104
"Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru
kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten
çoklarının aklı da ermez. Onlara, «Allah'ın indirdiğine (Kur'ân'a) ve
Peygamber'e gelin» denildiğinde onlar, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din
bize yeter» derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış
olsalar da mı?"
Abdurrezzâk,
Abd b. Humeyd,
Buhârî, Müslim,
Nesâî, İbn Cerîr,
İbnu'l- Münzir,
İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Saîd b.
el-Müseyyeb: Bahîra, sütü putlar için alıkonan ve hiç kimse tarafından
sağılmayan hayvandır. Sâibe ise, müşriklerin ilahları için serbest bırakarak
onlara hiçbir şey yüklemedikleri hayvanlardır" dedi. Ebû Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Amr
b. Âmir el-Cuzâî'nin Cehennemde bağırsaklarını sürüdüğünü gördüm. Çünkü o sâibe
olarak hayvan salan ilk kişiydi" buyurdu. İbnu'l-Müseyyeb:
“Vasîle, daha doğurmamış bir devenin arka arkaya iki defa dişi doğurmasıdır.
Böyle iki dişi arasında erkek doğurmayan bir deveyi putları için başıboş
bırakırlardı. Hâm ise, belli bir sayıda dişi develerle çiftleşen erkek devedir.
Damızlık görevini bitiren deveyi putları için başıboş bırakırlar ve artık ona
hiçbir şey yüklemezlerdi."
Ahmed,
Abd b. Humeyd,
Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'da, İbn
Cerîr, İbnu'l-Münzir,
İbn Ebî Hâtim ve
Beyhakî, el-Esmâ' ve's-Sıfât'ta, Ebu'l- Ahvas'tan, o da babasından
bildiriyor: Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) yanına eski
giysilerle gitmiştim. Bana:
“Senin
malın var mı?" deyince:
“Evet,
vardır" dedim. Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ne
tür malın var?" diye sorunca da:
“Deve,
koyun, at ve kölelerim var" dedim. Bunun üzerine
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah
sana mal verdiyse sana verdiği bu malın izi üzerinde görülsün" buyurdu. Sonra:
“Sen
develerini kulakları tam olarak mı yetiştirirsin?" deyince:
“Evet,
develer de ancak öyle yetiştirilir" dedim.
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Belki
sen bıçağı alır ve bir kısmının kulağını keser: «Bu, Bahire'dir» dersin. Sonra
bir kısmının kulağını yarar: «Bu kulağı yarıktır (haramdır) dersin değil mi?»
deyince de:
“Evet"
dedim. Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Böyle
yapma, Allah'ın vermiş olduğu her şey sana helaldir" buyurdu ve:
“Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru
kılmamıştır..." âyetini okudu. Ebu'l-Ahvas der ki:
“Bahîra kulağı yarılan hayvandır. Kişinin ne hanımı, ne kızları, ne de ev
halkından hiç bir kişi bu hayvanın yününden, tüyünden, kılından ve sütünden
faydalanamaz. Öldüğü zaman da ona ortak olurlardı (onu beraber yerlerdi). Sâibe
ise putları için başıboş bıraktıkları hayvanlardır. Vasîle, altı defa doğuran
koyundur. Yedinci defa da bir dişi bir erkek doğurursa onu kesmezler, ona
vurmazlar nereden içerse içsin ona dokunmazlardı. Öldüğü zaman da ona ortak
olurlardı. Hâm ise, sulbünden on döl çıkan devedir. Bu on dölü de damızlık
olduğu zaman sırtı korunur ve ona Hâm adı verilir. Onun ne yününden
faydalanılır, ne kesilir ve ne de sırtına binilir. Öldüğü zaman da ona ortak
olurlardı."
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir ve
İbn Ebî Hâtim, Ali b. Ebî Talha vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor:
Bahîre, beş batın doğuran devedir. Beşinci batında doğan yavru erkek ise onu
keserler ve sadece erkekler yerlerdi. Eğer dişi ise kulaklarını yararlar ve:
“Bu,
Bahîre'dir" derlerdi. Sâibe ise ilahları için başıboş bıraktıkları develerdir.
Onlara binmezler, onları sağmazlar, tüyünü kesmezler ve ona bir şey
yüklemezlerdi. Vasîle ise, şöyledir: Koyun yedi defa doğurduğu zaman yedinci
batında doğan dişi olsun, erkek olsun ölü olursa kadınlar dışında erkekler ona
ortak olurlar. Yedinci batında doğan dişi ise, onu kesmeyip bırakırlardı. Eğer
yedinci batında doğan bir erkek bir dişi ise yine onları kesmezler ve:
“Kız
kardeşi yetişti ve onu bize haram kıldı" derlerdi. Hâm ise, yavrusunun da
yavrusu olan erkek devedir. Ona da:
“Bu,
sırtını korudu" derlerdi. Ona bir şey yüklemezler, tüyünü kesmezler, onu hiçbir
meradan ve sulaktan men etmezlerdi. Hatta sulak sahibinden başka birine ait olsa
bile yine men edilmezdi.
İbn Cerîr,
İbn Ebî Hâtim ve
İbn Merdûye'nin Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru
kılmamıştır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bahîre, kişinin devesinin beş defa doğurmasıdır. Beşinci batında doğan erkek
değilse, kişi bu devenin kulaklarını yarardı. Ancak onun tüyünü kesmez ve sütünü
içmezdi. İşte bu, Bahîre'dir. Sâibe ise, kişinin malından dilediğini başıboş
bırakmasıdır. Vasîle ise, koyunun yedi defa doğurmasıdır. Yedinci batında erkek
doğarsa kesilir, dişi doğurursa bırakılırdı. Eğer hem dişi, hem erkek doğurursa:
“Kardeşi ona yetişti (onu kurtardı)" derlerdi ve onları bırakırlar ve
kesmezlerdi. İşte bu da Vasîle'dir. Hâm ise, kişinin devesi on defa çiftleştiği
zaman ona:
“Hâm"
denilir ve bırakılırdı.
Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in
bildirdiğine göre Mücâhid:
“Allah, ne Bahîre, ne Sâibe, ne Vasîle, ne de Hâm diye bir şey meşru
kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten
çoklarının aklı da ermez" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bahîre, develerden olurdu. Cahiliye ahalisi onun tüyünü kesmeyi, sırtına
binmeyi haram kılar, etini ve sütünü erkeklere helal, kadınlara ise haram
kılarlardı. Eğer erkek ve dişi doğurursa serbest bırakılır. Eğer ölürse kadınlar
ve erkekler onun etini yemekte ortak olurlardı. Hâm ise, Bahîre'yle çiftleşip
yavru doğurmasına vesile olan erkek devedir. Sâibe ise koyundan olur ve
Bahîre'ye benzer bir şekildedir. Ancak altı batın arka arkaya dişi doğurduğu
zaman onu bırakırlardı. Eğer yedinci batında erkek veya dişi veya erkek ve dişi
doğurursa onu keserler ve sadece erkekler yerlerdi. Eğer dişi ve erkek doğurursa
Vasîle olur. Dişinin doğmasıyla erkek kesilmezdi. Eğer ikiz doğurursa yine
kesilmez bırakılırdı.
