ZENGÎLER

Büyük Selçuklu sultânı Melikşâh’ın kumandanı, Aksungur’un oğlu İmâdeddîn Zengî tarafından el-Cezîre ve Suriye’de kurulan devlet. Irak Selçuklu sultânı Mahmûd, iki oğluna atabeg tâyin ettiği Zengî’yi 1127 senesinde Musul valisi yaptı. Atabeg Zengî Musul’a hâkim olunca, büyük ve kuvvetli bir devlet kurmaya çalıştı. Niyeti, önce bölgeyi hâkimiyeti altına alıp, sonra haçlılar ile mücâdele etmekti. Bu yüzden Diyarbekir ve Suriye’nin Arab ve Türk hâkimlerine karşı bir fetih siyâseti tâkib etti. Aynı siyâseti haçlılara karşı da uyguluyordu. Arzusunu gerçekleştirmek için harekete geçen Zengî; Sincâr, Habr, Nusaybin ve Harran’ı ele geçirdi. Arkasından Haleb’e hâkim oldu (1128). Bu durum haçlıların Haleb üzerindeki arzularına da son verdi. Zengî’nin Dımaşk’ı (Şam’ı) alması için önce Hama ile Humus’u ele geçirmesi gerekiyordu. 1130 senesinde Hama’yı ele geçirdi ise de, Humus önünde başarılı olamıyarak, Musul’a döndü.

Zengî’nin genişleme hareketleri karşısında, toprakları tehdîd altında kalan Artuklular birleştiler, iki taraf arasında yapılan muharebede Zengî, Artuklu ordusunu geri çekilmeye mecbur etti. Bir süre sonra iki taraf arasında barış yapıldı ve 1130 yılında andlaşma imzalandı. Daha sonra Artuklulardan Dâvûd ile mücâdeleye başlayan Zengî, Amid’i (Diyarbekr) ele geçirdi ve şehri, adına hutbe okumak şartıyla Artuklulardan Tîmûrtaş’a bıraktı (1141). Zengî’nin idaresi altına almak için çalıştığı devletlerden birisi de Böriler idi ve bir müddet sonra onlar da Zengî’nin hâkimiyetini tanımak mecburiyetinde kaldılar. Böylece devletinin temellerini sağlamlaştırarak, haçlılarla mücâdeleye başladı ve Esârib kalesini kuşattı. Kudüs kralının yardıma gelmesine rağmen haçlıları yendi ve kaleyi ele geçirdi. Sonra haçlı kontluğu işgalindeki Urfa üzerine yürüdü. Çünkü Urfa Kontluğu, Zengîler Devleti’ni ikiye ayıran bir durumda ve ticâret yolu üzerinde çok mühim mevkîide idi. İnce bir siyâsetle hıristiyanları birbirinden ayırıp, haçlılar arasında çıkan anlaşmazlıktan faydalanan Zengî, katoliklerden memnun olmayan Ermenilerin de desteğiyle, 1144 senesinde Urfa’yı ele geçirdi ve zafe’ri bütün İslâm dünyâsında sevinçle karşılandı. Urfa’nın müslümahlar eline geçmesi, hıristiyan âleminde büyük şaşkınlığa sebeb oldu. Papanın teşvikiyle hıristiyan âleminde ikindi haçlı seferinin hazırlığı başlatıldı.

Atabeg Zengî’nin, Irak Selçuklu sultanları ve Abbasî halîfeleri ile olan münâsebetleri zaman zaman değişik bir seyr tâkib etti. 1146 senesinde Caber kalesini kuşatan Zengî, muhafızlarından biri tarafından öldürülünce, toprakları oğulları Nûreddîn Mahmûd ve Seyfeddîn Gazi arasında bölündü. Nûreddîn Mahmûd, Suriye’nin idaresini alıp, Haleb’i başşehir yaparken, Seyfeddîn Gazi, el-Cezîre bölgesini idaresi altına alarak Musul’u başşehir yaptı. Böylece Zengîler ikiye ayrıldı.

