Bu durum açıklık kazandığına göre, mucizelerin
iki türü olduğunu söyleyebiliriz.
Birinci
tür, meydana geldiği nakil yoluyla yaygınlık ve şöhret kazanan fakat Peygamber (sallallahü
aleyhi ve sellem)'ın vefatı ile çağı biten mucizeler.
İkincisi
meydana geldiğine
ve doğru
olduğuna
dair haberlerin tevatüren bize kadar geldiği, subüt ve vücuduna dair yaygın bir şekilde haberlerin bize ulaştığı, bunları işitenin
kesin bir şekilde
bunlara dair bilgi sahibi olduğu
mucizeler. Bunlar için aranan şart,
nakleden kimselerin sayıca pek çok ve kalabalık olmaları ayrıca naklettikleri şeyin kesin bir bilgi ifade ettiğini de bilmeleri, başta sonda ve ortada nakledenlerin sayı
çokluğunun
değişmemesi gerekir. Öyle ki, bunların yalan söylemek üzere birbirleyiyle anlaşmış olmalarına imkan görülmemelidir. Kur'ân-ı Kerim'in nakledilme niteliği işte budur. Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın varlığına dair nakil budur. Çünkü ümmet -Allah bu ümmetten razı olsun- hala Kur'ân-ı
Kerim'i kuşaktan
kuşağa nakledegelmektedir. Geçmiştekiler de kendilerinden öncekilerden öylece nakledip durdular ve bu, geriye
doğru
varlığı
kesin olarak bilinen, doğruluğu da mucizevî delillerle sabit olan yüce Peygamber'e ulaşıncaya
kadar böylece
sürüp gitmektedir. Rasûlullah (sallallahü
aleyhi ve sellem) da bunu Hazret-i Cebrail'den, o da aziz ve celil olan
Rabbimizden almıştır.
Kur'ân-ı Kerim'i, asıl itibariyle ona birşey eklemekten ve eksiltmekten korunmuş masum iki elçi nakletmiştir. Bize de onlardan sonra naklettiklerinde ve işittiklerinde yalan söylemelerini kabul etmeye imkan
bulunmayan tevatür ehli insanlar nakletmişlerdir. Bunun imkansız olması, nakledenlerin çokluğundan dolayıdır. İşte bundan dolayı bizler de Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in varlığına,
Kur'ân-ı Kerim'in onun tarafından açıklanıp benzerinin meydana getirilmesi için
meydan okunduğuna,
bize kadar yapılan nakillerde doğru söylediklerine dair kesin bilgimiz de
husule gelmiştir.
Dünya ilimlerinde bunun bir
benzeri olarak insanın kendisine varolduğu belirtilen ülkeler ile
ilgili naklini örnek
gösterebiliriz. Basra'nın, Şam'ın, Irak'ın, Horasan'ın,
Mekke'nin, Medine'nin varolduğuna
dair haberler bu türdendir. Pek çok
durumu açıkça ortaya koyan ve mütevatir diye bilinen haberler de böyledir. Buna göre
Kur'ân-ı Kerim bizim peygamberimizin,
ondan sonra Kıyamete kadar baki kalacak ebedi mûcizesidir. Diğer bütün peygamberlerin
mucizesi ise o peygamberin hayatının
sona ermesiyle yahut o mucizelerde değişikliklerin yapılması ile sona ermiştir. Tevrat ve İncil
gibi.