et-Tirmizî el-Hakim
Ebu Abdullah, Nevâdiru'l-Usûl adlı eserinde şunları söylemektedir:[214] [71]
Aşağıdaki hususlara riâyet etmek Kur'ân-ı Kerim'e saygı göstermenin ifadesidir.
1-
Kur'ân-ı Kerim'e abdestsiz dokunmamak ve ancak abdestli olarak Kur'ân'ı
okumak.
2-
Misvak kullanmak, dişlerinin arasındaki
kırıntıları ayıklayıp ağzının hoş olmayan kokusunu gidermek.
Çünkü ağız
Kur'ân'ın geçtiği
yoldur. Yezid b. Ebî Mâlik der ki: Ağızlarınız Kur'ân'ın
geçtiği yollardandır. O bakımdan oraları gücünüz yettiğince temizleyiniz ve ayıklayınız.
3-
Bir hükümdarın huzuruna girmek için elbise giyildiği gibi elbise giyilsin.
Çünkü o kendisi ile Rabbi arasında
özel bir
şekilde
konuşacaktır.
4-
Kur'ân okumak için kıbleye yönelmek.
Ebu'l-Âliye Kur'ân okuyacağı vakit sarık sarar, elbiselerini giyinir ve kıbleye yönelirdi.
5-
Balgam çıkardığı her seferinde ağzını çalkalamak.
Şu'be, Ebu Hamza'dan onun da
İbn Abbas'tan rivayetine göre,
İbn Abbas'ın
önünde
bir bardak
bulunurdu. Balgam çıkardı mı ağzını
çalkalardı. Sonra da zikre (Kur'ân okumaya)
devam ederdi. Balgam çıkardığı
her seferinde ağzını çalkalardı.
6-
Esnemesi geldiği zaman Kur'ân okumayı
kesmek.
Çünkü Kur'ân okuduğu vakit, o Rabbine hitap etmekte ona seslenmektedir.
Esnemek ise şeytandan
gelir. Mücâhid der ki: Kur'ân okurken
esneyecek olursan, esnemen geçinceye kadar Kur'ân'ı ta'zim etmek üzere,
Kur'ân okumayı kes.
İkrime de
böyle söylemiştir. Bununla böyle bir uygulamada Kur'ân-ı Kerim'e ta'zim ve saygı
ifadesi olduğunu anlatmak
istemektedir.
7-
Kur'ân okumaya başladığı sırada
şeytan-ı
racim'den (kovulmuş
şeytandan) Allah'a
sığınmak ve eğer sûrenin başından
yahut daha
önce okuyup da durduğu yerden okumaya başlayacak olursa "bismillahirrahmanirrahim" demek.
8-
Kur'ân okumaya başladığı takdirde, zorunlu olmaksızın arada bir insan kelamı
ile okuyuşunu kesmemek.
9-
Kur'ân okurken yalnız başına
bir yere çekilmek. Böylelikle birisi gelip
onunla konuşarak okumasını kesmez ve okuması ile cevabını birbirine
karıştırmaz. Çünkü
böyle yapacak olur ise, başlangıçta çektiği istiazenin himayesi son bulur.
10-
Kur'ân-ı Kerim'i sükûnetle, ağır ağır ve tertil ile okumak.
11-
Kendisine yapılan hitabı iyice kavramak üzere zihnini ve bütün kavrayış gücünü toplamak.
12-
Allah'ın va'dinin
dile getirildiği âyette durmak ve
yüce Allah'tan bunu arzulayıp
lütfundan bu va'de nail olmasını dilemek. Tehdidin sözkonu-su
edildiği âyet üzerinde durup o
tehditten Allah'a
sığınmak.
13-
Kur'ân'ın verdiği misaller üzerinde
durmak ve bu
misalleri gereği gibi anlamak.
14-
Kur'ân'ın garip lâfızlarını (anlamını bilmediği kelimelerini) araştırmak.
15-
Sözler tamamıyle açık ve seçik bir
şekilde ortaya çıkıncaya kadar her bir harfin hakkını
eksiksiz olarak vermek. Çünkü
her bir harf karşılığında onun için on hasene vardır.
16- Okuması bitirdiğinde Rabbini tasdik etmek,
Rasûlünün tebliğ
ettiğine
dair şahitlik
etmek, bunun hak olduğuna
dair tanıklık yapmak. Bunun için
şöyle
der:........
