1-
Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Bizden bir adam, on âyet öğrendiğinde,
onların mânâlarını Öğrenip onlarla amel eünedikçe o âyetleri bırakıp
başkalarına geçmezdi.
2-
Ebu Abdurrahman diyor ki: "Bize Kur'an okutanlar diyorlar ki: Onlar,
Resulullah'tan kendilerine Kur'an okutmasını isterlermiş.
Onlar, on âyet Öğrendiklerinde o âyetlerde geçen hükümlerle amel etmeden
onlan bırakıp geçmezlermiş. Böylece bizler, hem Kur'ani hem de Kur'anla
amel etmeyi birlikte öğrenelik,
3-
Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Kendisinden başka hiçbir ilah
olmayan Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabında hiçbir âyet inmedi ki
ben onun ne hakkında indiğini ve nerede indiğini bilmeyeyim. Şayet
Allah'ın kitabını benden daha iyi bilen herhangi bir kimsenin, binekle
gidilebilecek bir yerde olduğunu bilmiş olsam mutlaka ona giderim.
4-
Mesruk diyor ki: "Abdullah b. Mes'ud, önce bize bir sureyi okur sonra
gün boyu onu bize anlatır ve tefsir ederdi.
5-
Şakiyk b. Seleme diyor ki: "Hazret-i Ali
Abdullah b. Abbasi Hac emin tayin etti. İbn-i Abbas öyle bir
hutbe okudu ki, onu Türkler ve Rumlar dahi duysalar Müslüman olurlardı.
Sonra Nur suresini okudu ve onu tefsir etmeye girişti.
6-
Yine Şakiyk b. Seleme diyor ki: "Abdullah
b. Abbas Bakara sûresini okuyup tefsir etmeye başladı.
Dinleyenlerden biri "Bunu, Deylemiler bile işitecek olsalar Müslüman
olurlardı." dedi.
7-
Saiü b. Cübeyr dedi ki: "Kim, Kur'anı okur da sonra onu tefsir etmeyecek
olursa o, bir kör veya bir Bedevi gibidir.
Taberi diyor ki: "Allahü
teâlânm da kullarını Kur'andaki âyetlerden öğüt almaya ve
onlan açıklamaya teşvik etmesi gösteriyor ki, kullan kendilerine kapalı
tutulmayan âyetlerin tevillerini bilmekle yürkümlüdürler. Bu hususta,
Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: "Bu
Kur'an, âyetlerini iyice düşünsünler, akü sahipleri ibret alsınlar diye
sana indirdiğimiz bir kitaptır,
[136][80]Şüphesiz
ki biz, bu Kur'anda, öğüt alsınlar diye insanlara her türlü misali
verdik.
[137][81]
Görüldüğü gibi âyet-i kerimeler Kur'anm okunup düşünülmesini ve ondan
öğüt alınmasını emretmektedirler. Bu da Kur'anın tefsir ve te'vilini
bilmeyi gerektirir. Zira, kendisine söyleneni anlamayana ve ne demek
olduğunu bilmeyene "Sen, bu anlamadığın şeylerden ibret al." demek
mümkün değildir. Eğer kullara Kur'anı düşünmeleri ve öğüt almaları
emredilmişse elbette ki onlann Kur'anı anlamaları da emredilmiş olur.
Mesela Arapçayı bilmeyen bir kısım insanlara, içinde misaller, öğütier
ve hikmetler bulunan Arapça bir kaside okusan da onlara "Siz bu
kasidedeki misallerden ibret alın, öğütlerden yararlanın." desen bu
sözünün bir mânâsı olur mu?" Şayet onlar, Arapçayı biliyor ve
söylediklerini anhyorlarsa onlara bu gibi tavsiyelerde bulunabilirsin.
İşte Kur'an-i Kerim için de durum böyledir.
Allahü teâlâ kullarına, Kur'anın âyetlerini düşünmeyi ve onda
zikredilen misallerden ibret almayı emrettiğine göre anlatılıyor ki,
Allahü teâlâ, kullarının Kur'anı
anlamalarını ve onu tefsir etmelerini istemektedir. Bu da gösteriyor
ki, Allahü teâlâ
kullarına, bilgisini kendi nezdinde saklı tuttuğu âyetlerin dışındaki
âyetleri bilmeyi emretmiştir. Bu husus açık bir şekilde ortada olduğuna
göre, müfessirlerin, Allahü teâlânın
kitabını tefsir etmelerine karşı çıkanların görüşlerinin fasit olduğu
meydandadır.