Zengî’nin ölümü üzerine, Selçuklu şehzadelerinden Alb Arslan bin Mahmûd, atabegliğin idaresini ele geçirmeye çalıştı ise de, başarılı olamadı. Seyfeddîn Gazi, Musul’a gelerek babasının yerine geçti; kardeşi Nûreddîn ile anlaştı ve Urfa’daki isyanı bastırmak için kuvvet gönderdi. Kardeşinden aldığı kuvvetlerin de yardımıyla Urfa üzerine yürüyen Nûreddîn Zengî, şehri kolayca ele geçirdi. Haleb bölgesine hâkim olup, hıristiyanların elinde bulunan Keferlâsâ ve Artah’ı aldı. Zengî’nin ölümünden faydalanan Mardin Artuklu sultânı Hüsâmeddîn, Dara kalesini ve çevresini ele geçirdi. Seyfeddîn bu durum karşısında derhâl sefere çıktı. İki müslüman sultanın savaşmasına âlimler ve kadılar engel oldular. Yapılan andlaşmada Dara, Seyfeddîn Gâzi’ye geri verildi. Bir sene sonra Seyfeddîn Gazi, kardeşi Nûreddîn Mahmûd’a haçlılarla yaptığı muharebelerde yardımcı oldu. Dımaşk’a yapılan toplu haçlı hücûmu durduruldu. Haleb bölgesine taarruz eden haçlılar da iki kardeşin işbirliği ile bertaraf edildi. Aynı sene Seyfeddîn Gazi, Musul’da vefat etti (1148).

Bâzı komutanların, Nûreddîn’in atabeg olmasını istemelerine rağmen, Seyfeddîn Gâzi’nin yerine ağabeyi Kutbeddîn Mevdûd geçti. Sincar valisi, Nûreddîn’i davet ederek şehri teslim edince, Mevdûd ordusuyla harekete geçti. Fakat iki kardeş arasındaki anlaşmazlık barış ile neticelendi. Nûreddîn Sincar’ı kardeşine verirken, Humus ve Rakka’yı ondan aldı (1149). Bu târihten îtibâren iki kardeş haçlılara karşı müslümanları birleştirmek için çok çalıştılar. Nûreddîn, Antakya topraklarını işgal etti. Harim civarını yağmalatıp, İnnib kalesini kuşattı. Sıra ile Harim’i ve Fâmiye kalesini aldı. Mevdûd da Nûreddîn’in bu muharebesine katıldı. Bu zaferden üç sene sonra Kutbeddîn Mevdûd, haçlılar üzerine yürüdü. Irka ile Cebele’yi muhasara altına alarak, ele geçirdi. Sonra kardeşi ile birleşerek Bânyâs üzerine yürüdü (1153). Irak Selçuklu sultânı ile halîfe arasında anlaşmazlık çıkması üzerine Kutbeddîn, komutanlarından Zeyneddîn Ali Küçük’ü sultâna yardıma gönderdi. Fakat yardım konusunda ciddî davranmayan Ali Küçük, bir süre sonra Musul’a döndü. Bu arada Urfa kontluğuna tâbi kaleleri tek tek ele geçiren Nûreddîn Zengî, hıristiyanlardan Askalan’ı aldı. Askalan’ı kaybeden hıristiyanların Şam’a yönelmeleri üzerine Şam’ı Emîr Mucîrüddîn’den alarak kendi toprakları arasına kattı (1154). Esediddîn Şirkûh’u Şam valisi yaptı. Haçlıların saldırıları bertaraf edildi. Fakat Nûreddîn’in hastalığı, hıristiyanların 1158 yılında galip gelmelerine yol açtı. Bizans imparatorunun bölgeye gelme tehlikesini, haçlılarla anlaşarak mâni olmasına rağmen, devamlı haçlılar tarafından rahatsız edildi. Bu sırada Nûreddîn Zengî, Mısır işleri ile alâkadar olmaya başladı. Şirkûh ve yeğeni Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi Mısır’a gönderdi. 1164 yılında Harim’i haçlılardan tekrar aldı. 1169 yılında Şirkûh, Mısır’da hâkimiyeti ele geçirdi. Selâhaddîn-i Eyyûbî, Nûreddîn Zengî’nin emriyle 1171 yılında Fâtımîleri tamamen ortadan kaldırdı (Bkz. Eyyûbîler). Ömrünü haçlılarla savaşmakla geçiren Nûreddîn’in ağabeyi ve Musul hâkimi Kutbeddîn Mevdûd, 1170 senesinde ölmüştü. Mevdûd, sağlığında büyük oğlu İkinci İmâdeddîn Zengî’yi velihat tâyin etmişti. Fakat nâib Fahreddîn Abdulmesih ve Mevdûd’un eşinin baskıları ile başa küçük oğlu İkinci Seyfeddîn Gazi geçti. Bunun üzerine İmâdeddîn, amcasından yardım isteyince, Nûreddîn, Musul üzerine yürüyerek, şehri kısa bir kuşatmadan sonra ele geçirdi. Seyfeddîn Gazi ile barış andlaşması yapıldı. Bu andlaşmaya göre, Seyfeddîn Gâzi’ye Musul, İmâdeddîn’e Sincar veriliyordu. Bu anlaşmazlıktan en kârlı Nûreddîn çıktı. Nusaybin ve Habur gibi yerleri kendi topraklarına kattı. Böylece Seyfeddîn resmen amcasına bağlanmış oldu. Nûreddîn Zengî, 1173 yılında Anadolu’ya girerek, İkinci Kılıç Arslan’a ait bâzı kasabaları ele geçirdi. Bu esnada Bağdâd Abbasî halîfesi tarafından; Musul, Elcezîre, İrbil, Hilât, Suriye, Mısır ve Konya, hükümdarlığını tasdîk eden bir menşur verildi. Fakat çok geçmeden Sultan Nûreddîn Zengî, bir boğaz iltihabından Şam’da vefat etti (1174). Kendi yaptırdığı Nuriye Medresesi’ne defnedildi. 1147-1149 yılları arasında gerçekleşen ikinci haçlı seferlerini netîcesiz bırakan İslâm kahramanlarından biri olan Nûreddîn Zengî, kurduğu eğitim kurumları ve sosyal te’sisler, yaptığı îmâr faaliyetlerinin yanında güçlü bir devlet kurucusu olan Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi yetiştirmesi ile de tanınmaktadır. Haleb, Şam, Hama, Humus, Ba’labek, Menbi ve diğer şehirlerde büyük medreseler, camiler, imaretler, kervansaraylar, hastahâne ve dâr-ül-hadîsler yaptırıp, masraflarının karşılanması, tâmiratı ve yaşatılması için büyük vakıflar bıraktı. Şam’da yaptırdığı büyük hastahâne, devrin en meşhûr mütehassıs doktorlarının hizmet verdiği bir sağlık müessessesi idi. Hadîs üniversitesi mârviyetindeki ilk dâr-ül-hadîsi o kurdu ve pek çok kitap vakf etti. Rasathane kurdurarak, güneş saati yaptırdı. Dindar olup, ilim adamlarının hamişiydi. Karargâhında dahi Kur’ân-ı kerîm okutup, hürmetle dinlerdi. Ülkesini adaletle idare ettiği için Melik-ül-âdil lakabıyla tanındı. Haftada iki gün halkın huzuruna çıkarak, şikâyetleri dinlerdi. Haksızlıkların önüne geçmek ve devletin menfaatlerini korumak için, hassas bir haber alma teşkilâtı kurdu. Haberleşmede güvercinlerden de faydalandı. Kendisinin ve aile çevresinin ihtiyaçlarını, ihsanlarını, şahsî malından karşılardı. Ganimetten, âlimlerin helâl dediklerinden başkasını almaz, altın, gümüş kullanmaz ve ipek giymezdi. Sultanlığı devrindeki siyâsî hâdiseler büyük, bulunduğu çevre çok karışık bir yapıya sâhib olmasına rağmen, ülkesinde şarabın satılmasını ve içilmesini yasaklayarak, Allahü teâlânın emrine riâyet edip halkının sağlığını ve huzurunu korudu.

