TEFSİR |
||
3 Allah'ın Kitabı'nı Okuma Şekli, ve Görüş Ayrılıkları, Okumanın mekruh, haram olma şekilleri ve bununla ilgili ayrılıklar |
||
Buhari'nin
rivayetine göre
Katade şöyle
demiş:
Ben Enes'e
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın Kur'ân
okuyuşunun nasıl olduğunu sorduğumda bana
şöyle dedi: O
"bismillahirrahmanirrahim"i okuduğunda "bismillâh"ı "er-rahmân"ı ve "er-ra-hîm"i
iyice uzatırdı."[179] [30]
Tirmizi, Ümmü
Seleme'nin şöyle
dediğini
rivayet etmektedir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) kesik kesik okur ve:
"Elhamdülillahi Rabbil âlemin (âlemlerin Rabbi
Allah'a hamdolsun)" der sonra durur, "er-rahmânirrahîm" der,
sonra durur. Hazret-i
Peygamber
(mâliki yerine): "meliki yevmiddin" diye
okurdu. Tirmizi: Bu ga-rib bir hadistir demiştir.
Ebu Davud da buna yakın ifadelerle
hadisi rivayet etmiştir.[180] [31]
Peygamber
(sa)'ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: "İnsanlar arasında en güzel
sesli kişi, Kur'ân'ı okuduğu zaman
yüce Allah'tan korktuğunu
gördüğün kimsedir."[181] [32]
Ziyad en-Numeyri'den rivayete göre o, beraberindeki Kur'ân
okuyucuları ile birlikte Enes b. Malik'in yanına varmış. Kurrâlardan birisine: Oku,
denilmiş, o da sesini yükselterek neş'elendirici bir üslupla
okumuş. Okuyucunun sesi de ince
idi. Bunun üzerine Enes,
yüzünü açtı -yüzü üzerinde siyah bir bez parçası
(peçe) bulundururdu- dedi ki: Ey filan,
onlar (ashab) böyle
yapmıyorlardı. Enes, hoşuna
gitmeyen birşeyi
gördü mü yüzü
üzerindeki bezi açardı.
Kays b. Ubad'ın şöyle dediği
rivayet edilmektedir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem.) zikir
(Kur'ân okuma) esnasında sesi
yükseltmeyi hoş görmezlerdi.
Kur'ân okurken sesin
yükseltilmesini mekruh gördükleri rivayet
edilenlerin bir kısmı: Said b. el-Müseyyeb, Said b. Cübeyr, el-Kasım b.
Muhammed, el-Hasen,
İbn
Şîrîn,
en-Nehaî ve başkaları...
Yine bunu mekruh görenler
arasında Malik b. Enes ve Ahmed b. Hanbel de vardır. Bunların tümü,
Kur'ân okurken sesi yükseltmeyi ve neşelendirecek
bir
şekilde nağmeli okumayı mekruh kabul etmişlerdir. Said b. el-Müseyyeb'den rivayet edildiğine göre o,
bir seferinde cemaate namaz kıldıran
Ömer
b. Abdülaziz'in kıraatte nağme
yaptığını işitince
ona haber gönderip
şunları
söyledi:
Allah seni ıslah etsin.
İmamlar
bu
şekilde okumazlar. Bundan böyle
Ömer b.
Abdülaziz nağmeli bir
şekilde
okumaya son
verdi.
el-Kasım b. Muhammed'in şöyle dediği
rivayet edilmektedir: Bir kişi
Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın Mescidinde Kur'ân okudu ve nağme yaptı. el-Kasım buna tepki göstererek
şunları
söyledi: Aziz ve celil olan
Allah
şöyle
buyurmaktadır: "Şüphesiz
O, aziz bir kitaptır. Önünden de arkasından da
batıl ona hiçbir surette erişemez"
(Fussilet, 41/41-42).
İmam Malik'ten rivayet edildiğine göre; ona
namazda Kur'ân okurken sesi yükseltmeye dair soru sorulmuş, o da bunu oldukça çirkin gördüğünü
belirterek tepki göstermiş, Kur'ân okurken sesin yükseltilmesinden hoşlanmadığını
belirtmiştir.
İbnu'l-Kasım'ın
ondan rivayetine göre,
namazda nağme yapma hakkında
İmam Malik'e soru sorulmuş,
o: Hoşuma gitmez, demiş
ve
şunları eklemiştir:
Bu
şekilde okuyuş
karşılığında
birkaç dirhem alsınlar diye Kur'ân'ı şarkı
gibi okuyorlar.
