ondan daha fazla da sana benzeyeni görmedim" dediğini işittim. Eksem:

Resûlallah! Onun bana benzemesinin bana bir zarar vermesinden korkuyorum" deyince:

“Hayır korkma, çünkü sen müminsin, o ise kâfirdir. O, İbrâhîm'in dinini değiştiren ve hayvanları Bahîre, Sâibe ve Hâm kılarak başıboş bırakan ilk kişidir" buyurdu.

Ahmed, Abd b. Humeyd ve İbn Merdûye'nin, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hayvanları ilk olarak başıboş bırakan ve ilk olarak putlara tapan Ebû Huzâ'a Amr b. Amir'i bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm" buyurdu.

Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in, Zeyd b. Eslem'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ben ilk olarak hayvanları Sâibe kılarak başıboş bırakan, putları diken ve İbrâhîm'in dinini değiştiren kişiyi biliyorum" buyurdu. Ashâb:

Resûlallah! Bu kişi kimdir?" diye sorunca:

“Ka'b oğullarının kardeşi Amr b. Luhay'dır. Onu Cehennemde bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm. Onun bağırsaklarının kokusu cehennem ahalisine eziyet etmekteydi. Yine hayvanları ilk olarak Bahîre kılan kişiyi tanıyorum" buyurdu. Ashâb:

Resûlallah! Bu kişi kimdir?" diye sorunca:

“Bu kişi Mudlic oğullarındandır. Onun iki devesi vardı. O develerinin kulaklarını yarıp sütlerini (içilmeye) ve sırtlarını (binilmeye) haram kılarak: «Bunlar, Allah yolundadır» dedi. Sonra olara ihtiyacı olunca da sütlerini içip sırtlarına bindi. Onu cehennemde develerinin ağızlarıyla ısırılıp ayaklarıyla çiğnendiğini gördüm" buyurdu.

Ahmed ve Hâkim'in bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b der ki: Biz Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber öğle namazında idik. Cemaat arkasında saf tutmuş iken bir şey almak istediğini ve sonra geri çekildiğini gördük. Bunun üzerine cemaat te geri çekilmişti. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir daha geri çekildiğinde cemaat te bir daha geri çekildi. Sonra:

Resûlallah! Daha önce namazda yapmadığın bir şeyi yaptığını gördük" dediğimde:

“Bana Cennet, gülleri ve güzellikleriyle arz olundu. Onun üzümünden koparmak istedim. Eğer ondan almış olsaydım yeryüzünde ve gökyüzünde bulunan herkes ondan yerdi ve hiç eksilmezdi. Ancak aramıza bir engel konuldu. Yine bana Cehennem arz olundu. Ancak hararetini gördüğümde geri çekildim. Orada gördüklerimin çoğu kadınlardı. Onlara bir sır verildiğinde ifşa ederler, istediklerinde ısrarcı olurlar, kendilerinden istendiğinde cimrileşirler ve onlara verildiğinde şükretmeyip nankörlük ederler. Yine orada Amr b. Luhay'in bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm. Ona en fazla benzeyenin (ashabımdan) Ma'bed b. Eksem olduğunu da gördüm" buyurdu. Bunun üzerine Ma'bed:

Resûlallah! Ona benzememden dolayı benim için endişeleniyor musun?" dediğinde:

“Hayır, korkmuyorum, sen mümin birisin. O ise kâfir biridir ve Arapların putlara tapmasına sebep olan ilk kişidir" buyurdu.

Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez" âyetini açıklarken:

“Helal olan bazı şeyleri şeytanın kendilerine haram kılmasına akılları ermez" dedi.

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ebî Mûsa bu âyet hakkında şöyle der:

“Ataları böyle bir şey icat etmiş ve ölmüşlerdi. Çocukları da bunu Allah'ın meşru kıldığını sanmaktadır. Oysa Yüce Allah:

“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez" buyurmaktadır. Atalar ve çocuklar Allah'a iftira etmektedirler. Ancak çocukların çoğu buna akıl erdiremez ve bunları Allah'ın meşru kıldığını sanırlar.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ebî Mûsa:

“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar..." âyetini açıklarken:

“Burada Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi. "...Zaten çoklarının aklı da ermez"  âyeti hakkında ise:

“Puta tapanlar kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî:

“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez" âyetini açıklarken:

“Burada akılları ermeyenlerden kasıt, liderlerine uyan kişilerdir. İftira edenlerle de bilerek Allah'a karşı yalan uyduranlar kastedilmektedir" dedi.

105

"Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir."