İbnu'l-Münzir'in
bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrîder ki:
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)
bize öğle namazını kıldırıyordu ki, kıbleden geri çekilip yüzünü kıblenin dışına
çevirdi ve sığınma yaptı. Sonra kıbleye tekrar yaklaşarak elini uzattığını
gördük. Selam verdikten sonra:
“Yâ
Resûlallah! Bugün namazda daha önce yapmadığın bir şeyi yaptığını gördük"
dedik. Bunun üzerine Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Evet,
bu makamımda bana Cennet ve Cehennem arz edüdi. Cehennemde gördüğüm şeyleri
Allah'tan başka hiç kimse bilmez. Orada bağlı olarak aç susuz bırakılan ve ölene
kadar yerdeki otlarla beslenen kedinin sahibi olan Himyerî kabilesinden olan
kadını gördüm. Orada Amr b. Luhay'yı bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken
gördüm. Bu kişi hayvanları ilk başıboş bırakan, Bahîra kılan, putları diken ve
İsmail'in dinini değiştiren kişidir. Yine orada İmrân el-Ğifârî'yi gördüm.
Hacıları(n eşyaların) çaldığı bastonu da yanındaydı." Bana dördüncü şeyi de
söyledi, ama ben onu unuttum. "Yine bana Cennet gösterildi. Orada bulunanlar
gibisini hiç görmedim. Size göstermek için ondan bir parça almak istedim, ama
aramıza engel konuldu." Topluluktan bir kişi:
“Oradaki bir (meyve) tane(si) ne kadardır?" deyince:
“Annenin dikmiş olduğu en büyük kova kadardır" buyurdu. Muhammed b. İshâk:
“Bunu
Rabî'ye sorduğumda:
“Bu
(soruyu soran) kişi Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) ön dişini kıran
kişidir" cevabını verdi.
Buhârî
ve İbn Merdûye'nin Hazret-i Âişe'den
bildirdiğine göre Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cehennemin birbirini yediğini gördüm. Yine orada Amr'ı bağırsaklarını ateşin
üstünde sürürken gördüm. Bu kişi hayvanları (putlar için) ilk başıboş bırakan
kişidir" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe,
İbn Cerîr, İbn
Merdûye ve Hâkim'in bildirdiğine göre
Ebû Hureyre der ki: Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem), Eksem b.
el-Cevn'e:
“Ey
Eksem! Bana Cehennem arz olundu. Orada Amr b. Euhay b. Kam'a b. Hındifi
bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm. Senden daha fazla ona, ondan daha
fazla da sana benzeyeni görmedim" dediğini işittim. Eksem:
“Yâ
Resûlallah! Onun bana benzemesinin bana bir zarar vermesinden korkuyorum"
deyince:
“Hayır
korkma, çünkü sen müminsin, o ise kâfirdir. O, İbrâhîm'in dinini değiştiren ve
hayvanları Bahîre, Sâibe ve Hâm kılarak başıboş bırakan ilk kişidir" buyurdu.
Ahmed,
Abd b. Humeyd ve
İbn Merdûye'nin, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre
Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi
ve sellem):
“Hayvanları ilk olarak başıboş bırakan ve ilk olarak putlara tapan Ebû Huzâ'a
Amr b. Amir'i bağırsaklarını ateşin üstünde sürürken gördüm" buyurdu.
Abdurrezzâk,
İbn Ebî Şeybe,
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in, Zeyd b.
Eslem'den bildirdiğine göre Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben
ilk olarak hayvanları Sâibe kılarak başıboş bırakan, putları diken ve İbrâhîm'in
dinini değiştiren kişiyi biliyorum" buyurdu. Ashâb:
“Yâ
Resûlallah! Bu kişi kimdir?" diye sorunca:
“Ka'b
oğullarının kardeşi Amr b. Luhay'dır. Onu Cehennemde bağırsaklarını ateşin
üstünde sürürken gördüm. Onun bağırsaklarının kokusu cehennem ahalisine eziyet
etmekteydi. Yine hayvanları ilk olarak Bahîre kılan kişiyi tanıyorum" buyurdu.
Ashâb:
“Yâ
Resûlallah! Bu kişi kimdir?" diye sorunca:
“Bu
kişi Mudlic oğullarındandır. Onun iki devesi vardı. O develerinin kulaklarını
yarıp sütlerini (içilmeye) ve sırtlarını (binilmeye) haram kılarak: «Bunlar,
Allah yolundadır» dedi. Sonra olara ihtiyacı olunca da sütlerini içip sırtlarına
bindi. Onu cehennemde develerinin ağızlarıyla ısırılıp ayaklarıyla çiğnendiğini
gördüm" buyurdu.
Ahmed
ve Hâkim'in bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b
der ki: Biz Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber öğle
namazında idik. Cemaat arkasında saf tutmuş iken bir şey almak istediğini ve
sonra geri çekildiğini gördük. Bunun üzerine cemaat te geri çekilmişti.
Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) bir daha geri çekildiğinde cemaat te bir
daha geri çekildi. Sonra:
“Yâ
Resûlallah! Daha önce namazda yapmadığın bir şeyi yaptığını gördük"
dediğimde:
“Bana
Cennet, gülleri ve güzellikleriyle arz olundu. Onun üzümünden koparmak istedim.
Eğer ondan almış olsaydım yeryüzünde ve gökyüzünde bulunan herkes ondan yerdi ve
hiç eksilmezdi. Ancak aramıza bir engel konuldu. Yine bana Cehennem arz olundu.
Ancak hararetini gördüğümde geri çekildim. Orada gördüklerimin çoğu kadınlardı.
Onlara bir sır verildiğinde ifşa ederler, istediklerinde ısrarcı olurlar,
kendilerinden istendiğinde cimrileşirler ve onlara verildiğinde şükretmeyip
nankörlük ederler. Yine orada Amr b. Luhay'in bağırsaklarını ateşin üstünde
sürürken gördüm. Ona en fazla benzeyenin (ashabımdan) Ma'bed b. Eksem olduğunu
da gördüm" buyurdu. Bunun üzerine Ma'bed:
“Yâ
Resûlallah! Ona benzememden dolayı benim için endişeleniyor musun?"
dediğinde:
“Hayır, korkmuyorum, sen mümin birisin. O ise kâfir biridir ve Arapların putlara
tapmasına sebep olan ilk kişidir" buyurdu.
Abd b. Humeyd
ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı
da ermez" âyetini açıklarken:
“Helal
olan bazı şeyleri şeytanın kendilerine haram kılmasına akılları ermez" dedi.
Ebu'ş-Şeyh'in
bildirdiğine göre Muhammed b. Ebî Mûsa bu âyet hakkında şöyle der:
“Ataları böyle bir şey icat etmiş ve ölmüşlerdi. Çocukları da bunu Allah'ın
meşru kıldığını sanmaktadır. Oysa Yüce Allah:
“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı
da ermez" buyurmaktadır. Atalar ve çocuklar Allah'a iftira etmektedirler. Ancak
çocukların çoğu buna akıl erdiremez ve bunları Allah'ın meşru kıldığını
sanırlar.
İbn Ebî Şeybe,
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve
Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Muhammed b.