Nûreddîn Zengî’nin vefatından sonra, on bir yaşındaki oğlu Melik-üs-Sâlih İsmail tahta çıkarıldı ise de, Mısır’da güçlenen Selâhaddîn-i Eyyûbî, toprakların büyük bir kısmına hâkim oldu. Nûreddîn Zengî’ye bağlı olarak Musul’u idare eden ve ötedenberi amcasının haçlılara karşı yaptığı bütün seferlere katılan yeğeni İkinci Seyfeddîn Gazi de, daha önce kendisine ait olan Harran, Nusaybin, Urfa, Habur ve Suruç gibi şehirleri geri almaya çalıştı. Dımaşk emirleri, Dımaşk’ı da alması için onu davet ettiler. Fakat o, bu davete uymadı. Bu durumdan en çok Selâhaddîn-i Eyyûbî faydalandı. Dımaşk emirleri, şehri Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye teslim ettiler (1174). Ayrıca daha başka yerleri de ele geçirince, Seyfeddîn Gazi, tehlikede olduğunu hissedip, Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye karşı sefer hazırlıklarına başladı ve kardeşi İmâdeddîn Zengî’nin kendisine yardım etmesini istedi. Fakat kardeşi bu sefere katılmadı. Bunun üzerine Seyfeddîn, önce kardeşinin üzerine yürüyerek Sincar’ı kuşattı (1175). Kendisi ile işbirliği yapan diğer kardeşi İzzeddîn Mes’ûd kumandasında bir orduyu Hama kuşatmasına gönderdi. Selâhaddîn, Hama yakınlarında Musul askerlerini kaçmağa mecbur bıraktı. Bu yenilgi, Seyfeddîn’in Sincar muhasarasını kaldırmasına sebeb oldu. Seyfeddîn Gazi, Selâhaddîn-i Eyyûbî ile mücâdele etmek için kuvvet topladı ise de, kış mevsimini Nusaybin’de geçirmesi, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin zaman kazanmasına ve Mısır’a gönderdiği kuvvetlerin geri dönmesine imkân verdi. Sonunda iki ordu Haleb’in güneyindeki Cibâl-üt-Türkmân denilen mevkıîde karşılaştı. Seyfeddîn yenilerek Musul’a çekildi (1176). Kısa bir süre sonra da hastalanarak öldü.