"Doğru
söyledin Rabbimiz.
Peygamberlerin tebliğ etmiştir. Biz buna tanıklık edenlerdeniz.
Allah'ım, bizi
hakka tanıklık eden şahitlerden
ve adaleti uygulayan kimselerden kıl." Sonra da bazı dualar yapar.
17- Kur'ân okuduğu vakit, her bir sûreden birkaç âyet seçip
okumamak. Çünkü
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)'dan bize kadar ulaşan
rivayete göre
o, birgün her bir sûreden az bir miktar okuyan Hazret-i Bilal'in
yanından geçer. Ona bir sûreyi tamamıyle okumasını emreder. Rivayet böyledir ya da buna benzer bir
şekildedir.
18- Mushaf'ı koyduğu zaman açık bırakmamak,
onun üstüne herhangi bir kitabı koymamak. Böylelikle
Kur'ân-ı Kerim ilim kitabı olsun, başka bir
şeye
ait olsun her zaman için diğer
bütün kitaplardan yüksekte olmalıdır.
19- Kur'ân'ı okuduğu vakit onu göğsüne yakın tutmak
veya önündeki herhangi bir
şeyin üstüne koymak, yere
koymamak.
20- Tahtaya yazdığı vakit, tükürükle silmemek,
su ile yıkamak.
21- Su ile yıkadığı vakit, necasetin bulunduğu yerlerde ve çiğnenip geçilen Yerlerde
yıkamaktan korunmak. Çünkü
Kur'ân'ın yazısının
yıkandığı
suyun da kendine göre
bir hürmeti vardır ve bizden
önce
gelen seleflerle kimisi bu gibi suları
şifa niyetiyle kullanırdı.
22- Bir sahife yıprandığı veya okunmaz hale geldiği vakit, başka kitapla okumak için
kullanmamak. Çünkü bu Kur'ân'a büyük bir saygısızlıktır, fakat bunun yerine yazıyı su ile
siler.
23- Mushafa bir defa olsun bakmaksızın hiçbir gün geçirmemek. Ebu Musi şöyle
derdi: Her gün Rabbimin fermanına bir defa olsun bakmamaktan haya
ederim.
24- Gözlerinin de ondan pay
almasını sağlamak.
Çünkü
gözler ruha götürür. Ruh ile göğüs arasında bir perde
vardır. Kur'ân ise göğüstedir.
Kişi
ezberden okuduğu
vakit, kulağına
işittirir ve bu ruhuna
ulaştırır. Hattına da bak
takdirde bu sefer bu işin
gerçekleşmesinde
göz ve kulak ortaklaşa hareket ederler. Bu
ise bu işin daha güzel bir
şekilde yerine gelmesini sağlar. Böylece göz
de kulak gibi payını almış
olur.
Zeyd b. Eslem'in Ata b.
Yesar'dan rivayetine göre, Ebu Said el-Hudrî
şöyle nakletmiştir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
"Gözlerinize
de ibadetteki paylarını veriniz." Ashab: Ey Allah'ın Rasûlu, gözlerin
ibadetteki payı nedir, diye soranlara
şöyle buyurdu: "Mushafa bakmaları,
Kur'ân üzerinde tefekkür ve hayret edici gerçeklerden söz ettiği vakit de gereken ibreti almak."
Mekhul, Ubade b. es-Samit'ten şöyle dediğini rivayet etmektedir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
"Ümmetimin en faziletli ibadeti bakarak
Kur'ân okumaktır "
25-
Dünya işlerinde herhangi bir durum ile karşı karşıya kaldığında
onu te'vil etmemek. Burada te'vilin ne anlama geldiği biraz sonra açıklanacaktır.
Bize Amr b. Ziyad el-Hanzalî
anlattı: Bize Huşeym b. Beşir Muğire'den İbrahim'den rivayetle dedi ki: Dünya işlerinden herhangi bir husus
arız olduğunda Kur'ân-ı Kerim'den
herhangi bir buyruğun
(ona dair) te'vil edilmesi kerih
görülüyor idi. Te'vil
ise, mesela yanına gelen bir kişiye:
"Bir takdir üzere geldin ey Musa"
(Taha, 20/40) demek ve yemek ve
benzerlerinin hazır olduğu
bir sırada: "Geçmiş
günlerde işledikleriniz
sebebiyle afiyetle yiyin için." (el-Hakka,
69/24) demek gibi.