Bazı kimseler de Kur'ân'ı yüksek sesle okumayı ve hoşa gidecek
şekilde
nağmeli tilaveti caiz görmüşlerdir.
Çünkü okuyucu Kur'ân okurken sesini güzelleştirecek olursa, ruhları daha çok etkiler, kalpler onu daha
çok dinler. Buna da Hazret-i
Peygamber'in: "Seslerinizle Kur'ân'ı süsleyiniz" şeklindeki âyetini delil gösterirler. Bunu Hazret-i
Peygamber'den el-Bera' b.
Âzib rivayet etmiştir.
Hadis Ebu Davud ve Nesei tarafından
tahrîc edilmiştir."[182] [33]
Hazret-i
Peygamber'in
şu âyetini da delil gösterirler:
"Kur'ân ile teganni etmeyen (güzel sesle tecvid üzere okumayan) bizden
değildir." Bunu da Müslim rivayet etmiştir.[183] [34]
Gösterdikleri
deliller arasında Ebû Mûsâ (el-Eş'arî)'nin
Hazret-i
Peygamber'e söylediği
şu sözler de
yer almaktadır: Benim Kur'ân okuyuşumu
dinlediğini bilseydim, ben onu alabildiğine güzel okurdum.[184] [35]
Yine Abdullah b. el-Muğaffel'in
şu sözünü de
delil gösterirler:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) Mekke'nin fethedildiği sene geceleyin bir yolculuğunda devesi üzerinde Feth sûresini kıraatinde terci'
yaparak
(sesini yükseltip alçaltarak)
okumuştur.[185] [36]
Bu görüşü kabul
edenler arasında Ebu Hanife ve arkadaşları,
Şafii,
İbnü'l-Mübarek, en-Nadr b.
Şumeyl de vardır. Ebu Cafer et-Taberi ile Ebu'l-Hasan b.
Battal'ın kadı Ebu Bekr b. el-Arabî'nin ve başkalarının da tercih ettiği görüş budur.
Derim ki:
Birinci görüş,
zikrettiğimiz deliller ve ileride gelecek hususlar dolayısıyla daha
sahihtir.
İkinci görüşün
savunucuları tarafından ileri sürülen birinci hadis, zahiri anlamı üzere
alınmamalıdır. Bu hadis, maklûb türünden ifadeler kapsamına girer. Yani: "Seslerinizi Kur'ân
ile süsleyiniz" demektir. el-Hattabi der ki: Hadis imamlarından birden
çok kişi: "Kur'ân ile seslerinizi
süsleyiniz"
şeklinde
açıklamış ve bu hadis "maklup" türüne girer demişlerdir. Nitekim Araplar:
"Ben deveyi havuza arzettim (götürdüm)"
diyeceklerine: Havuzu deveye arzettim, derler. el-Hattabi der ki: Bunu
Ma'mer Mansur'dan, o da Talha'dan rivayet etmiştir.
Ve bu rivayetinde
önce
Kur'ân'ı zikredeceklerine sesleri zikretmiştir.
Yani hadisi: "Seslerinizi Kur'ân ile süsleyiniz" anlamında rivayet etmiştir. Doğrusu da budur.
el-Hattabi der ki: Talha b. Abdurrahman b. Avsece'nin
el-Bera'dan rivayetine göre
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem): "Seslerinizle Kur'ân'ı süsleyiniz"
diye buyurmuştur. Yani onu okumak alışkanlığını
edinin, sesleriniz onunla meşgul
olsun, onu bir parola ve bir süs edinin demektir. Bunun Kur'ân okumaya
ve bununla çokça uğraşmaya
bir teşvik demek olduğu
da söylenmiştir.
Ebu Hureyre'den
şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı
şöyle buyururken
dinledim: "Kur'ân ile seslerinizi süsleyiniz."[186] [37]
Hazret-i Ömer'in de.- "Kur'ân ile seslerinizi güzelleştiriniz" dediği
rivayet edilmektedir.
Derim ki:
İşte Hazret-i
Peygamber'in: "Kur'ân-ı Kerim ile teganni
etmeyen (güzel sesle tecvid üzere okumayan) bizden değildir" hadisinin de ifade ettiği anlam budur. Kur'ân ile sesini güzelleştirmeyen bizden değildir,
demektir. Abdullah b. Ebi Müleyke de hadisi böylece açıklamıştır.