Ebî Mûsa:
“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar..." âyetini
açıklarken:
“Burada Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi. "...Zaten çoklarının aklı da ermez"
âyeti hakkında ise:
“Puta
tapanlar kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir ve
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî:
“...Fakat, inkâr edenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı
da ermez" âyetini açıklarken:
“Burada akılları ermeyenlerden kasıt, liderlerine uyan kişilerdir. İftira
edenlerle de bilerek Allah'a karşı yalan uyduranlar kastedilmektedir" dedi.
105
"Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan
sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size
yaptıklarınızı haber verecektir."
İbn Ebî Şeybe,
Ahmed, Abd b.
Humeyd, el-Adenî, İbn Menî' Müsned'de, el-
Humeydî Müsned'de, Ebû Dâvud,
Tirmizî, Nesâî,
İbn Mâce, Ebû
Ya'la, el-Kiccî, Sünen'de, İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir,
İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân,
Dârakutnî, el- İfrâd'da,
Ebu'ş-Şeyh, İbn
Merdûye, Beyhakî Şuabu'l-İmân'da ve
Diyâ'nın Muhtâre'de bildirdiğine göre Kays (b. Ebî Hâzım) der ki: Hazret-i Ebû
Bekr kalkıp Allah'a hamdü sena ettikten sonra:
“Ey
insanlar! Siz: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda
olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...» âyetini okuyor ve yanlış
bir şekilde uyguluyorsunuz. Çünkü ben Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem): «Eğer insanlar
yanlış bir şey görür de onu değiştirmezse, Allah'ın hepsinin üzerine azabını
indirmesi pek yakındır» buyurduğunu işittim" dedi.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Kays b. Ebî Hâzım der ki: Hazret-i Ebû Bekr,
Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) minberine çıktıktan sonra Allah'a hamdü
sena etti ve şöyle dedi:
“Ey
insanlar! Siz Allah'ın Kitâb'ından bir âyeti okuyor ve onu bir ruhsat olarak
sayıyorsunuz. Vallahi! Allah, Kitab'ında:
“Ey
iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimse size zarar veremez..." âyetinden daha ağır bir âyet indirmemiştir.
Vallahi! Siz ya iyiliği emredip kötülükten nehyedersiniz, ya da Allah size toplu
olarak bir ceza verecektir."
Abdurrezzâk
ve Abd b. Humeyd'in, Cerîr el-Becelî'den
bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Eğer
bir kavmin içinde ma'siyet işleyen biri olur da kavmin bunu değiştirmeye gücü
yettiği halde değiştirmezse, mutlaka, Allah'ın hepsinin üzerine azabını
indirmesi pek yakındır" buyurmuştur.
Tirmizî,
İbn Mâce, İbn
Cerîr, el-Beğavî Mu'cem'de,
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim,
Taberânî,
Ebu'ş-Şeyh, Hâkim,
İbn Merdûye ve
Beyhakî Şuab'da, Ebû Umeyye eş-Şa'bânî'den bildiriyor: Ebû Sa'lebe
el-Huşenî'nin yanına gidip:
“Bu
âyetle nasıl amel etmektesin?" dediğimde:
“Hangi
âyetle?" diye karşılık verdi. Ona:
“Ey
iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimse size zarar veremez..." âyetiyle" dediğim zaman:
“Vallahi! Sen sorunu bu âyetten haberdar olan birine sordun. Ben bunu
Resûlullah'a
(sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda şöyle buyurdu" dedi:
“Siz
iyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Ancak cimriliğe itaat edildiğini, nefsâni
şeylere tâbi olunduğunu, dünyalık şeylerin (âhirete karşı) tercih edildiğini,
her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman kendi nefsine bak
ve toplumun sorumluluğunu üzerinden at. Şüphesiz arkanızda sabır gerektirecek
günler vardır. O gün sabreden kişi ellerinde kor tutmuş gibi olacaktır. O zaman
iyi amel işleyenlerin ecri, sizin gibi amel işleyen elli kişinin ecri kadardır.
"
Ahmed,
İbn Ebî Hâtim,
Taberânî ve İbn Merdûye'nin
bildirdiğine göre Ebû Âmir el-Eş'arî'de bir durum vardı ki bir süre
Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna çıkmadı. Sonra
Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittiğinde:
“Seni
(yanıma gelmekten) alıkoyan nedir?" diye sordu. O:
“Yâ
Resûlallah! Ben: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru
yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez» âyetini okudum" dedi.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Nereye gittiniz? Bu âyet: «Siz hidayete erdikten sonra yoldan sapan kâfirler
size zarar veremez» mânâsındadır" buyurdu.
Abdurrezzâk,
Saîd b. Mansûr,
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir,
Taberânî ve Ebu'ş-Şeyh, Hasan(-ı
Basrî)'den bildiriyor: Bir kişi İbn Mes'ûd'a:
“...Siz kendinizi düzeltin..." âyetini sorunca:
“Ey
insanlar! Bunun zamanı şimdi değildir. Bugün bu kabul edilen bir şeydir. Fakat
iyiliği emredip kötülükten nehyettiğinizde size şöyle şöyle yapılma zamanı
yaklaşmıştır." - Veya:
“İnsanların söylendiğinizi kabul etmeyecekleri zaman yaklaşmıştır" dedi- "İşte o
zaman:
“Siz
kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar
veremez..." dedi.
Saîd b. Mansûr
ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn
Mes'ûd:
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı
haber verecektir" âyetini açıklarken:
“Siz
kırbaç ve kılıç olmadığı müddetçe iyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Bunlar
olduğu zaman da siz kendi nefsinize bakın" dedi.
Abd b. Humeyd,
Nuaym b. Hammâd Fiten'de,
İbn Cerîr, İbn
Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh,
İbn Merdûye ve
Beyhakî Şuab'da, Ebu'l-Âliye'den bildirir: Abdullah b. Mes'ûd'un yanında
iken insanların arasında olduğu gibi iki kişinin arasında bir sorun olmuştu. Her
ikisi de birbirlerinin üzerine yürüyünce, Abdullah'ın meclisinde oturanlardan
biri:
“Onlara iyiliği emredip kötülükten nehyetmek için kalkayım mı?" dedi. Diğer bir
kişi yanındakine:
“Sen
kendi nefsine bak. Yüce Allah:
“...Siz kendinizi düzeltin..." buyurmaktadır" diye karşılık verince, bunu
işiten İbn Mes'ûd şöyle dedi:
“Yavaş
ol! Bu âyetin tevili henüz gelmiş değildir. Kur'ân indirildiği yere indirildi ve
bir kısım âyetlerin tevili Kur'ân inmeden önce geçti. Bir kısım âyetlerin
tevili, Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında gelmiş,
bir kısım âyetlerin tevili, Resûlullah'tan
(sallallahü aleyhi ve sellem) yıllar sonra
gelmiştir. Bir kısım âyetlerin tevili de bu günden sonra, bir kısım âyetlerin
tevili de kıyamet günü zamanındadır. Bir kısım âyetlerin tevili hesap, Cennet ve
Cehennem zamanıdır. Kalpleriniz ve istekleriniz bir oldukça, fırkalara
ayrılmadıkça ve birbirinize acılar tattırmadığınız müddetçe iyiliği emredip
kötülükten nehyedin. Kalpleriniz ve istekleriniz ayrı olduğu zaman, fırkalara
ayrılıp birbirinize acılar tattırdığınız zaman herkes kendi nefsinden
sorumludur. İşte o zaman bu âyetin tevili de gelmiş olur."