26- Nahl sûresi, Bakara sûresi, Nisa sûresi gibi şu
sûresi bu sûresi demep bunun yerine:
İçinde
şu
şu hususlardan sözedilen sûre demek.
Ben
(Kurtubi) derim ki:
Hazret-i
Peygamber'in şu
hadisi bu iddiaya aykırıdır: Bakara sûresinin sonlarındaki iki âyeti
bir gecede okuyan kimseye bu iki âyet yeter."
(l) Bu hadisi Buharî ve Müslim
Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet etmişlerdir.[215] [72]
27- Ne kadar becerikli ve maharetli olduğunu göstermek gayesiyle çocuk
öğreticilerinin yaptığı gibi kafasını eğerek Kur'ân okumamak.
Çünkü bu
şekilde hareket etmek, aykırı
bir harekettir.
28- Şu
bid'atçi, olmadık hemzeleri kıraate ilave eden, kelimeleri çıkartmakta aşırılığa
giden, kendilerini zorlaya zorlaya okuyan, kokmuş, pis ağızlı
kimselerin yaptığı
gibi kıraatinde aşırıya
kaçmamak. Çünkü
böyle
bir okuyuş
sonradan bid'at olarak ortaya çıkmıştır.
Şeytan
bunu onlara telkin etmiş,
onlar da böyle
bir okuma şeklini
benimsemişlerdir.
29- Kur'ân-ı Kerim'i fasıkların nağmeleri gibi
şarkı nağmeleriyle, hıristiyanların nağmeleriyle
veya rahiplerin figan ve inilti
nağmeleriyle
okumamak. Çünkü
bütün bunlar bir sapıklıktır. Buna dair açıklamalar daha
önceden yapılmıştır.
30- Kur'ân'ı yazdığı takdirde, açık ve seçik
yazmak. Ebu Hukeyme'den rivayete göre
Kûfe'de mushaf yazarmış.
Ali (radıyallahü anh) yanından geçerken, onun yazdığına bakmış ve: Kalemini incelt, demiş. Bunun üzerine kalemimi
alıp yanında güzelce yonttum. Sonra ayakta durmuş
yazıma bakan Hazret-i Ali'nin
önünde
yazdım. Bu sefer şöyle
dedi: İşte
böyle, onu nurlandır. Aziz ve
ce-lil olan Allah'ın
onu nurlandırdığı
gibi.
31- Kur'ân okuma esnasında bir kimsenin sesini ötekinden
yükseltmemesi. Çünkü
böyle yaparsa okuduğu anlaşılmaz olur, sonunda işittiğinden
hoşlanmaz
hale gelir. Ve bu bir çeşit
anlamsız bir yarış
şeklini alır.
32- Kıraatler hususunda tartışmaması ve mücadele etmemesi.
Arkadaşına bu böyle değildir, dememesi.
Çünkü o kıraatin de Kur'ân-ı Kerim'den sahih ve
caiz olma ihtimali vardır. O takdirde de
Allah'ın Kitabı'nı
inkar etmiş
duruma düşer.
33- Pazarlarda, gürültü olan yerlerde, boş işlerle uğraşılan
yerlerle ayak takımı kimselerin toplantı yerlerinde Kur'ân okumamak.
Yüce Allah'ın, Rahman olan
Allah'ın kullarını
sözkonusu edip onların boş sözlerle karşılaştıklarında
şerefli bir
şekilde geçip gitmelerinden
övgüyle söz ettiğine
dikkat etmek gerekir.[216] [73] Burada kişinin kendisi adına geçip gitmesi sözkonusu edilmiştir. Ya boş işlerle uğraşan kimseler arasında ve ayak
takımının toplantı yerlerinde Kur'ân okunursa ne olur?
34- Mushafa yaslanmamak, dayanmamak. Arkadaşına vermek
istediği takdirde onu
uzaktan atmamak.
35- Mushafı oldukça küçük yazmamak. el-A'meş'in
İbrahim'den, onun Ali
(radıyallahü anh)'dan rivayetine göre Hazret-i Ali: "Mushaf
küçültülmesin" demiştir.