Abdülcebbar
İbnü'1-Verd dedi ki:
İbn Ebi Müleyke'yi
Şöyle
derken dinledim: Abdullah b. Ebi Yezid dedi ki: Ebu Lübabe
yanımızdan geçti, biz de evine girinceye kadar arkasından yürüdük. Dış görünüşü pek de iyi değildi.
Onun
şöyle dediğini işittim:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı
şöyle
buyururken dinledim: "Kur'ân'ı okurken teganni etmeyen (güzel sesle
tecvid üzere okumayan) bizden değildir."
(Abdülcebbar) der ki: Ben
İbn Ebi Müleyke'ye
şöyle
dedim: Muhammed'in babası,
şayet
okuyanın sesi güzel değil ise ne yapmalıdır dersin?
İbn Ebi Müleyke dedi ki: Gücü yettiği kadar onu güzelleştirir.
Bu hadisi Ebu Davud zikretmiştir.[187] [38]
Yine Ebu Musa el-Eş'ari'nin
Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem)'e söylediği
şu söz de böyle
açıklanmalıdır: Eğer
senin benim okuyuşumu dinlediğini bilseydim, Kur'ân okurken sesimi güzelleştirir, süsler ve tertîl ile okurdum.
İşte bu
Ebu Musa'nın fıtri olan ses güzelliğine
rağmen Kur'ân-ı Kerim'i hızlıca okuduğunu göstermektedir.
Şayet
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem)'ın kendisini dinlemekte olduğunu
bilseydi, kıraatini uzatır ve ağır ağır (tertîl ile) okurdu.
Tıpkı
Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın
huzurunda okuduğu gibi. Bu da Kur'ân okurken sesinin güzelliğini artırırdı. Yoksa
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)'ın:
"Kur'ân seslerle veya başka
şeylerle güzelleştirilir"
anlamına gelecek bir söz söylediğini
ileri sürmekten Allah'a
sığınmak gerekir. Her kim böyle bir açıklama getirirse o kesinlikle Kur'ân'ın onun
güzelleştirecek, süsleyecek birisine
ihtiyacı olduğunu ifade etmiş olacağından,
büyük bir iddiada bulunmuş olur.
Halbuki Kur'ânı Kerim nurdur, ışıktır.
Kur'ân, güzelliğine bürünen, onun ışığı ile
aydınlanan kimse için en üstün ve
yüce süstür.
Şöyle bir
açıklama da yapılmıştır: Süsleme emrinin anlamı,
okuma
şekillerini elde edip seslerimizle onları süslemek ve
ölçülü bir
şekilde
okumak demektir. Yani "Kur'ân okuyuşunu
seslerinizle güzelleştiriniz"
anlamına gelir. O vakit (hadiste geçen):
"Kur'ân" kelimesi Kur'ân okumak, kıraat anlamına gelir. Nitekim
yüce Allah'ın: "Ve sabah vaktinin Kur'ân'ı"
(el-İsrâ, 17/78) buyruğuyla sabah vakti Kur'ân okumak kastedilmiştir. Yine: "O halde Biz onu
(Cebrail aracılığıyla) okuduğumuz
vakit sen onun Kur'ân'ına uy!" (el-Kıyame.
75/18) âyetindeki "Kur'ân" kelimesi de
Kur'ân'ın okunması anlamındadır.
Müslim'in Sahih'inde Abdullah b. Amr'dan şöyle dediği
rivayet edilmektedir: "Gerçek
şu ki,
denizde Süleyman (aleyhisselâm)'ın
zincire vurduğu ve tutuklanmış
olarak alıkonulan
şeytanlar vardır. Bunların
çıkıp insanlara karşı bir Kur'ân
(yani okuyacak birşey)
okumaları zamanı yakındır."[188] [39]
Şair
Hazret-i Osman hakkında da
şunları
söyler:
"Kurban ettiler o saçları ağarmış ve
(alnında) secdenin izlerini taşıyanı
Geceyi kimi zaman teşbih (namaz) ile kimi zaman
Kur'ân okuyarak geçireni."
Bu açıklamaya göre
hadis'e belirtilen manayı vermek doğru
olur. Ancak tilavet demek olan Kur'ân okumayı -ilerde açıklayacağımız üzere- sınırlarından dışarıya çıkartacak olursak bu men edilmiştir.
Zayıf bir görüş olarak
şöyle
de
denilmiştir: Kur'ân ile teganni etmenin anlamı ihtiyaç duymanın ve
fakirliğin zıddı olan zengin olmak
duygusu anlamına gelen "istiğna"dan
türetilmiştir.