Seyfeddîn Gâzi’nin yerine vasiyeti üzerine kardeşi İzzeddîn Mes’ûd geçti. Diğer taraftan Haleb hâkimi amcasının oğlu Melik Salih de hasta yatağında iken vefatından sonra topraklarının Mes’ûd’a verilmesini vasiyet etmişti. Böylece Zengîlerin Haleb kolu sona erdi. Melik Salih’in ölümünden sonra (1181) İzzeddîn, Haleb şehrine de hâkim oldu. Bir süre sonra Sincar hâkimi olan İkinci İmâdeddîn Zengî, Sincar’a karşılık Haleb’in kendisine verilmesini istedi. Verilmediği takdirde şehri Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye teslim edeceğini bildirdi. İzzeddîn Mes’ûd, emirlerle meşveret ettikten sonra, Haleb’i, Sincar karşılığında kardeşi İmâdeddîn’e verdi.

Selâhaddîn-i Eyyûbî, zayıf şahsiyetli olan İmâdeddîn’in Haleb’e hâkim olmasından faydalanmak için Zengîler üzerine sefer düzenledi, önce Urfa’yı, daha sonra Hıms, Rakka, Suruç ve Nusaybin’i aldı. 1182 senesinde Musul’u bir ay kadar kuşattı ise de geri çekildi. Bir süre sonra Sincar’ı muhasara edip, kaleyi ele geçirdi. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin bölgede gittikçe artan baskısına karşılık İzzeddîn Mes’ûd, Artuklu Necmeddîn İlgâzî, Erzen ve Bitlis hâkimi Devletşâh ve Ahlatşâhlar’dan İkinci Sökmen bir ittifak kurdular ise de, iki taraf arasında bir savaş olmadı. Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1183 senesinde Amid’i ele geçirdikten sonra, Haleb üzerine yürüdü. Haleb hâkimi ikinci İmâdeddîn Zengî ile Selâhaddîn-i Eyyûbî arasında bir andlaşma yapıldı. Buna göre Haleb’i Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye bırakan İmâdeddîn Zengî, bunun karşılığında Sincar ve bâzı kasabaları alıyordu.

Bu sırada Musul’da nâib Mücâhiddîn Kaymaz ve adamları devlet yönetiminde fazla söz sahibi olmaya başlamıştı. İzzeddîn Mes’ûd, bu duruma mâni olmak için Mücâhiddîn’i yakalatıp hapsettirdi. Fakat bir süre sonra af edilerek eski görevine iade edildi. Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1185 senesinde Musul’u tekrar kuşattı ve başarısız bir şekilde geri çekildi. Fakat Musul’u ele geçirmekte kararlı olan Selâhaddîn-i Eyyûbî, aynı senenin Ekim ayında şehri üçüncü defa kuşattı. Hastalığı, bu kuşatmada da netîce alamamasına sebeb oldu. İzzeddîn Mes’ûd uzun süre ona karşı mukavemet edemiyeceğini anlıyarak, anlaşma yapmak için bir elçi hey’eti gönderdi. İki taraf arasında yapılan andlaşmaya göre, İzzeddîn Mes’ûd, Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye tâbi oluyor ve Şehrizûr ve Zâb’ın öbür tarafında kalan toprakları ona bırakıyordu. İzzeddîn Mes’ûd, bu târihten sonra haçlılar ile yapılan savaşlarda Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin yanında yer aldı. İzzeddîn Mes’ûd, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin 1193 senesinde vefatından sonra, kaybettiği toprakları geri almaya çalıştı ise de, hastalanarak Musul’a döndü ve aynı senenin Ağustos ayında öldü.