İbn Cerîr
ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn
Ömer'e:
“Eğer
bu günlerde otursan ve iyiliği emredip kötülükten yasaklamasan. Çünkü Allah:
«...Siz kendinizi düzeltin...» buyurmaktadır" denildiğinde, İbn Ömer:
“Bu
âyet benim ve arkadaşlarım hakkında değildir. Zira
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Dikkat edin, burada bulunan (hazır olan) bulunmayana (gaibe) haber versin"
buyurdu. Biz hazır olanlar, siz de gâip olanlarsınız. Fakat bu âyet bizden sonra
gelecek olan ve iyiliği emredip kötülüğü nehyettikleri zaman sözleri kabul
edilmeyecek kişiler hakkındadır" dedi.
Abdurrezzâk
ve İbn Cerîr'in, Katâde vasıtasıyla
bildirdiğine göre bir kişi şöyle dedi: Hazret-i Osmân'ın hilafet zamanında,
Medine'de Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbmdan oluşan
bir halkada bulundum. Aralarında yaşlı biri — sanırım bu kişinin Ubey b. Ka'b
olduğunu söylemişti— "...Siz kendinizi düzeltin..." âyetini okudu ve:
“Bu
âyetin tevili, âhir zamanda gelecektir" dedi.
Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr ve
Ebu'ş-Şeyh'in, Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Mâzin der ki:
Hazret-i Osmân'ın hilafeti zamanında Medine'ye gitmiştim. Oturmuş olan grubun
içinden bir kişi:
“...Siz kendinizi düzeltin..." âyetini okuyunca, oradakilerin çoğu:
“Bu
âyetin tevili bugün daha gelmemiştir" dediler.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Cübeyr b. Nufeyr der ki:
Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem)
ashâbmdan oluşan bir halkada bulunmuştum ve yaşça en küçükleri idim. Onlar
iyiliği emredip kötülükten yasaklamayı konuşunca onlara:
“Yüce
Allah: «...Siz kendinizi düzeltin...» buyurmuyor mu?" dedim. Onlar hep bir
ağızdan bana:
“Sen
Kur'ân'dan bilmediğin ve tevil edemediğin bir âyet mi getiriyorsun?" dediler.
İşte o an hiç konuşmamış olmayı temenni ettim. Sonra birbirleriyle konuşmaya
devam ettiler. Ancak kalkacakları zaman:
“Sen
küçük yaşta bir çocuksun ve ne olduğunu bilmediğin bir âyet getirdin. Sen umulur
ki o zamana yetişirsin. Ancak cimriliğe itaat edildiğini, nefsâni şeylere tâbi
olunduğunu, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman kendi
nefsine bak. Sen doğru yolda olursan, yoldan sapan kimse sana zarar veremez"
dediler.
İbn Merdûye,
Muâz b. Cebel'den bildirir:
“Yâ
Resûlallah! Bana, Yüce Allah'ın: «Ey iman edenler! Siz kendinizi
düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...»
âyetinden haber ver" dediğimde:
“Ey
Muâz! İyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Ancak cimriliğe itaat edildiğini,
nefsâni şeylere tabi olunduğunu, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini
gördüğünüz zaman kendi nefsinize bakın. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimseler size zarar veremez. Şüphesiz arkanızda sabır gerektirecek günler
vardır. O gün dinine tutunan kişi, ellerinde kor tutmuş gibi olacaktır. O zaman
sizin gibi amel işleyenlerin sevabı elli kişinin sevabı kadardır" buyurdu. Ben:
“Yâ
Resûlallah! Onlardan elli kişinin sevabı kadar mı?" dediğimde:
“Hayır, sizlerden elli kişinin sevabı kadar" buyurdu.
İbn Merdûye'nin
bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrî der ki:
“Ey
iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimse size zarar veremez..." âyetini Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) yanında
zikrettiğim zaman:
“Bu
âyetin tevili henüz gelmemiştir. İsa (aleyhisselam)
yeryüzüne inene kadar da bu âyetin tevili gelmeyecektir" buyurdu.
İbn Merdûye'nin
bildirdiğine göre Muhammed b. Abdillah et-Teymî ve Ebû Bekr es-Sıddîk der ki:
Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cihadı terk etmiş hiçbir kavim yoktur ki, Yüce Allah o kavmi mutlaka zelil
kılmıştır. Aralarında kötülük olup da bunu yasaklamayan hiçbir kavim de yoktur
ki, Allah onları mutlaka toplu olarak cezalandırmıştır" buyurdu. Sizinle,
Allah'ın toplu olarak cezalandırması arasında:
“Ey
iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimse size zarar veremez..." âyetinin iyiliği emredip kötülükten yasaklama
dışında tevil edilemesinden başka bir şey yoktur.
İbn Merdûye,
Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm'dan bildiriyor: Hazret-i Ebû Bekr hutbe
verirken Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu
söyledi:
“Ey
insanlar: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız,
yoldan sapan kimse size zarar veremez...» âyetini yanlış tevil etmeyin. Pislik
kişi bir mahallede olur da o kişi bu pislikten menedilmezse işte o zaman Allah
onlara toplu olarak bir ceza verir."
Abd b. Humeyd
ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Hasan(-ı
Basrî):
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez...'" âyetini okuyup:
“Bu
âyet, ne kadar geniş ve ne kadar sağlamdır" dedi.
Ebu'ş-Şeyh,
Osmân eş-Şehhâm Ebû Seleme'den bildiriyor: Basra ahalisinden yaşlı ve itibarı
olan bir ihtiyar bana şöyle anlattı: Bana ulaştığına göre Dâvud
(aleyhisselam) Rabbine:
“Ey
Rabbimi Yeryüzünde sana doğru nasıl geleceğim ve samimi olarak nasıl amel
edeceğim?" deyince:
“Ev
Dâvud! Kırmızı da olsa, beyaz da olsa beni seveni sev. Dudakların zikrimle nemli
kalsın ve evde bulunmayanın yatağından (zinadan) sakın" buyurdu. Dâvud
(aleyhisselam):
“Ey
Rabbim! Dünyada iyiler ve kötüler beni nasıl sevecekler?" deyince:
“Ey
Dâvud! Dünyalık ahalisine dünyalık ameliyle amel et, âhiret ahalisini de
âhiretlik bir sevgi ile sev. İbadetlerini aramızda gizli olarak yaparsın. Eğer
öyle yapar ve doğru yolda olursan sapan kişiler sana bir zarar veremez" buyurdu.