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, el-Adenî, İbn Menî' Müsned'de, el- Humeydî Müsned'de, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Ebû Ya'la, el-Kiccî, Sünen'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Dârakutnî, el- İfrâd'da, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye, Beyhakî Şuabu'l-İmân'da ve Diyâ'nın Muhtâre'de bildirdiğine göre Kays (b. Ebî Hâzım) der ki: Hazret-i Ebû Bekr kalkıp Allah'a hamdü sena ettikten sonra:

“Ey insanlar! Siz: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...» âyetini okuyor ve yanlış bir şekilde uyguluyorsunuz. Çünkü ben Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Eğer insanlar yanlış bir şey görür de onu değiştirmezse, Allah'ın hepsinin üzerine azabını indirmesi pek yakındır» buyurduğunu işittim" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Kays b. Ebî Hâzım der ki: Hazret-i Ebû Bekr, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) minberine çıktıktan sonra Allah'a hamdü sena etti ve şöyle dedi:

“Ey insanlar! Siz Allah'ın Kitâb'ından bir âyeti okuyor ve onu bir ruhsat olarak sayıyorsunuz. Vallahi! Allah, Kitab'ında:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetinden daha ağır bir âyet indirmemiştir. Vallahi! Siz ya iyiliği emredip kötülükten nehyedersiniz, ya da Allah size toplu olarak bir ceza verecektir."

Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in, Cerîr el-Becelî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer bir kavmin içinde ma'siyet işleyen biri olur da kavmin bunu değiştirmeye gücü yettiği halde değiştirmezse, mutlaka, Allah'ın hepsinin üzerine azabını indirmesi pek yakındır" buyurmuştur.

Tirmizî, İbn Mâce, İbn Cerîr, el-Beğavî Mu'cem'de, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuab'da, Ebû Umeyye eş-Şa'bânî'den bildiriyor: Ebû Sa'lebe el-Huşenî'nin yanına gidip:

“Bu âyetle nasıl amel etmektesin?" dediğimde:

“Hangi âyetle?" diye karşılık verdi. Ona:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetiyle" dediğim zaman:

“Vallahi! Sen sorunu bu âyetten haberdar olan birine sordun. Ben bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda şöyle buyurdu" dedi:

“Siz iyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Ancak cimriliğe itaat edildiğini, nefsâni şeylere tâbi olunduğunu, dünyalık şeylerin (âhirete karşı) tercih edildiğini, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman kendi nefsine bak ve toplumun sorumluluğunu üzerinden at. Şüphesiz arkanızda sabır gerektirecek günler vardır. O gün sabreden kişi ellerinde kor tutmuş gibi olacaktır. O zaman iyi amel işleyenlerin ecri, sizin gibi amel işleyen elli kişinin ecri kadardır. "

Ahmed, İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Âmir el-Eş'arî'de bir durum vardı ki bir süre Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna çıkmadı. Sonra Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittiğinde:

“Seni (yanıma gelmekten) alıkoyan nedir?" diye sordu. O:

Resûlallah! Ben: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez» âyetini okudum" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Nereye gittiniz? Bu âyet: «Siz hidayete erdikten sonra yoldan sapan kâfirler size zarar veremez» mânâsındadır" buyurdu.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve Ebu'ş-Şeyh, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Bir kişi İbn Mes'ûd'a:

“...Siz kendinizi düzeltin..." âyetini sorunca:

“Ey insanlar! Bunun zamanı şimdi değildir. Bugün bu kabul edilen bir şeydir. Fakat iyiliği emredip kötülükten nehyettiğinizde size şöyle şöyle yapılma zamanı yaklaşmıştır." - Veya:

“İnsanların söylendiğinizi kabul etmeyecekleri zaman yaklaşmıştır" dedi- "İşte o zaman:

“Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." dedi.

Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir"  âyetini açıklarken:

“Siz kırbaç ve kılıç olmadığı müddetçe iyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Bunlar olduğu zaman da siz kendi nefsinize bakın" dedi.

Abd b. Humeyd, Nuaym b. Hammâd Fiten'de, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuab'da, Ebu'l-Âliye'den bildirir: Abdullah b. Mes'ûd'un yanında iken insanların arasında olduğu gibi iki kişinin arasında bir sorun olmuştu. Her ikisi de birbirlerinin üzerine yürüyünce, Abdullah'ın meclisinde oturanlardan biri:

“Onlara iyiliği emredip kötülükten nehyetmek için kalkayım mı?" dedi. Diğer bir kişi yanındakine:

“Sen kendi nefsine bak. Yüce Allah:

“...Siz kendinizi düzeltin..."  buyurmaktadır" diye karşılık verince, bunu işiten İbn Mes'ûd şöyle dedi:

“Yavaş ol! Bu âyetin tevili henüz gelmiş değildir. Kur'ân indirildiği yere indirildi ve bir kısım âyetlerin tevili Kur'ân inmeden önce geçti. Bir kısım âyetlerin tevili, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında gelmiş, bir kısım âyetlerin tevili, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) yıllar sonra gelmiştir. Bir kısım âyetlerin tevili de bu günden sonra, bir kısım âyetlerin tevili de kıyamet günü zamanındadır. Bir kısım âyetlerin tevili hesap, Cennet ve Cehennem zamanıdır. Kalpleriniz ve istekleriniz bir oldukça, fırkalara ayrılmadıkça ve birbirinize acılar tattırmadığınız müddetçe iyiliği emredip kötülükten nehyedin. Kalpleriniz ve istekleriniz ayrı olduğu zaman, fırkalara ayrılıp birbirinize acılar tattırdığınız zaman herkes kendi nefsinden sorumludur. İşte o zaman bu âyetin tevili de gelmiş olur."