İzzeddîn Mes’ûd’un yerine vasiyeti üzerine oğlu Nûreddîn Arslanşâh geçti. Arslanşâh’ın saltanatının ilk senelerinde yönetim, Mücâhiddîn Kaymaz’ın elinde idi. Mücâhiddîn’in 1198 senesi sonlarında ölmesi üzerine, Nûreddîn istediği gibi hareket etmeğe başladı. Diğer taraftan İzzeddîn Mes’ûd’un ölümünden faydalanmak isteyen İmâdeddîn Zengî, Nusaybin civarındaki bâzı köyleri ele geçirdi. Bu yüzden Nûreddîn’in Nusaybin üzerine sefer düzenlemek için harekete geçtiği sırada İmâdeddîn Zengî öldü ve yerine oğlu Kutbeddîn Muhammed geçti. Nûreddîn, mücâdeleye devam ederek Nusaybin’i ele geçirdi. Fakat asker arasında baş gösteren bir salgın hastalık ve Eyyûbî sultânı Melik Âdil’in Nusaybin üzerine yürümesi, Nûreddîn Arslanşâh’ı şehri boşaltıp Musul’a çekilmek mecburiyetinde bıraktı (1198). Kutbeddîn tekrar Nusaybin’e hâkim olurken, Melik Âdil de Artuklular’ın elindeki Mardin’i kuşattı. Bu sırada Eyyûbîlerdeki taht değişikliği, Âdil’in oğlu Kâmil’i Mardin önlerinde bırakarak, Dımaşk’a çekilmesine sebeb oldu. Diğer taraftan Nûreddîn Arslan-şâh, yeğenleri Kutbeddîn ve Sancarşâh ile birleşerek Mardin’i kurtarmak için sefer düzenledi ve Kâmil’i yenerek gayesine ulaştı (1199).

1201 senesinde yeğeni Kutbeddîn’in Nusaybin’de Eyyûbî sultânı Âdil adına hutbe okutması üzerine harekete geçen Nûreddîn, Nusaybin şehrini aldı ve kaleyi ele geçireceği sırada, Muzaffereddîn Gökböri’nin Musul ve çevresine sefer düzenlediğini öğrendi. Bunun üzerine geri dönen Nûreddîn, durumun sandığı gibi tehlikeli olmadığını görünce, tekrar yeğeninin üzerine yürüdü ve Teli A’far’ı zabt etti. Fakat emirlerin çoğu Kutbeddîn’in yardımına geldiler. Yapılan savaşta mağlûb olan Nûreddîn, Musul’a dönerek, barış yapmak mecburiyetinde kaldı (1204). Bir süre sonra Muzaffereddîn Gökböri, Sultan Âdil’e karşı Nûreddîn ile anlaştı. Bu ittifaka, Türkiye Selçuklu sultânı Birinci Keyhüsrev, Haleb Eyyûbîlerinden Melik Zahir ve Erzurum hâkimi Tuğrulşâh da katıldı. Halîfe Nâsır’ın araya girmesiyle müslümanlar arasında muhtemel büyük bir savaş önlendi. Sultan Âdil, Habur ve Nusaybin’in kendisinde kalması şartıyla anlaşmaya razı oldu. Nûreddîn Arslan-şâh tutulduğu hastalıktan kurtulamıyarak, 1211 senesi Ocak ayında vefat etti.

Nûreddîn Arslanşâh’ın vefatından sonra yerine, vasiyeti üzerine oğlu Kahir İzzeddîn Mes’ûd geçti. Devlet işlerini gulâmı (kölesi) Bedreddîn Lü’lü yürütmeye başladı. Kahir dönemi hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur. 1218 senesi Temmuz ayında vefat eden Kahir İzzeddîn’in yerine vasiyeti üzerine on yaşındaki oğlu Nûreddîn İkinci Arslanşâh geçti. Nâib olarak da Lü’lü’yü tâyin etti. İmâdeddîn Üçüncü Zengî, atabegliği ele geçirmek için harekete geçti ve Muzaffereddîn Gökböri ile anlaştı. Buna karşılık Bedreddîn Lü’lü, Eyyûbî sultânı Eşref ten yardım istiyerek ona tâbi olacağını bildirdi. Yine halîfenin araya girmesiyle, iki taraf arasında barış yapıldı (1219). Aynı sene Nûreddîn İkinci Arslanşâh öldü.