İbn Merdûye'nin,
İbn Ömer'den bildirdiğine göre bir kişi gelip:
“Ey
Ebû Abdirrahman! Kur'ân'ı okuyan, ictihad sahibi olan ve kötülük etmekten geri
kalmayan altı kişilik bir grup vardı. Şimdi bunlar şirkte birbirlerine şahitlik
etmekteler" dedi. İbn Ömer:
“Belki
de sana gidip onlarla savaşmanı emredeceğimi sanıyorsun. Sen onlara nasihat et
ve bu yaptıklarından nehyet. Eğer sana asi olurlarsa kendi nefsine bak. Zira
Yüce Allah: «Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız,
yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman
Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir»' buyurmaktadır" dedi.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim'in, Safvân b. Muhriz'den
bildirdiğine göre kendi hevâsında olan bir kişi kendisine gelip durumundan bir
şeyler anlattı. Bunun üzerine Safvân:
“Sana,
Allah'ın dostlarına has kılmış olduğu şeyi göstereyim mi?" dedi ve:
“Ey
iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimse size zarar vermez..." âyetini okudu.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim'in Ali b. Ebî Talha
vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez...'" âyetini açıklarken:
“Emrime itaat edip vasiyetimi muhafaza edin, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim'in, Avfî vasıtasıyla
bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez..." âyetini açıklarken:
“Eğer
kul, helal ve haramlarda emirlerime itaat ederse yoldan sapanlar ona bir zarar
veremez, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr'in,
Cuveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez..." âyetini açıklarken:
“Kılıç
ve kırbaç olmadığı müddetçe iyiliği emredip kötülükten nehyedin, mânâsındadır"
dedi.
İbn Ebî Hâtim'in
bildirdiğine göre bir kişi Mekhûl'a:
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı
haber verecektir" âyetinin açıklamasını sorunca:
“Bu
âyetin tevili (açılımı) henüz gelmiş değildir. Vaaz veren korkar, dinleyen de
inkar ederse sen kendi nefsine bak. Sen doğru yolda olursan yoldan sapan sana
bir zarar veremez" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in
bildirdiğine göre Ğufra'nın azatlısı Ömer der ki:
“Bu
âyetin iniş sebebi şudur. Kişi Müslüman oluyor ve babası kâfir kalıyordu. Yine
kişi Müslüman oluyor ve kardeşi kâfir kalıyordu. Kalplerine imanın tatlılığı
girdiği zaman babalarını ve kardeşlerini İslam'a davet ettiler. Onlar:
“Atalarımızın üzerinde bulundukları şey bize yeter" dediler. Bunun üzerine Yüce
Allah:
“Ey
iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan
kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size
yaptıklarınızı haber verecektir'" âyetini indirdi.
Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in
bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr'e bu âyet sorulduğu zaman:
“Bu
âyet, Ehl-i Kitâb hakkında nâzil olmuştur. «Ey iman edenler! Siz kendinizi
düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...»
buyruğunda «sapan» ifadesiyle Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir ve
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Huzeyfe:
“...Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size
zarar veremez..." âyetini açıklarken:
“(Doğru yolda olursanız lafzıyla) iyiliği emredip kötülükten nehyederseniz
(kastedilmektedir)" dedi.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb:
“...Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini
açıklarken:
“İyiliği emredip kötülükten yasaklarsan yoldan sapan kişiler sana bir zarar
veremez" dedi.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez..." âyetini
okuyup:
“Bu
âyetten dolayı Allah'a hamd ederiz. Geçmişte ve şimdi ne kadar mümin varsa
mutlaka yanında işlediği amellerden hoşlaşmayan bir münafık vardır" dedi.
Ahmed,
İbn Mâce ve Şuab'da
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Enes der ki:
“Yâ
Resûlallah! İyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi ne zaman bırakacağız?"
denilince:
“Sizden önceki İsrâil oğullarında zuhur eden şey sizde de zuhur ettiği zaman"
buyurdu. Ashâb:
“Zuhur
eden şey nedir?" diye sorunca:
“İyilerinizin arasında aldatmacanın, ileri gelenler arasında fuhşun,
idareciliğin küçüklere bırakılması ve fıkhın - başka bir lafızda ise: ilmin -
rezillerde zuhur etmesidir" buyurdu.
106
Bkz.
Ayet:108
107
Bkz.
Ayet:108
108
"Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda
şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da
başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder.
Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba
da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız
şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz»
diye yemin ederler. (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri fyalan
söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği
kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve «Allah'a yemin ederiz
ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı
da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz» diye
yemin ederler. Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve
yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak
için en uygun çaredir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık
toplumu doğruya iletmez."
Tirmizî,
İbn Cerîr, İbn
Ebî Hâtim, Nâsih'te Nehhâs,
Ebu'ş-Şeyh, İbn
Merdûye, Ma'rife'de Ebû Nuaym,
Ebu'n-Nadr yani Kelbî vasıtasıyla Ümmü Hâni'nin azatlısı Bâzân'dan ve İbn
Abbâs'tan bildirdiğine göre Temîm ed-Dârî:
“Ey
iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda
şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir..." âyetini açıklarken:
“Benimle Adiy b. Beddâ' dışında herkes bu âyetin hükmünden beri olmuştur" dedi.
Temîm ve Adiy b. Beddâ' Hıristiyan idiler ve İslam'dan önce ticaret için Şam'a
gider gelirlerdi. Bunlar ticaret için yine Şam'a gelmişlerdi ki, onlara Sehm
oğullarının azatlısı Budeyl b. Ebî Meryem katıldı. Yanında ticaret malı olarak
gümüş bir kap bulunmaktaydı. Ticaret mallarının büyük bir kısmını oluşturan bu
kabı krala satmak istiyordu. Bu kişi hastalanınca yanındaki iki kişiye vasiyet
etti ve bıraktığı şeyleri ailesine götürmelerini istedi.
Temîm
der ki: Budeyl b. Ebî Meryem öldüğü zaman o gümüş kabı alıp bin dirheme sattık.
Ben ve Adiy b. Beddâ' o parayı paylaştık. Ailesine gittiğimiz zaman bizde olan
eşyalarını kendilerine verdik. Onlar gümüş kabı arayıp bize sorunca:
“Bize
bundan başka bir şey bırakmadı. Başka bir şey de vermedi" dedik. Ancak
Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldikten sonra ben Müslüman
olunca bu yaptığımın günah olduğunu anladım. Ailesine gidip durumu haber vererek
onlara beş yüz dirhem ödedim. Bir bu kadar da arkadaşımda olduğunu söyledim.
Arkadaşımı Resûlullah'a
(sallallahü aleyhi ve sellem) götürdüler. Onlara
delillerini sorduklarında bir şey bulamamışlardı. Onlara, Adiy b. Beddâ'yı kendi
dininde değerli olan bir şey üzere yemin ettirmelerini istedi. O da yemin
edince, Allah:
“Ey
iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda
şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da
başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder.
Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba
da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız
şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz»
diye yemin ederler. (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan
söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği
kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve «Allah'a yemin ederiz
ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı
da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz» diye
yemin ederler. Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve
yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak
için en uygun çaredir" âyetlerini indirdi. Amr b. el-Âs ile başka biri kalkıp
yemin edince Adiy b. Beddâ'dan beş yüz dirhem alındı.
Târih'te Buhârî,
Tirmizî, İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir,
Nehhâs, Taberânî, Ebu'ş- Şeyh,
İbn Merdûye ve Sünen'de
Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der
ki: Sehm oğullarından bir kişi ticaret için Temîm ed-Dârîve Adiy b. Beddâ' ile
beraber gitmişti. Sehm oğullarından olan bu kişi hiç Müslüman bulunmayan bir
yerde ölmüş ve onlara eşyalarını ailesine götürmeleri için vasiyet etmişti.