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Ömer'e:

“Eğer bu günlerde otursan ve iyiliği emredip kötülükten yasaklamasan. Çünkü Allah: «...Siz kendinizi düzeltin...»  buyurmaktadır" denildiğinde, İbn Ömer:

“Bu âyet benim ve arkadaşlarım hakkında değildir. Zira Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Dikkat edin, burada bulunan (hazır olan) bulunmayana (gaibe) haber versin" buyurdu. Biz hazır olanlar, siz de gâip olanlarsınız. Fakat bu âyet bizden sonra gelecek olan ve iyiliği emredip kötülüğü nehyettikleri zaman sözleri kabul edilmeyecek kişiler hakkındadır" dedi.

Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in, Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre bir kişi şöyle dedi: Hazret-i Osmân'ın hilafet zamanında, Medine'de Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbmdan oluşan bir halkada bulundum. Aralarında yaşlı biri — sanırım bu kişinin Ubey b. Ka'b olduğunu söylemişti— "...Siz kendinizi düzeltin..."  âyetini okudu ve:

“Bu âyetin tevili, âhir zamanda gelecektir" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in, Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Mâzin der ki: Hazret-i Osmân'ın hilafeti zamanında Medine'ye gitmiştim. Oturmuş olan grubun içinden bir kişi:

“...Siz kendinizi düzeltin..."  âyetini okuyunca, oradakilerin çoğu:

“Bu âyetin tevili bugün daha gelmemiştir" dediler.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Cübeyr b. Nufeyr der ki: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbmdan oluşan bir halkada bulunmuştum ve yaşça en küçükleri idim. Onlar iyiliği emredip kötülükten yasaklamayı konuşunca onlara:

“Yüce Allah: «...Siz kendinizi düzeltin...»  buyurmuyor mu?" dedim. Onlar hep bir ağızdan bana:

“Sen Kur'ân'dan bilmediğin ve tevil edemediğin bir âyet mi getiriyorsun?" dediler. İşte o an hiç konuşmamış olmayı temenni ettim. Sonra birbirleriyle konuşmaya devam ettiler. Ancak kalkacakları zaman:

“Sen küçük yaşta bir çocuksun ve ne olduğunu bilmediğin bir âyet getirdin. Sen umulur ki o zamana yetişirsin. Ancak cimriliğe itaat edildiğini, nefsâni şeylere tâbi olunduğunu, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman kendi nefsine bak. Sen doğru yolda olursan, yoldan sapan kimse sana zarar veremez" dediler.

İbn Merdûye, Muâz b. Cebel'den bildirir:

Resûlallah! Bana, Yüce Allah'ın: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...» âyetinden haber ver" dediğimde:

“Ey Muâz! İyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Ancak cimriliğe itaat edildiğini, nefsâni şeylere tabi olunduğunu, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman kendi nefsinize bakın. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimseler size zarar veremez. Şüphesiz arkanızda sabır gerektirecek günler vardır. O gün dinine tutunan kişi, ellerinde kor tutmuş gibi olacaktır. O zaman sizin gibi amel işleyenlerin sevabı elli kişinin sevabı kadardır" buyurdu. Ben:

Resûlallah! Onlardan elli kişinin sevabı kadar mı?" dediğimde:

“Hayır, sizlerden elli kişinin sevabı kadar" buyurdu.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrî der ki:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında zikrettiğim zaman:

“Bu âyetin tevili henüz gelmemiştir. İsa (aleyhisselam) yeryüzüne inene kadar da bu âyetin tevili gelmeyecektir" buyurdu.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Muhammed b. Abdillah et-Teymî ve Ebû Bekr es-Sıddîk der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Cihadı terk etmiş hiçbir kavim yoktur ki, Yüce Allah o kavmi mutlaka zelil kılmıştır. Aralarında kötülük olup da bunu yasaklamayan hiçbir kavim de yoktur ki, Allah onları mutlaka toplu olarak cezalandırmıştır" buyurdu. Sizinle, Allah'ın toplu olarak cezalandırması arasında:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetinin iyiliği emredip kötülükten yasaklama dışında tevil edilemesinden başka bir şey yoktur.

İbn Merdûye, Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm'dan bildiriyor: Hazret-i Ebû Bekr hutbe verirken Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:

“Ey insanlar: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...» âyetini yanlış tevil etmeyin. Pislik kişi bir mahallede olur da o kişi bu pislikten menedilmezse işte o zaman Allah onlara toplu olarak bir ceza verir."

Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...'" âyetini okuyup:

“Bu âyet, ne kadar geniş ve ne kadar sağlamdır" dedi.