Ben
(Kurtubi) derim ki:
'Rivayete göre
Ömer
b. d-ftattab (ya), birisinin, elinde
küçük bir mushaf görür.
Bunu kim yazdı? diye sorar. Adam: Ben, deyince elindeki sopa ile ona
vurur ve: "Kur'ân'ı ta'zim edin" der.
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)'dan rivayet edildiğine göre o, "mescidcik veya mushafcık" denilmesi;
nehyetmiş.
36- Kur'ân'dan olmayan birşeyi mushaf içinde yazmamak.
37- Altın ile mushafı süslememek ve altın ile yazısını yazmamak. Çünkü
: takdirde dünya süsü ona karışmış olur. Muğire'nin
İbrahim'den rivayetine göre o, mushafın süslenmesini,
altın ile yazılmasını yahut âyetlerin başında
iiamet konulmasını veya
küçültülmesini hoş görmezmiş. Ebu'd-Derda'dan rivâyete göre
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) şöyle buyurur:
"Mescidlerinizi süslemeye başladığınız, mushaflarınızı tezyin
ettiğiniz zaman, helak yakanıza
yapıştı demektir.[217] [74]
İbn Abbas da gümüş ile
süslenmiş bir mushaf görünce
şunları söyler: Siz runu çalsın diye
hırsızı teşvik ediyorsunuz. Halbuki bu
Kur'ân'ın zineti îcendi içindedir.
38-
Yere ve sonradan yapılmış mescidlerde olduğu gibi duvara yazmamak. 3ize
Muhammed b. Ali eş-Şakikî, babasından rivayetle
anlattı. Abdullah b. el-Mubârek, Süfyan'dan, o Muhammed b. ez-Zübeyr'den
dedi ki: Ben Ömer
b. Abdülaziz'i şöyle
derken dinledim:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) yolda
geçerken yerde bir yazı görür.
Huzeyllilerden bir gence: "Bu ne?" diye sorar.
Allah'ın Kitabı'ndan
bir bölüm. Onu bir yalıudi
yazdı, der. Hazret-i
Peygamber şöyle buyurdu: "Bunu
yapana Allah lanet
eylesin. Allah'ın
Kitabı'nı korunması gereken verden başka
yere koymayın."
Muhammed b. ez-Zübeyr der ki: Ömer b. Abdülaziz, oğullarından birisinin duvar üzerine
Kur'ân-ı Kerim'i yazdığını
gördü ve bu sebepten
dolayı onu dövdü.
39- Bir hastalıktan şifa bulmak kastı ile, onun
yazısı(nın suyu ile) yıkanan bir
kimsenin bu suyu çöplüğe veya necaset yerine, çiğnenip gidip gelinen vere dökmemesi. Bunun yerine insanların üzerinden geçmediği bir tarafa dökmeye ya da temiz bir çukur
kazarak oraya akıtmaya gayret etmelidir. Böylelikle
vücudundan o çukura doğru
su akıtılsın, sonra üstünü
örtsün.
Veya büyükçe bir akarsuya gidip onun suyuna karışıp akmasını sağlasın.
40- Kur'ân'ı hatmettiği her seferinde tekrar
Fatiha'dan başlamak. Böylelikle Kur'ân terkedilmiş gibi olmaz.
İşte bundan dolayı
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) Kur'ân'ı hatmettiği vakit, Kur'ân'ın baş tarafından -Kur'ân terkedilmiş gibi olmasın diye- beş âyet kadar bir miktar
okurdu.
İbn Abbas'ın rivayetine göre, bir adam gelip: Ey
Allah'ın
peygamberi, hangi amel daha faziletlidir? diye sormuş. Hazret-i
Peygamber ona
şu cevabı vermiş: 'Sana konup göçen gibi olmanı tavsiye
ederim." Adam: Konup göçen
ne demektir, diye sorunca Hazret-i
Peygamber şu cevabı verir: "Kur'ân okuyan kişi, başından başlar,
sonuna gelince tekrar başına
geçer. Her konduğunda
hemen göçer."[218] [75]
Ben
derim ki: Kur'ân'ı hatmettiği
vakit, ailesini bir arada toplaması müstehaptır. Ebu Bekr el-Enbârî
anlatıyor: Bize İdris
haber verdi: Bize Halef anlattı: Bize Veki' Mis'ar'dan, o Katâde'den
naklederek dedi ki: Enes b. Malik Kur'ân'ı hatmettiğinde aile halkını toplar ve dua ederdi.