Kur'anın Tefsir
Edilmesine Karşı Çıkanların Yanlış Yorumladıkları Bazı Haberler
Taberi diyor ki: "Eğer denilecek olursa ki "Sen,
Kur'anın tefsir edilmesini savunuyorsun, bu hususta zikredilen şu
haberler hakkında ne dersin?
a-
Hazret-i Aişe (r.a.)'m şöyle dediği
rivayet edilmektedir. "Resulullah, Kur'anın âyetlerinden hiçbir şeyi
tefsir etmezdi. O sadece Cebrailin
kendisine öğrettiği sayılı bir kısım âyetleri tefsir etmişti.
b-
Ubeydullah b. Ömer diyor ki: "Ben, Medinenin fıkıh âlimlerine yetiştim.
Onlar, Kur'anın tefsiri hakkında bir söz söylemeyi çok büyük bir hadise
görüyorlardı. Salim b. Abdullah, Kasım b. Muhammed,
Said b. el-Müseyyeb ve Nâfı
bunlardandı.
c-
Yahya b. Said diyor ki: "Ben, bir adamın,
Said b. el-Müseyyebden Kur'anın âyetlerinden birinin tefsirini
sorduğunu işittim. O da dedi ki: "Ben, Kur'an hakkında bir şey
söylemem." Diğer bir rivayette şöyledir: "Said
b. el-Müseyyeb, Kur'antn, bilinen âyetleri dışında herhangi bir
âyet hakkında konuşmazdı."
d-
Yezidb. Ebi Yezid diyor ki: "Biz, Said b.
el-Müseyyebden, helalleri ve haramları sorardık. O, insanların,
bu hususları en iyi bileni idi. Fakat biz ona, Kur'anın âyetlerinden bir
âyetin tefsirni sorduğumuzda o sanki hiç duymamış gibi susardı.
e-
Amr b. Mürre diyor ki: "Bir adam, Said b.
el-Müseyyebden "Kur'âmn bir âyetinin tefsirini sordu. O da dedi
ki: "Sen, Kur'anın âyetlerini benden sorma. (İkrimeyi kastederek) Sen
onu, Kur'andan herhangi bir şeyini, gizli kalmadığını zannedene sor."
f-
Muhamrned b. Şîrîn diyor ki: "Ben, Ubeyde es-Selmaniye bir âyetin
mânâsını sordum. O da bana dedi ki: "Doğrudan ayrılma. Kur'amn. neyin
hakkında indiğini bilenler, artık ölüp gittiler.
g-
İbn-i Ebi Müleyke diyor ki: "Abdullah b.
Abbas'tan bir âyetin mânâsı soruldu. O, sorulan bu âyet hakkında
herhangi bir şey söylemedi. Bu âyet öyle bir âyetti ki o sizden birinize
sorulacak olsaydı elbette ki onun hakkında bir şey söylerdiniz.
h-
Velid b. Müslim diyor ki: "Talk b.
Habib, Cündeb b. Abdullaha geldi ve ondan, Kur'anın âyetlerinden birinin
mânâsını sordu. Cündeb ona dedi ki: "Çık dışarı. Eğer Müslüman isen
dışarı çıkarsın veya benimle oturmazsın."
1-
Şa'bi demiştir ki "Üç şey hakkında ölünceye kadar söz söylemem. Bunlar,
Kur'an, Ruh ve görüş'tür. (Kıyas ve ictihaddır).
Taberi diyor ki: "Zikredilen bu haberlere cevaben
denilir ki:
a-
Hazret-i Aişeden nakledilen hadis,
bizim söylediklerimizi doğrulamaktadır. Çünkü biz, Kur'ânın âyetlerinin
bir kısım mânâları vardır ki o mânâlar ancak Resulullahm açıklamasıyla
bilinebilir? deniştik. Bu açıklamalar da
Allahü teâlânın, emirlerinde,, yasaklarında, helallerinde,
haramlarında, cezalarında, farzla nnda ve yüce dinindeki diğer şer'î
hükümlerin mücmel (kapalı) olan kısımlarını izah etme şeklindedir. Zira,
bu gibi hükümler Kur'ânın zahirinde veciz bir şekilde zikredilmişlerdir.
Kulların, bunların açıklanmasına ihtiyaçları vardır. Bunların mânâlarını
bilme yolu ise ancak Allahü teâlânın,
Peygamberinin diliyle açıklamasıyla olur. Bu sebeple bu mânâları,
Resulullah açıklamadan herhangi bir kimse bilemez.