Bıraktığı eşyaları ailesine getirdiklerinde altınla işlenmiş gümüş bir kabı
aradılar. Bulamayınca da Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) onlara
saklamadıklarına ve elden çıkarmadıklarına dair Allah adına yemin ettirdi. Sonra
(ailesi) bu gümüş kabı Mekke'de bulunca, adamlar:
“Biz
bunu Temîm ve Adiy'den aldık" dediler. Bunun üzerine Sehmî'nin akrabasından iki
kişi kalkıp Allah adına yemin etti. Kendi şahitliklerinin diğer iki kişiden daha
gerçek bir şahitlik olduğunu ve kabın arkadaşlarına ait olduğunu söyleyerek
gümüş kabı aldılar. "Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet
sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir..." âyeti
de işte onlar hakkında inmiştir.
İbn Mende,
el-Ma'rife'de Ebû Nuaym, Muhammed b. Mervân
vasıtasıyla Kelbî'den, onun da Ebû Sâlih'den bildirdiğine göre Muttalib b. Ebî
Vedâ'a anlatıyor: Üç kişi ticaret etmek üzere yola çıkmıştı. Bunlar Adiy b.
Beddâ, Temîm b. Evs ed-Dârî ve Amr b. el-Âs'ın azatlısı Budeyl b. Ebî
Mâriye'ydi. Budeyl b. Ebî Mâriye Müslüman bir kişi idi. Şam'a geldikleri zaman
Budeyl hastalanmış ve kendisinde bulunan bütün eşyaları liste şeklinde bir
kağıda yazarak onu çuvalın içine atmıştı. Hastalığı şiddetlenince Hıristiyan
olan Temîm ve Adiy'ye vasiyette bulundu ve geri döndükleri zaman eşyalarını
ailesine götürmelerini istedi. Budeyl ölmüştü. Arkadaşları eşyalarını karıştırıp
üç yüz miskal altınla işlenmiş gümüş kabını aldılar. Sonra Medine'ye
geldiklerinde ölünün ailesine eşyaları teslim ettiler. Ailesi eşyaları
karıştırınca eşyaların listesini buldular. Ancak listede olup da eşyaların
arasında bulunmayan altın işlemeli bir kap vardı. Bunları
Hazret-i Peygamber'e
(sallallahü aleyhi ve sellem) götürüp durumu
anlattıklarında:
“Ey
iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda
şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da
başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder.
Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba
da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız
şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz»
diye yemin ederler" âyeti indirildi.
İbn Cerîr
ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime
der ki: Temîm ed-Dârî ve Adiy b. Beddâ' cahiliye zamanında Mekke'de ticaret eden
iki Hıristiyan kişiydi. Onlar uzun süre Mekke'de kalırlardı.
Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) hicret ettiği zaman onların da ticareti
Medine'ye yöneldi. Amr b. el-Âs'ın azatlısı Budeyl b. Ebî Mâriye ticaret için
çıktı ve Medine'ye geldi. Sonra üçü birden ticaret için Şam'a gittiler. Yolun
bir kısmını katettikten sonra Budeyl rahatsızlandı ve bir liste yazdı. Listeyi
eşyalarının arasına gizledikten sonra (eşyalarını ailesine vermeleri için)
onlara vasiyet etti. Öldüğü zaman ikisi eşyalarını açıp bir şey aldılar ve
olduğu gibi tekrar kapattılar. Medine'ye geldiklerinde ailesine gidip eşyaları
teslim ettiler. Ailesi eşya çuvalını açınca listeyi, listede yazılan vasiyeti ve
gittiği zaman almış olduğu eşyaları buldular. Bir şeyi arayıp sorunca:
“Bizim
ondan aldıklarımız ve bize verdikleri bunlardır" dediler. Bunun üzerine ailesi:
“Bu,
onun kendi el yazısıdır" deyince:
“Biz
onun eşyalarından bir şey saklamadık" dediler. Davalaşmak için
Resûlullah'a
(sallallahü aleyhi ve sellem) çıktıklarında:
“Ey
iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda
şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da
başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder.
Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba
da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız
şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz»
diye yemin ederler" âyeti nâzil oldu. Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) ölünün ailesine bu
iki kişiye ikindi namazından sonra ondan başka ilah olmayan Allah'ın adına ölen
kişiden bundan başka eşya almadıklarına ve bir şey saklamadıklarına dair yemin
ettirmelerini emretti. Bir süre bekledikten sonra kendilerinde altın işlemeli
bir kap ortaya çıktı. Ölünün ailesi:
“Bu,
bizim kabımızdır" dediler. Onlar da:
“Evet,
doğrudur, ancak biz bunu ondan satın almıştık ve yemin ettiğimiz zaman bunu
söylemeyi unutmuştuk. Kendimizi de yalancı çıkarmayı istemedik" dediler. Yine
davalaşmak için Hazret-i Peygamber'in
(sallallahü aleyhi ve sellem) yanına
gittiklerinde:
“(Eğer
sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o
zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam,
onların yerine geçer ve «Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların
şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o
takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz» diye yemin ederler" âyeti nâzil oldu.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem) ölünün ailesinden
iki kişinin o eşyayı bu iki kişinin sakladığına ve yok ettiklerine dair yemin
etmesini emretti. Bu şekilde de o kabı hak edeceklerini bildirdi. Sonra Temîm
ed-Dârî Müslüman olup Hazret-i Peygamber'e
(sallallahü aleyhi ve sellem) biat etti. O:
“Allah
ve Resûlü doğru söylemektedir, kabı ben aldım" derdi. Temîm:
“Yâ
Resûlallah! Allah seni bütün yeryüzünde muzaffer kılacaktır. Bana,
Beytü-Lahm'da Karyeteyn köyünü ver" dedi. Bu köy de İsa'nın
(aleyhisselam) doğduğu köydü. Bunun Üzerine
Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) ona bu konuda bir ferman yazdı. Hazret-i
Ömer Şam'a geldiği zaman Temîm, Ömer'e Resûlullah'ın
(sallallahü aleyhi ve sellem)fermanı ile geldi.
Ömer:
“Ben
buna hazırım" dedi ve ona bu köyü verdi.
Abd b. Humeyd'in
bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) şeklinde mudaf olarak okumuştur,
(.....) şeklinde tenvinsiz ve esre ile şeklinde okumuştur.
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir,
İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs'ın, Ali b. Ebî
Talha vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ey
iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda
şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir. ..." âyetini açıklarken:
“Burada öldüğü zaman yanında Müslümanların bulunduğu kişi kastedilmektedir.
Allah ona vasiyet edeceği şey için Müslümanlardan adil iki kişiyi şahit
tutmasını emretmiştir" dedi. "Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti
gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder ..." âyeti hakkında ise:
“Burada da ölüp de yanında müslümanlardan kimse bulunmayan kişi
kastedilmektedir. Eğer bunların şahitliğinden şüphe edilirse ikindi namazından
sonra onlara Allah adına:
“Şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmedik" diye yemin ettirilir. Yine ölü
yakınları, kâfir şahitlerin yalan söylediklerini anlarsa kendilerinden iki kişi
kalkıp kâfirlerin şahitliklerinin gerçek olmadığına yemin eder. Allah'ın:
“(Eğer
sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa..."