İkinci Arslanşâh’ın yerine üç yaşındaki kardeşi Nâsıreddîn Mahmûd, Bedreddîn Lü’lü tarafından başa geçirildi. Aradan bir sene geçmeden Eyyûbî sultânı Eşref, 1220’de Sincar’ı teslim alarak, Zengîlerin buradaki kolunun hâkimiyetine son verdi. Nâsıreddîn Mahmûd’un 1223 senesinde ölmesi ile Musul’daki Zengîler hâkimiyeti sona erdi ve senelerce devleti fiilen idare eden Lü’lü, Musul atabeği olarak tanındı.

Zengîlerin hâkim olduğu bölgelerde halk, adalet ve emniyet içinde yaşıyordu. Bu atabeglik devrinde zirâat her tarafa yayıldı ve özellikle meyvecilik çok gelişti. Zengîlerin sağladıkları emniyet sayesinde ticarî faaliyetler arttı. Musul, Ortadoğu ite Yakındoğu arasında büyük bir ticâret merkezi hâline geldi.

Zengîler, Selçuklularda olduğu gibi, edebiyatın gelişmesine yardımcı oldular. Ahmed bin Münir el-Kayserânî, Müslim bin Hazirve Haysa Bahsa bu devirde yetişen belli başlı şâirlerdendir. Bu dönemde yetişen din âlimleri de çoktur. Bunlardan Türk asıllı Ebû Abdullah Vâsıtî ve fıkıh âlimi Abdullah bin Muhammed en meşhûrlarıdır. Tarihçiler bakımından Zengîlerin dönemi en zengin devrelerden biridir. Meşhûr tarihçilerden el-Azimî, Usâme bin Munkız, İbn-i Şeddâd ve İbn-ül-Esîr bu dönemde yetişmiştir.

Güzel san’atlara önem veren Zengîler, bir kısmı zamanımıza kadar gelen, çok sayıda mîmârî eserler yaptırdılar ve pek çok medrese inşâ ettirdiler. Seyfeddîn Birinci Gazi, Musul’da el-Atika adıyla bilinen medreseyi yaptırdı. Musul’daki Ulu Câmi’ye Seyfeddîn Birinci Gazi başlamış, Nûreddîn Mahmûd da tamamlamıştır. Bu sebeble cami, Câmi-i Nuri adıyle anılmaktadır. Zengî atabegleri içinde îmâr yönünden en çok faaliyet gösteren Nûreddîn Mahmûd bin Zengî’dir. O, Suriye’nin önemli bütün şehirlerinin surlarını tamir ettirdi. Dımaşk’da iç kaleye bir cami yaptırdı. Yeni bir kapı olarak Bâb-ül-Ferec’i açtırdı ve Dâr-ül-Adl denilen bir bina inşâ ettirdi. Haftanın iki gününde kendisi burada dâvalara bakardı. Ayrıca Dâr-ül-Hadîs ile Mâristân, yaptırdığı meşhûr eserler arasındadır. Kendi adına nisbetle Nuriye adında bir medrese de yaptırdı ki, kabri bunun içindedir Diğer Zengî atabegleri devrinde ise, Medreset-ül-İzziyye, Medreset-ül-Nûriyye ve Kâhiriyye adlarıyla bilinen medreseler yaptırıldı. Zengîlerin emirlerinden Mücâhiddîn Kaymaz da, Musul’da cami, tekke, medrese ve köprü gibi bir çok mîmârî eserleri inşâ ettirdi.

ZENGİLER

ZENGİLER

Tahta Geçiş Târihi

İmâdeddîn Zengî bin Aksungur

1127 (H. 521)

Birinci Seyfeddîn Gazi

1146 (H. 541)

Kutbeddîn Mevdûd

1149 (H. 544)

İkinci Seyfeddîn Gazi

1169 (H. 564)

Birinci İzzeddîn Mes’ûd

1176 (H. 572)

Birinci Nûreddîn Arslanşâh

1193 (H. 589)

İkinci İzzeddîn Mes’ûd

1211 (H. 607)

İkinci Nûreddîn Arslanşâh

1218(H. 615)

Nâsıreddîn Mahmûd

1219 (H. 616)

Yönetimin Bedreddîn Lü’lü

tarafından ele geçirilmesi

1211 (H. 619)

 

Haleb’de

Nûreddîn Mahmûd bin Zengî

1146 (H. 541)

Nûreddîn İsmail

1174(H. 569)

Musul kolu ile birleşmesi

1181 (H. 577)