Bize İdris
haber verdi. Bize Halef anlattı. Bize Cerir, Mansur'dan, o el-Ha-kem'den
rivayetle dedi ki:
Mücâhid ve Ebu Lübabe'nin oğlu Abde ve bir grup kimse, mushaftan Kur'ân'ı
hatmederlerdi. Hatmin sonuna geldiklerinde bizlere: Yanımıza gelin,
çünkü Kur'ân hatmedildiği
sırada rahmet iner, diye haber gönderirlerdi.
Bize İdris
haber verdi, bize Halef
anlattı. Bize Huşeym, el-Avvam'dan, o
İbrahim et-Teymi'den rivayetle dedi ki: Sabah
saatlerinde Kur'ân'ı hatmeden kimseye, melekler, akşamı edinceye kadar dua eder. Akşamın ilk vakitlerinde
Kur'ân'ı hatmeden kimseye de melekler, sabahı edinceye kadar dua ederler. O bakımdan onlar Kur'ân-ı Kerim'i gecenin veya
gündüzün ilk saatlerinde hatmetmeyi seviyorlardı.
41- Teaviz[219] [76] yazarak bunlarla birlikte tuvalete girmemek. Ancak bir deri, yahut
gümüş
veya buna benzer bir kap
içerisinde olması hali müstesna. O takdirde Kur'ân-ı Kerim'i hıfzettiğin
halde de öyle
bir yere giriyor gibi olursun.
42- Kur'ân'ı yazdığı veya yazılan yerden
yıkamasından biriktirdiği
suyu içtiği
vakit, her bir nefeste
Allah adını anıp
bu konuda niyetine gereken tazimi göstermesi.
Çünkü
Allah ona niyeti
kadarını verecektir.
Leys'in rivayetine göre Mücâhid
şöyle demiştir: Kur'ân'ı bir yere yazıp
sonra onun suyunu hastaya içirmende bir mahzur yoktur. Ebu Ca'fer der
ki: Kalbinde katılık
hisseden bir kimse, zaferan ile bir bardağa "Yasin"i yazsın, sonra da onu içsin.
43- Ben derim ki: Küçük sûre
denmemesi de Kur'ân'a hürmetin gereğidir. Ebu'l-Âliye küçük veya büyük sûre
denilmesinden hoşlanmazdı.
Böyle bir söz söylediğini
duyduğu
kimseye: Sen ondan da
küçüksün. Kur'ân ise hepsi büyüktür, diye çıkışmıştır. Bunu Mekkî
(Allah'ın rahmeti üzerine olsun) te-yid
etmiştir.
Derim ki: Ebu Davud buna aykırı bir rivayet kaydetmektedir. Amr b. Şuayb'ın babasından, onun da dedesinden rivayetine göre şöyle demiştir: "Kur'ân-ı Kerim'in mufassal bölümünün küçük olsun, büyük olsun bütün sûre menfi namazda insanlara imamlık yaparken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın okuduğunu işitmişimdir.[220] [77]
-------------------
[214] [71] et-Tirmizî el-Hakîm, Nevâdiru'l-Usûl, Kahire, 1408/1988, II,
391-397.
[215] [72] Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân 10, 27; Müslim, Salâtıı'l-Müsâfirîn
255.
[216] [73] bk. el-Furkân, 25/72
[217] [74] el-Azîzî, es-Sirâcu'l-Muntr, I, 127'de: Hadis zayıftır,
denilmektedir.
[218] [75] Tirmizl, Kıraat 11. hadisin akabinde Tirmizî der ki: Bu,
hasen-garib bir hadistir. Senedi pek kuvvetli değildir. İbnu'1-Esîr,
Garîbu'l-Hadis'te (1, 430) bu hadisi zikrettikten sonra, Mekke'lilerin
de bu uygulamayı sürdürdüklerini kaydetmektedir.
[219] [76] Birtakım kötülüklerden korunmak maksismiyle Allah'a sığınmayı
ifade eden âyetler ve meşru dualar.
[220] [77] Ebû Dâvûd, Salât 128-129.