Ebu'ş-Şeyh, Osmân eş-Şehhâm Ebû Seleme'den bildiriyor: Basra ahalisinden yaşlı ve itibarı olan bir ihtiyar bana şöyle anlattı: Bana ulaştığına göre Dâvud (aleyhisselam) Rabbine:

“Ey Rabbimi Yeryüzünde sana doğru nasıl geleceğim ve samimi olarak nasıl amel edeceğim?" deyince:

“Ev Dâvud! Kırmızı da olsa, beyaz da olsa beni seveni sev. Dudakların zikrimle nemli kalsın ve evde bulunmayanın yatağından (zinadan) sakın" buyurdu. Dâvud (aleyhisselam):

“Ey Rabbim! Dünyada iyiler ve kötüler beni nasıl sevecekler?" deyince:

“Ey Dâvud! Dünyalık ahalisine dünyalık ameliyle amel et, âhiret ahalisini de âhiretlik bir sevgi ile sev. İbadetlerini aramızda gizli olarak yaparsın. Eğer öyle yapar ve doğru yolda olursan sapan kişiler sana bir zarar veremez" buyurdu.

İbn Merdûye'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre bir kişi gelip:

“Ey Ebû Abdirrahman! Kur'ân'ı okuyan, ictihad sahibi olan ve kötülük etmekten geri kalmayan altı kişilik bir grup vardı. Şimdi bunlar şirkte birbirlerine şahitlik etmekteler" dedi. İbn Ömer:

“Belki de sana gidip onlarla savaşmanı emredeceğimi sanıyorsun. Sen onlara nasihat et ve bu yaptıklarından nehyet. Eğer sana asi olurlarsa kendi nefsine bak. Zira Yüce Allah: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir»' buyurmaktadır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Safvân b. Muhriz'den bildirdiğine göre kendi hevâsında olan bir kişi kendisine gelip durumundan bir şeyler anlattı. Bunun üzerine Safvân:

“Sana, Allah'ın dostlarına has kılmış olduğu şeyi göstereyim mi?" dedi ve:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar vermez..." âyetini okudu.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ali b. Ebî Talha vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...'" âyetini açıklarken:

“Emrime itaat edip vasiyetimi muhafaza edin, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini açıklarken:

“Eğer kul, helal ve haramlarda emirlerime itaat ederse yoldan sapanlar ona bir zarar veremez, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in, Cuveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini açıklarken:

“Kılıç ve kırbaç olmadığı müddetçe iyiliği emredip kötülükten nehyedin, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre bir kişi Mekhûl'a:

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir" âyetinin açıklamasını sorunca:

“Bu âyetin tevili (açılımı) henüz gelmiş değildir. Vaaz veren korkar, dinleyen de inkar ederse sen kendi nefsine bak. Sen doğru yolda olursan yoldan sapan sana bir zarar veremez" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ğufra'nın azatlısı Ömer der ki:

“Bu âyetin iniş sebebi şudur. Kişi Müslüman oluyor ve babası kâfir kalıyordu. Yine kişi Müslüman oluyor ve kardeşi kâfir kalıyordu. Kalplerine imanın tatlılığı girdiği zaman babalarını ve kardeşlerini İslam'a davet ettiler. Onlar:

“Atalarımızın üzerinde bulundukları şey bize yeter" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir'" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr'e bu âyet sorulduğu zaman:

“Bu âyet, Ehl-i Kitâb hakkında nâzil olmuştur. «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...» buyruğunda «sapan» ifadesiyle Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Huzeyfe:

“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini açıklarken:

“(Doğru yolda olursanız lafzıyla) iyiliği emredip kötülükten nehyederseniz (kastedilmektedir)" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb:

“...Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini açıklarken:

“İyiliği emredip kötülükten yasaklarsan yoldan sapan kişiler sana bir zarar veremez" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini okuyup:

“Bu âyetten dolayı Allah'a hamd ederiz. Geçmişte ve şimdi ne kadar mümin varsa mutlaka yanında işlediği amellerden hoşlaşmayan bir münafık vardır" dedi.

Ahmed, İbn Mâce ve Şuab'da Beyhakî'nin bildirdiğine göre Enes der ki:

Resûlallah! İyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi ne zaman bırakacağız?" denilince:

“Sizden önceki İsrâil oğullarında zuhur eden şey sizde de zuhur ettiği zaman" buyurdu. Ashâb:

“Zuhur eden şey nedir?" diye sorunca:

“İyilerinizin arasında aldatmacanın, ileri gelenler arasında fuhşun, idareciliğin küçüklere bırakılması ve fıkhın - başka bir lafızda ise: ilmin - rezillerde zuhur etmesidir" buyurdu.

106

Bkz. Ayet:108

107

Bkz. Ayet:108

108

"Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz» diye yemin ederler. (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri fyalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve «Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz» diye yemin ederler. Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez."

Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Nâsih'te Nehhâs, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye, Ma'rife'de Ebû Nuaym, Ebu'n-Nadr yani Kelbî vasıtasıyla Ümmü Hâni'nin azatlısı Bâzân'dan ve İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Temîm ed-Dârî:

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir..." âyetini açıklarken:

“Benimle Adiy b. Beddâ' dışında herkes bu âyetin hükmünden beri olmuştur" dedi. Temîm ve Adiy b. Beddâ' Hıristiyan idiler ve İslam'dan önce ticaret için Şam'a gider gelirlerdi. Bunlar ticaret için yine Şam'a gelmişlerdi ki, onlara Sehm oğullarının azatlısı Budeyl b. Ebî Meryem katıldı. Yanında ticaret malı olarak gümüş bir kap bulunmaktaydı. Ticaret mallarının büyük bir kısmını oluşturan bu kabı krala satmak istiyordu. Bu kişi hastalanınca yanındaki iki kişiye vasiyet etti ve bıraktığı şeyleri ailesine götürmelerini istedi.