Resulullah da, Allahü teâlânın,
kendisine, Cebrail veya diğer
melekler vasıtasıyla öğretmedikçe bilemez. İşte,
Hazret-i Aişe'nin hadisinde
zikrettiği ve ancak Cebrail'in,
Resulullah'a açıklamasından sonra,
Resulullah'ın da sahabilerine açıkladığını
bildirdiği ve bu âyetlerin de sayılı âyetler olduğunu anlattığı âyetler
bunlardır. Evet, Resulüllah'ın, Cebrail'in
açıklamasıyla, sahabilerine öğrettiği âyetler sayılıdır. Bunda şüphe
yoktur. Hatta daha önce de zikrettiğimiz gibi Kur'ânın bir kısım
âyetleri de vardır ki, Allahü teâlâ,
onların mânâlannı kendisinde saklı tutmuş ve onları hiçbir kimseye
öğretmemiştir. Onların mânâlarım ne melek-i Mukarreb ne de Nebiyy-i
Mürsel bilebilmiştir. F.akat kullar, bu âyetlerin Allah katından
olduğuna ve bunların mânâlarını ondan başka kimsenin bilmediğine iman
ederler. Bununla birlikte, kulların, mânâlarını mutlaka bilmek
ihtiyacında oldukları âyetleri, Allahü teâlâ
Cebrail vasıtasıyla Hazret-i
Muhammed'e öğretmiş o da ümmetine öğretmmiştir. Nitekim: "Onları
mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Sana ûa Kur'ânı indirdik ki,
insanlara vahyedilenleri açıklayasm. Belki düşünürlcı
[138][83]
âyet-i kerimesi bu gerçeği ifade etmektedir.
Hazret-i Aişeden nakledilen hadis-i şerifi genel mânâda alarak,
Resulullah'ın, Kur'ânın âyetlerinden sadece belli âyetleri
tefsir ettiğini söylemek, Kur'anın
Resulullah'a. onu insanlara açıklamaması için indirildiğini
söylemek demek olur ki, bunu da ancak anlayışsız kimseler söyler.
Allahü teâlânın,
Resulullah'a, kendisine indirileni, insanlara tebliğ etmesini
emretmesi ve onu ancak insanlara açıklaması için indirdiğini bildirmesi
kesin bir delildir ki Resulullah, bu vazifesini yerine getirmiştir.
Diğer yandan, Abdullah b. Mes'udun "Bizden bir adam, on
âyet öğrendiğinde, onlan bırakıp başka âyetlere geçmezdi." sözü
gösteriyor ki Kur'an-ı Kerimin sadece belli âyetlerinin değil,
Allahü teâlâmn, bilgilerini
kendisinde saklı tuttuğu âyetlerin dışındaki bütün âyetlerin mânâlarının
anlaşılmasına çalışılmıştır. Yine, Abdullah
b. Abbas'tan nakledilen bu haber
Hazret-i Aişe'den rivayet edilen hadisin yanlış yorumlandığını
göstermektedir. Bir kısım aklı kıt insanların zannettiği gibi bu hadisin
mânâsı "Resulullah, ümmetine Kur'anın âyetlerinden ancak pek azını
açıklardı." demek değildir. Bunun mânâsı, "Resulullah ümmetine ancak
Allahü teâlânın bildirmesiyle
mânâlarını bilebileceği âyetleri Cebrailden
öğrendikten sonra ümmetine açıklardı. Bunların sayısı da az idi."
demektir.
Diğer yandan Hazret-i Aişe'den
rivayet edilen bu hadisin senedinde Cafer b. Muhammed ez-Zübeyri
bulunmaktadır. Bu zat, hadis rivayet edenler arasında tanınmayan
biridir. Bu itibarla, hadisin senedi, delil gösterilmeye müsait değildir
ve bunu delil göstermek caiz olmaz.
b- Bir kısım Tabiinden zikredilen ve Kur'anın tefsirinden kaçındıklarını beyan eden haberlere gelince bunlar için deriz ki "Tabiinden, Kur'ânı tefsir etmekten çekinenler, çeşitli meseleler karşısında fetva vermekten kaçınan kimseler gibidirler. Halbuki bunlardan herbiri, Allahü teâlânın, dinini kemale erdirdikten sonra Peygamberini vefat ettirdiğini kabul etmektedirler. Ve bunlardan herbiri ortaya çıkan her mesele hakkında Allah'ın ya açıkça veya dolaylı yolla bir hükmü bulunduğunu bilmektedirler. Bu nedenle, bunların, fetva vermekten kaçınmaları, bu hususta herhangi bir hükmün bulunduğunu inkâr etmelerinden değil İctihadlannda Allahü teâlânın, âlim kullarını yükümlü kıldığı seviyeye ulaşamayacaklarından korkmalarındandır. İşte, Selef âlimlerinden, Kur'anı tefsir etmekten çekinenlerin durumları da böyledir. Onlar bundan, tefsirlerinde isabetli olamayacakları korkusundan dolayı kaçınmışlardır. Yoksa Kur'anı tefsir etmenin, ümmetin âlimlerine yasaklanmasından veya içlerinde ümmetten bunu yapacak âlimlerin bulunmamasından değildir.
-------------------
[136][80] Sâd suresi, 38/19 62
[137][81] Zümer suresi, 39/27
[138][83] Nahl suresi, 16/44