âyeti de bunu göstermektedir. İki kâfirin yalan söylediği anlaşılırsa ölünün
yakınlarından iki kişi kalkıp onların yalan şahitlik ettiklerine dair yemin
ederler. Kâfirler için "Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve
yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmeleri..." daha
yakındır. Böylece kafirlerin şahitliği terk edilir ve ölü yakınlarının şahitliği
ile hüküm kılınır. Bu konuda Müslüman şahitlere yemin ettirilmez, sadece kâfir
şahitlere ettirilir.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim, Avfî vasıtasıyla İbn
Abbâs'tan bildiriyor:
“...Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek
olanlar sizden adaletli iki kişidir...." âyeti ile:
“Müslüman iki kişi kastedilmektedir. "Yahut seferde olup da başınıza ölüm
musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyeti ile
de:
“Gayri
müslim iki kişi kastedilmektedir. "...Allah adına... yemin ederler" buyruğunda
ise:
“Şahitlerin namazdan sonra Allah adına yemin etmeleri kastedilmektedir.
"...Başka iki adam, onların yerine geçer ve "Allah'a yemin ederiz ki, bizim
şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir..." âyeti ise:
“Ölü
yakınlarından iki kişi:
“Arkadaşımız bu şekilde vasiyet etmemiştir. Bunlar yalan söylemektedir" diye
Allah adına yemin ederler, mânâsındadır. "Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine
getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe
etmelerini sağlamak için en uygun çaredir..." buyruğuyla da:
“Ölü
yakınları yeminleriyle malı almaya hak kazanırlar. Sonra da Allah'ın emri
doğrultusunda mal gerektiği gibi taksim edilir. Bu şekilde de kâfirlerin yemini
feshedilir, mânâsındadır.
İbn Ebî Hâtim
ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn
Mes'ûd'a:
“...Şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki kişidir...." âyetinin açıklaması
sorulunca şöyle dedi:
“Bu
âyet dışında hiçbir âyet yoktur ki indiği zaman mutlaka bir açıklaması da
gelmiştir. Ben de bunu size açıklamazsam cuma günü gusletmeyen kişiden daha
cahil olmuş olurum. Bu şöyledir. Bir kişi beraberinde bir miktar malla sefere
çıkar. Seferde iken zamanı dolar da ölecek olursa Müslümanlardan iki kişi bulur
ve yine Müslüman adil iki şahit karşısında terekesini onlara bırakır. Eğer
Müslümanlardan dürüst iki şahit bulamazsa, Ehl-i Kitâb'dan iki kişi bulur. Eğer
bunlar terekeyi öderlerse bir sakınca yoktur. Ancak inkar ederlerse namazdan
sonra ondan başka ilah olmayan Allah'ın adına:
“Bize
verilen budur, biz bundan bir şey saklamadık" diye yemin ettirilirler. Eğer
yemin ederlerse beri kılınırlar. Daha sonra yazı sahipleri gelip şahitlik ederse
ve ölünün ailesi de bir şeylerin yok olduğunu iddia ederse onlar da şahitlerle
beraber yemin edip haklarını alırlar. Bu sebeple Yüce Allah:
“...Vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki
kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan
başka iki kişi şahitlik eder" buyurmaktadır.
Abd b. Humeyd
ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek
olanlar sizden adaletli iki kişidir..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bir
mümin öleceği zaman yanında sadece iki Müslüman veya iki kâfir hazır bulunursa,
onlardan başka kimse bulunmazsa ve varisler tereke eksik te olsa kabul ederlerse
bir sorun yoktur. Ancak şahitler yine de doğru söylediklerine dair yemin
ederler. "(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri)
anlaşılırsa..." âyeti hakkında ise:
“Eğer
ortada itham bulunursa varislerden iki kişi yemin eder ve önceki şahitlerin
yeminini iptal ederek söz konusu olan şeyi alırlar" dedi.
İbn Ebî Hâtim,
Ebu'ş-Şeyh, İbn
Merdûye ve Diyâ'nın, Muhtâre'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyetini açıklarken:
“Burada Müslümanların dışında Ehl-i Kitâb kastedilmektedir" dedi.
Abdurrezzâk,
Abd b. Humeyd ve
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. el- Müseyyeb:
“...Sizden adaletli iki kişi..."" âyetini açıklarken:
“Burada sizin dininizden iki kişi kastedilmektedir" dedi. "...Sizin dışınızdan
başka iki kişi şahitlik eder..." âyeti hakkında ise:
“Burada da Ehl-i Kitâb kastedilmektedir. Eğer başka bir şehirdeyse ve onlardan
başka kimse yoksa Ehl-i Kitâb'dan iki şahit tutar" dedi.
Abdurrezzâk,
Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in
bildirdiğine göre Şureyh:
“Yahudilerin ve Hıristiyanların şahadeti sadece vasiyette kabul edilir.
Vasiyette de şahitlikleri seferde olmadıkça kabul edilmez" dedi.
Abdurrezzâk,
Ebü Ubeyd, Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir, Taberânî,
Hâkim ve İbn
Merdûye, Şa'bî'den bildiriyor: Müslümanlardan bir kişiye Dakûkâ' denilen
yerde ölüm gelmişti. Vasiyet için müslümanlardan hiç kimseyi bulamamıştı. Bunun
üzerine Ehl-i Kitâb'dan iki kişiyi şahit tuttu. Bu iki kişi Kûfe'ye
geldiklerinde durumu Ebû Mûsa el-Eş'arî'ye haber verdiler. Vasiyetini ve
terekesini getirdiklerinde, Ebû Mûsa el-Eş'arî:
“Böylesi bir olay Hazret-i Peygamber'in
(sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında olduktan
sonra bir daha olmuş değildir" dedi ve ikindi namazından sonra hainlik
etmediklerine, yalan söylemediklerine, söylenenlerde bir değiştirme
yapmadıklarına, hiçbir şeyi gizlemediklerine, hiçbir şeyi değiştirmediklerine,
ölenin vasiyetinin ve terekesinin bu olduğuna dair onlara yemin ettirdi. Sonra
da onların şahitliğini kabul etti.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem:
“...Vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar sizden adaletli iki
kişidir. Yahut seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan
başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra
alıkorsunuz da Allah adına: «Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa
değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde,
şüphesiz günahkârlardan oluruz» diye yemin ederler" âyetini açıklarken şöyle
dedi:
“Bu
âyet vefat ettiği zaman yanında Müslümanlardan kimse bulunmayan bir kişi
hakkında nâzil olmuştur. Bu Müslümanlığın başlangıç döneminde, yeryüzünde savaş
var iken Medine'deki Resûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbı hariç
insanlar kâfir iken, herkes vasiyetle birbirlerine varis olurdu. Sonra vasiyet
neshedilip miras farz kılındı. Müslümanlar da bununla amel etti.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Zührî:
“Sünnete göre kâfirin şahadeti ne mukim iken, ne de seferde iken caiz değildir.
Bu, ancak Müslümanlar için geçerlidir" dedi.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Bu
âyet neshedilmiştir" dedi.
Abd b. Humeyd
ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İkrime:
“...Sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder..." âyetini açıklarken:
“Burada başka boylardan olan başka müslümanlar kastedilmektedir" dedi.