Temîm der ki: Budeyl b. Ebî Meryem öldüğü zaman o gümüş kabı alıp bin dirheme sattık. Ben ve Adiy b. Beddâ' o parayı paylaştık. Ailesine gittiğimiz zaman bizde olan eşyalarını kendilerine verdik. Onlar gümüş kabı arayıp bize sorunca:

“Bize bundan başka bir şey bırakmadı. Başka bir şey de vermedi" dedik. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldikten sonra ben Müslüman olunca bu yaptığımın günah olduğunu anladım. Ailesine gidip durumu haber vererek onlara beş yüz dirhem ödedim. Bir bu kadar da arkadaşımda olduğunu söyledim. Arkadaşımı Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) götürdüler. Onlara delillerini sorduklarında bir şey bulamamışlardı. Onlara, Adiy b. Beddâ'yı kendi dininde değerli olan bir şey üzere yemin ettirmelerini istedi. O da yemin edince, Allah:

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz» diye yemin ederler. (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve «Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz» diye yemin ederler. Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir" âyetlerini indirdi. Amr b. el-Âs ile başka biri kalkıp yemin edince Adiy b. Beddâ'dan beş yüz dirhem alındı.

Târih'te Buhârî, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Nehhâs, Taberânî, Ebu'ş- Şeyh, İbn Merdûye ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Sehm oğullarından bir kişi ticaret için Temîm ed-Dârîve Adiy b. Beddâ' ile beraber gitmişti. Sehm oğullarından olan bu kişi hiç Müslüman bulunmayan bir yerde ölmüş ve onlara eşyalarını ailesine götürmeleri için vasiyet etmişti. Bıraktığı eşyaları ailesine getirdiklerinde altınla işlenmiş gümüş bir kabı aradılar. Bulamayınca da Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara saklamadıklarına ve elden çıkarmadıklarına dair Allah adına yemin ettirdi. Sonra (ailesi) bu gümüş kabı Mekke'de bulunca, adamlar:

“Biz bunu Temîm ve Adiy'den aldık" dediler. Bunun üzerine Sehmî'nin akrabasından iki kişi kalkıp Allah adına yemin etti. Kendi şahitliklerinin diğer iki kişiden daha gerçek bir şahitlik olduğunu ve kabın arkadaşlarına ait olduğunu söyleyerek gümüş kabı aldılar. "Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir..." âyeti de işte onlar hakkında inmiştir.

İbn Mende, el-Ma'rife'de Ebû Nuaym, Muhammed b. Mervân vasıtasıyla Kelbî'den, onun da Ebû Sâlih'den bildirdiğine göre Muttalib b. Ebî Vedâ'a anlatıyor: Üç kişi ticaret etmek üzere yola çıkmıştı. Bunlar Adiy b. Beddâ, Temîm b. Evs ed-Dârî ve Amr b. el-Âs'ın azatlısı Budeyl b. Ebî Mâriye'ydi. Budeyl b. Ebî Mâriye Müslüman bir kişi idi. Şam'a geldikleri zaman Budeyl hastalanmış ve kendisinde bulunan bütün eşyaları liste şeklinde bir kağıda yazarak onu çuvalın içine atmıştı. Hastalığı şiddetlenince Hıristiyan olan Temîm ve Adiy'ye vasiyette bulundu ve geri döndükleri zaman eşyalarını ailesine götürmelerini istedi. Budeyl ölmüştü. Arkadaşları eşyalarını karıştırıp üç yüz miskal altınla işlenmiş gümüş kabını aldılar. Sonra Medine'ye geldiklerinde ölünün ailesine eşyaları teslim ettiler. Ailesi eşyaları karıştırınca eşyaların listesini buldular. Ancak listede olup da eşyaların arasında bulunmayan altın işlemeli bir kap vardı. Bunları Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) götürüp durumu anlattıklarında:

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz» diye yemin ederler" âyeti indirildi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Temîm ed-Dârî ve Adiy b. Beddâ' cahiliye zamanında Mekke'de ticaret eden iki Hıristiyan kişiydi. Onlar uzun süre Mekke'de kalırlardı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hicret ettiği zaman onların da ticareti Medine'ye yöneldi. Amr b. el-Âs'ın azatlısı Budeyl b. Ebî Mâriye ticaret için çıktı ve Medine'ye geldi. Sonra üçü birden ticaret için Şam'a gittiler. Yolun bir kısmını katettikten sonra Budeyl rahatsızlandı ve bir liste yazdı. Listeyi eşyalarının arasına gizledikten sonra (eşyalarını ailesine vermeleri için) onlara vasiyet etti. Öldüğü zaman ikisi eşyalarını açıp bir şey aldılar ve olduğu gibi tekrar kapattılar. Medine'ye geldiklerinde ailesine gidip eşyaları teslim ettiler. Ailesi eşya çuvalını açınca listeyi, listede yazılan vasiyeti ve gittiği zaman almış olduğu eşyaları buldular. Bir şeyi arayıp sorunca:

“Bizim ondan aldıklarımız ve bize verdikleri bunlardır" dediler. Bunun üzerine ailesi:

“Bu, onun kendi el yazısıdır" deyince:

“Biz onun eşyalarından bir şey saklamadık" dediler. Davalaşmak için Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) çıktıklarında:

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz» diye yemin ederler"  âyeti nâzil oldu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölünün ailesine bu iki kişiye ikindi namazından sonra ondan başka ilah olmayan Allah'ın adına ölen kişiden bundan başka eşya almadıklarına ve bir şey saklamadıklarına dair yemin ettirmelerini emretti. Bir süre bekledikten sonra kendilerinde altın işlemeli bir kap ortaya çıktı. Ölünün ailesi:

“Bu, bizim kabımızdır" dediler. Onlar da:

“Evet, doğrudur, ancak biz bunu ondan satın almıştık ve yemin ettiğimiz zaman bunu söylemeyi unutmuştuk. Kendimizi de yalancı çıkarmayı istemedik" dediler. Yine davalaşmak için Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittiklerinde:

“(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve «Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz» diye yemin ederler" âyeti nâzil oldu. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ölünün ailesinden iki kişinin o eşyayı bu iki kişinin sakladığına ve yok ettiklerine dair yemin etmesini emretti. Bu şekilde de o kabı hak edeceklerini bildirdi. Sonra Temîm ed-Dârî Müslüman olup Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) biat etti. O:

“Allah ve Resûlü doğru söylemektedir, kabı ben aldım" derdi. Temîm:

Resûlallah! Allah seni bütün yeryüzünde muzaffer kılacaktır. Bana, Beytü-Lahm'da Karyeteyn köyünü ver" dedi. Bu köy de İsa'nın (aleyhisselam) doğduğu köydü. Bunun Üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona bu konuda bir ferman yazdı. Hazret-i Ömer Şam'a geldiği zaman Temîm, Ömer'e Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem)fermanı ile geldi. Ömer:

“Ben buna hazırım" dedi ve ona bu köyü verdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) şeklinde mudaf olarak okumuştur, (.....) şeklinde tenvinsiz ve esre ile şeklinde okumuştur.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs'ın, Ali b. Ebî Talha vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. ..." âyetini açıklarken:

“Burada öldüğü zaman yanında Müslümanların bulunduğu kişi kastedilmektedir. Allah ona vasiyet edeceği şey için Müslümanlardan adil iki kişiyi şahit tutmasını emretmiştir" dedi. "Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder ..." âyeti hakkında ise:

“Burada da ölüp de yanında müslümanlardan kimse bulunmayan kişi kastedilmektedir. Eğer bunların şahitliğinden şüphe edilirse ikindi namazından sonra onlara Allah adına:

“Şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmedik" diye yemin ettirilir. Yine ölü yakınları, kâfir şahitlerin yalan söylediklerini anlarsa kendilerinden iki kişi kalkıp kâfirlerin şahitliklerinin gerçek olmadığına yemin eder. Allah'ın:

“(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa..." âyeti de bunu göstermektedir. İki kâfirin yalan söylediği anlaşılırsa ölünün yakınlarından iki kişi kalkıp onların yalan şahitlik ettiklerine dair yemin ederler. Kâfirler için "Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmeleri..." daha yakındır. Böylece kafirlerin şahitliği terk edilir ve ölü yakınlarının şahitliği ile hüküm kılınır. Bu konuda Müslüman şahitlere yemin ettirilmez, sadece kâfir şahitlere ettirilir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor:

“...Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir...." âyeti ile:

“Müslüman iki kişi kastedilmektedir. "Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyeti ile de:

“Gayri müslim iki kişi kastedilmektedir. "...Allah adına... yemin ederler" buyruğunda ise:

“Şahitlerin namazdan sonra Allah adına yemin etmeleri kastedilmektedir. "...Başka iki adam, onların yerine geçer ve "Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir..." âyeti ise:

“Ölü yakınlarından iki kişi:

“Arkadaşımız bu şekilde vasiyet etmemiştir. Bunlar yalan söylemektedir" diye Allah adına yemin ederler, mânâsındadır. "Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir..." buyruğuyla da:

“Ölü yakınları yeminleriyle malı almaya hak kazanırlar. Sonra da Allah'ın emri doğrultusunda mal gerektiği gibi taksim edilir. Bu şekilde de kâfirlerin yemini feshedilir, mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a:

“...Şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir...." âyetinin açıklaması sorulunca şöyle dedi:

“Bu âyet dışında hiçbir âyet yoktur ki indiği zaman mutlaka bir açıklaması da gelmiştir. Ben de bunu size açıklamazsam cuma günü gusletmeyen kişiden daha cahil olmuş olurum. Bu şöyledir. Bir kişi beraberinde bir miktar malla sefere çıkar. Seferde iken zamanı dolar da ölecek olursa Müslümanlardan iki kişi bulur ve yine Müslüman adil iki şahit karşısında terekesini onlara bırakır. Eğer Müslümanlardan dürüst iki şahit bulamazsa, Ehl-i Kitâb'dan iki kişi bulur. Eğer bunlar terekeyi öderlerse bir sakınca yoktur. Ancak inkar ederlerse namazdan sonra ondan başka ilah olmayan Allah'ın adına:

“Bize verilen budur, biz bundan bir şey saklamadık" diye yemin ettirilirler. Eğer yemin ederlerse beri kılınırlar. Daha sonra yazı sahipleri gelip şahitlik ederse ve ölünün ailesi de bir şeylerin yok olduğunu iddia ederse onlar da şahitlerle beraber yemin edip haklarını alırlar. Bu sebeple Yüce Allah:

“...Vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder" buyurmaktadır.

Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bir mümin öleceği zaman yanında sadece iki Müslüman veya iki kâfir hazır bulunursa, onlardan başka kimse bulunmazsa ve varisler tereke eksik te olsa kabul ederlerse bir sorun yoktur. Ancak şahitler yine de doğru söylediklerine dair yemin ederler. "(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa..." âyeti hakkında ise:

“Eğer ortada itham bulunursa varislerden iki kişi yemin eder ve önceki şahitlerin yeminini iptal ederek söz konusu olan şeyi alırlar" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Diyâ'nın, Muhtâre'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyetini açıklarken:

“Burada Müslümanların dışında Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. el- Müseyyeb:

“...Sizden adaletli iki kişi..."" âyetini açıklarken:

“Burada sizin dininizden iki kişi kastedilmektedir" dedi. "...Sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyeti hakkında ise:

“Burada da Ehl-i Kitâb kastedilmektedir. Eğer başka bir şehirdeyse ve onlardan başka kimse yoksa Ehl-i Kitâb'dan iki şahit tutar" dedi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Şureyh:

“Yahudilerin ve Hıristiyanların şahadeti sadece vasiyette kabul edilir. Vasiyette de şahitlikleri seferde olmadıkça kabul edilmez" dedi.

Abdurrezzâk, Ebü Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî, Hâkim ve İbn Merdûye, Şa'bî'den bildiriyor: Müslümanlardan bir kişiye Dakûkâ' denilen yerde ölüm gelmişti. Vasiyet için müslümanlardan hiç kimseyi bulamamıştı. Bunun üzerine Ehl-i Kitâb'dan iki kişiyi şahit tuttu. Bu iki kişi Kûfe'ye geldiklerinde durumu Ebû Mûsa el-Eş'arî'ye haber verdiler. Vasiyetini ve terekesini getirdiklerinde, Ebû Mûsa el-Eş'arî:

“Böylesi bir olay Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında olduktan sonra bir daha olmuş değildir" dedi ve ikindi namazından sonra hainlik etmediklerine, yalan söylemediklerine, söylenenlerde bir değiştirme yapmadıklarına, hiçbir şeyi gizlemediklerine, hiçbir şeyi değiştirmediklerine, ölenin vasiyetinin ve terekesinin bu olduğuna dair onlara yemin ettirdi. Sonra da onların şahitliğini kabul etti.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem:

“...Vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz» diye yemin ederler"  âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu âyet vefat ettiği zaman yanında Müslümanlardan kimse bulunmayan bir kişi hakkında nâzil olmuştur. Bu Müslümanlığın başlangıç döneminde, yeryüzünde savaş var iken Medine'deki Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbı hariç insanlar kâfir iken, herkes vasiyetle birbirlerine varis olurdu. Sonra vasiyet neshedilip miras farz kılındı. Müslümanlar da bununla amel etti.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Zührî:

“Sünnete göre kâfirin şahadeti ne mukim iken, ne de seferde iken caiz değildir. Bu, ancak Müslümanlar için geçerlidir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Bu âyet neshedilmiştir" dedi.

Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İkrime:

“...Sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyetini açıklarken:

“Burada başka boylardan olan başka müslümanlar kastedilmektedir" dedi.

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Nehhâs, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî'nin, Sünen'de bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Sizden adaletli iki kişi..."âyetini açıklarken:

“Burada sizin kabilenizden iki kişi kastedilmektedir" dedi. "...Sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyeti hakkında ise:

“Burada da kabilenizden başka bir kabile kastedilmektedir. Zira:

“...Onları namazdan sonra alıkorsunuz da..." âyetini görmüyor musun? Şahitlerin hepsi müslümanlardandır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ukayl vasıtasıyla şöyle bildiriyor: İbn Şihâb'a bu âyet hakkında:

“Sana göre Allah'ın, vasiyet edenin ailesinin dışında zikretmiş olduğu bu iki kişi Müslümanlardan mıdır yoksa Ehl-i Kitâb'dan mıdır? Yine onlardan sonra şahitlik edecek iki kişi, vasiyet edenin ailesinden midir yoksa Ehl-i Kitâb'dan mıdır?" diye sorduğumda şöyle dedi:

“Bu âyet hakkında ne Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem), ne de âlimlerden bir hadis işitmedik. Biz bu konuyu bazen kendi aramızda konuşurduk. Ancak belli bir sünnet veya bu konuda hüküm veren adil bir liderden bahsetmezlerdi. Ortaya birbirine muhalif görüşler çıkardı. Fakat bize göre en güzel görüşleri şöyle demeleriydi:

“Bu, Müslümanlar arasında miras konusundadır. Varislerin bir kısmı ölüm anında ölenin yanında bulunurken, bir kısmı da bulunmamaktadır. Ölenin yanında bulunanlar hazır bulunmayanlara ölenin vasiyet ettiği şeyleri haber verirler. Eğer kabul ederlerse vasiyet caiz olur. Ölüm anında hazır bulunmayan varisler, bunlar vasiyeti değiştirdi ve vasiyet edilmemiş birine bir şeyler vermek istiyorlar diye bir şüpheye düşerlerse, ölürken yanında hazır bulunanlar namazdan sonra söylediklerinin doğru olduğuna dair yemin ederler. "...Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına:

“Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz..." âyetinde olduğu gibi bu da müslümanların namazıdır. Eğer bu şekilde ortada kötü bir şey olmadığına dair yemin ederlerse şahitlikleri ve yeminleri caiz olur. Ancak varislerden ilk şahitlerin şahitliklerini inkar edecek kişiler olursa iki kişi kalkar ve Allah'a yemin ederek:

“Bizim şahitliğimiz sizi yalanlamak veya şahitliğinizi iptal etmek içindir. "Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz" derler.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abîde:

“...Onları namazdan sonra alıkorsunuz..." âyetini açıklarken:

“Burada ikindi namazı kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:

“...Şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz..."âyetini açıklarken:

“Varis kişi uzakta olsa da biz rüşvet almayız, mânâsındadır" dedi.

Ebû Ubeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Âmir eş-Şa'bî bu âyeti: (.....) şeklinde keserek tenvin ile okumuş (.....) şeklinde (elif) harfini kaldırarak Allah'ın adına yemin şeklinde okumuştur.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Abdirrahman es-Sülemî bu âyeti (.....) şeklinde okur ve:

“Bu yemindir" derdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) şeklinde nasba mudaf olarak (.....) şeklinde tenvinsiz okudu.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa..." âyetini açıklarken:

“Eğer şahitlerin hainlik ettiği yani yalan söyleyip bir şeyler gizledikleri anlaşılırsa onlardan daha dürüst diğer iki kişi kalkıp onların hilafında şahitlik ederler. Bu şekilde sonrakilerin şahitliği kabul edilir ve ilk iki kişinin şahitliği iptal edilir" dedi.

Firyâbî, Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş- Şeyh'in bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib bu âyeti: (.....) şeklinde (te) harfini nasb (fetha) ile okudu.

Hâkim ve İbn Merdûye, Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti: (.....) şeklinde okumuştur.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Adiy'in, Ebu'l-Miclez'den bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b bu âyeti: (.....) şeklinde okuyunca Hazret-i Ömer:

“Yalan söyledin" dedi. Ubey b. Ka'b:

“Sen daha yalancısın" karşılığını verdi. Bir kişi:

“Müminlerin emirini mi yalanlıyorsun?" deyince:

“Ben müminlerin emiri hakkında senden daha fazla saygılı biriyim. Allah'ın Kitab'ını doğrulayarak onu yalanlıyorum. Allah'ın Kitab'ını yalanlaması durumunda müminlerin emirini tasdik etmem" dedi. Bunun üzerine Ömer:

“Doğru söyledi" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Yahya b. Ya'mer: (.....) şeklinde okudu ve:

“Bunlar öncelikli olanlardır" dedi.

Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) şeklinde okur ve:

“Bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki kişi küçük iseler, onların yerine nasıl geçerler?" derdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye bu âyeti: (.....) şeklinde şedde ile cem' ederek okurdu.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Asım bu âyeti: (.....) şeklinde (te) harfini ötre (ha) harfini de esre ile okudu. (.....) ifadesini de şedde ile cem' ederek okudu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Zeyd:

“...Öncelikli..." ifadesini açıklarken:

“Burada ölüde öncelikli olanlar kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde:

“Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir..." âyetini açıklarken:

“Böyle edilmesi daha doğru bir şekilde şahitlik etmeleri ve sonuçtan korkmaları içindir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:

“...Yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir...'" âyetini açıklarken:

“Burada kendi yeminlerinin iptal edilip diğer iki kişinin yemininin geçerli olmasından endişe etmeleri kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mukâtil:

“...Allah'a karşı gelmekten sakının ve dinleyin..." âyetini açıklarken:

“Burada hüküm verecek kişiler kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:

“...Allah, fasık toplumu doğruya iletmez..." âyetini açıklarken:

“Burada yalan yere yemin eden yalancılar kastedilmektedir" dedi.

 

 

 

 

Ana Sayfa (Kur'an-ı Kerim) Aynı Pencere

Geri

 

(Ö :  M :1505  H :911)

 

ED-DURRU’L-MENSÛR TEFSÎRİ - (TÜRKÇE)

 

ŞÂFİÎ

 

İleri

Sayfayı Büyüterek Aynı Pencerede Aç