Saîd b. Mansûr,
Abd b. Humeyd,
Nehhâs, Ebu'ş-Şeyh ve
Beyhakî'nin, Sünen'de bildirdiğine göre
Hasan(-ı Basrî):
“...Sizden adaletli iki kişi..."âyetini açıklarken:
“Burada sizin kabilenizden iki kişi kastedilmektedir" dedi. "...Sizin dışınızdan
başka iki kişi şahitlik eder..." âyeti hakkında ise:
“Burada da kabilenizden başka bir kabile kastedilmektedir. Zira:
“...Onları namazdan sonra alıkorsunuz da..." âyetini görmüyor musun? Şahitlerin
hepsi müslümanlardandır" dedi.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim, Ukayl vasıtasıyla şöyle
bildiriyor: İbn Şihâb'a bu âyet hakkında:
“Sana
göre Allah'ın, vasiyet edenin ailesinin dışında zikretmiş olduğu bu iki kişi
Müslümanlardan mıdır yoksa Ehl-i Kitâb'dan mıdır? Yine onlardan sonra şahitlik
edecek iki kişi, vasiyet edenin ailesinden midir yoksa Ehl-i Kitâb'dan mıdır?"
diye sorduğumda şöyle dedi:
“Bu
âyet hakkında ne Resûlullah'tan
(sallallahü aleyhi ve sellem), ne de âlimlerden
bir hadis işitmedik. Biz bu konuyu bazen kendi aramızda konuşurduk. Ancak belli
bir sünnet veya bu konuda hüküm veren adil bir liderden bahsetmezlerdi. Ortaya
birbirine muhalif görüşler çıkardı. Fakat bize göre en güzel görüşleri şöyle
demeleriydi:
“Bu,
Müslümanlar arasında miras konusundadır. Varislerin bir kısmı ölüm anında ölenin
yanında bulunurken, bir kısmı da bulunmamaktadır. Ölenin yanında bulunanlar
hazır bulunmayanlara ölenin vasiyet ettiği şeyleri haber verirler. Eğer kabul
ederlerse vasiyet caiz olur. Ölüm anında hazır bulunmayan varisler, bunlar
vasiyeti değiştirdi ve vasiyet edilmemiş birine bir şeyler vermek istiyorlar
diye bir şüpheye düşerlerse, ölürken yanında hazır bulunanlar namazdan sonra
söylediklerinin doğru olduğuna dair yemin ederler. "...Eğer şüphe ederseniz,
onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına:
“Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için
yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan
oluruz..." âyetinde olduğu gibi bu da müslümanların namazıdır. Eğer bu şekilde
ortada kötü bir şey olmadığına dair yemin ederlerse şahitlikleri ve yeminleri
caiz olur. Ancak varislerden ilk şahitlerin şahitliklerini inkar edecek kişiler
olursa iki kişi kalkar ve Allah'a yemin ederek:
“Bizim
şahitliğimiz sizi yalanlamak veya şahitliğinizi iptal etmek içindir. "Biz hakkı
da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz" derler.
Abdurrezzâk,
Abd b. Humeyd ve
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abîde:
“...Onları namazdan sonra alıkorsunuz..." âyetini açıklarken:
“Burada ikindi namazı kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn
Zeyd:
“...Şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği
gizlemeyiz..."âyetini açıklarken:
“Varis
kişi uzakta olsa da biz rüşvet almayız, mânâsındadır" dedi.
Ebû Ubeyd,
İbn Cerîr ve İbn
Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Âmir eş-Şa'bî bu âyeti: (.....) şeklinde
keserek tenvin ile okumuş (.....) şeklinde (elif) harfini kaldırarak Allah'ın
adına yemin şeklinde okumuştur.
Abd b. Humeyd'in
bildirdiğine göre Ebû Abdirrahman es-Sülemî bu âyeti (.....) şeklinde okur ve:
“Bu
yemindir" derdi.
Abd b. Humeyd'in
bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) şeklinde nasba mudaf olarak (.....)
şeklinde tenvinsiz okudu.
Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr ve
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:
“(Eğer
sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa..."
âyetini açıklarken:
“Eğer
şahitlerin hainlik ettiği yani yalan söyleyip bir şeyler gizledikleri
anlaşılırsa onlardan daha dürüst diğer iki kişi kalkıp onların hilafında
şahitlik ederler. Bu şekilde sonrakilerin şahitliği kabul edilir ve ilk iki
kişinin şahitliği iptal edilir" dedi.
Firyâbî,
Ebû Ubeyd, Abd b.
Humeyd, İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş- Şeyh'in bildirdiğine
göre Ali b. Ebî Tâlib bu âyeti: (.....) şeklinde (te) harfini nasb (fetha) ile
okudu.
Hâkim
ve İbn Merdûye, Ali b. Ebî Tâlib'den
bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti: (.....)
şeklinde okumuştur.
Abd b. Humeyd,
İbn Cerîr ve İbn
Adiy'in, Ebu'l-Miclez'den bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b bu âyeti:
(.....) şeklinde okuyunca Hazret-i Ömer:
“Yalan
söyledin" dedi. Ubey b. Ka'b:
“Sen
daha yalancısın" karşılığını verdi. Bir kişi:
“Müminlerin emirini mi yalanlıyorsun?" deyince:
“Ben
müminlerin emiri hakkında senden daha fazla saygılı biriyim. Allah'ın Kitab'ını
doğrulayarak onu yalanlıyorum. Allah'ın Kitab'ını yalanlaması durumunda
müminlerin emirini tasdik etmem" dedi. Bunun üzerine Ömer:
“Doğru
söyledi" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in
bildirdiğine göre Yahya b. Ya'mer: (.....) şeklinde okudu ve:
“Bunlar öncelikli olanlardır" dedi.
Ebû Ubeyd,
Saîd b. Mansûr,
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve
Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu
âyeti: (.....) şeklinde okur ve:
“Bu
öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki kişi küçük iseler,
onların yerine nasıl geçerler?" derdi.
Abd b. Humeyd'in
bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye bu âyeti: (.....) şeklinde şedde ile cem' ederek
okurdu.
Abd b. Humeyd'in
bildirdiğine göre Asım bu âyeti: (.....) şeklinde (te) harfini ötre (ha) harfini
de esre ile okudu. (.....) ifadesini de şedde ile cem' ederek okudu.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre Zeyd:
“...Öncelikli..." ifadesini açıklarken:
“Burada ölüde öncelikli olanlar kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr,
İbnu'l-Münzir,
İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in
bildirdiğine göre Katâde:
“Bu
(usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka
yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir..."
âyetini açıklarken:
“Böyle
edilmesi daha doğru bir şekilde şahitlik etmeleri ve sonuçtan korkmaları
içindir" dedi.
İbn Cerîr'in
bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“...Yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini
sağlamak için en uygun çaredir...'" âyetini açıklarken:
“Burada kendi yeminlerinin iptal edilip diğer iki kişinin yemininin geçerli
olmasından endişe etmeleri kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim
ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mukâtil:
“...Allah'a karşı gelmekten sakının ve dinleyin..." âyetini açıklarken:
“Burada hüküm verecek kişiler kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr
ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn
Zeyd:
“...Allah, fasık toplumu doğruya iletmez..." âyetini açıklarken:
“Burada yalan yere yemin eden yalancılar kastedilmektedir" dedi.
|