(Şarkı anlamına gelen "ğina"dan türetilmemiştir.)
Nitekim ihtiyaç duymadı anlamında “Teğeneyte
ve teğaneyte”
denilir, es-Sihhah'da şöyle
denilmektedir: “Teğna’r-Racul”
muhtaç olmamak, Allah
tarafından ihtiyacının giderilmesi anlamındadır.ise birinin
ötekine muhtaç olmaması anlamındadır. Nitekim Temimli el-Muğiıe b. Habnâ
şöyle demiştir:
"Her ikimizin de hayat boyunca kardeşine ihtiyacı yoktur
Öldük mü
de bu ihtiyaçsızlığımız daha da artacaktır."
Süfyan b. Uyeyne ile Veki' b. el-Cerrâh da bu açıklamayı
kabul etmişlerdir. Böyle bir açıklamayı Süfyan, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan da
rivayet etmektedir.
Yine Süfyan'dan bir başka açıklama
şekli
de rivayet edilmektedir. Bu
şekli de
İshak b. Raheveyh zikreder. Yani Kur'ân sayesinde onun dışında kalan sözlere
ihtiyaç duymaz. Nitekim Muhammed b.
İsmail
el-Buhârî de bu açıklamayı benimsemiştir.
Çünkü bu açıklamayı naklettiği[189] [40]
Bab başlığının
akabinde yüce Allah'ın
şu âyetini zikretmektedir: "Onlara karşı okunup duran ve bizim sana indirdiğimiz kitap onlara yetmedi mi?"
(el-Ankebut, 29/51)
Burada Kur'ân-ı Kerim sayesinde başka sözlere
ihtiyaç duymamaktan kasıt, geçmiş
ümmetlerin haberlerine dair bilgilere muhtaç olmamaktır. Tefsir alimleri
bunu bu
şekilde açıklar.
Kur'ân'ı teganni ile okumanın anlamının, onunla hüzünlenip
kederlenmek demek olduğu
da söylenmiştir.
Yani Kur'ân okuyan kimsenin üzerinde Kur'ân tilaveti
esnasında sevincin zıddı olan hüzün ve kederin etkileri görülür,
demektir. Burda teganni ise zengin olmak, ihtiyaç duymamak anlamına
gelen kökünden gelmemektedir.
Çünkü bu kökten
türemiş olsaydı o vakit
Hazret-i
Peygamber'in demesi, ifadesini kullanmaması
gerekirdi. Bu görüşü
İmam Ebu Muhammed
İbn
Hibban el-Büsti'nin de yer aldığı bir
grup ilim adamı kabul etmiştir.
Görüşlerine delil olarak Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şihhîr'in
babasından yaptığı
şu rivayeti gösterirler:
"Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı namaz
kılarken gördüm.
Göğsünden ağlamaktan
dolayı tencerenin kaynarken çıkardığı
uğultu gibi bir ses duydum."[190] [41]
Bu görüşü savunanlar derler ki: Bu haber, sözü geçen hadis ile kederlenmenin kastedildiğine dair açık bir ifade taşımaktadır. Ayrıca bu görüşlerine
hadis imamlarının
rivayet ettiği
Abdullah b. Mes'ud'dan gelen
şu
hadisi de destekleyici delil olarak göstermişlerdir.
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem) ona: "Bana Kur'ân oku" dedi. (Abdullah b. Mes'ud der ki): Ona
Nisa sûresini okumaya başladım.
Nihayet yüce Allah'ın: "Her
ümmetten
(peygamberlerini)
birer şahit,
bunların üzerine de seni
şahit
kıldığımız zaman halleri nice olur"
(en-Ni-sâ, 4/41) âyetine vardığımda Hazret-i
Peygamber'e baktım, gözlerinden yaş
aktığını gördüm.[191] [42]
Şimdiye
kadar dört ayrı açıklama
şeklini
sıralamış olduk.
Bütün bunlar arasında nağmeli bir
şekilde sesi alçaltıp yükselterek Kur'ân okunacağına dair ifadeler taşıyan bir açıklama yoktur.
Ebu Said b. el-A'râbî,
Peygamber Efendimizin: "Kur'ân ile teganni etmeyen bizden değildir" hadisiyle ilgili olarak
şunları söylemektedir:
"Araplar, çoğu konuşmalarında
şarkı
ve nağmeye düşkün
kimseler idiler. Kur'ân-ı Kerim nazil olunca
şarkı yerine nağmeli
okuyacakları, alışageldikleri
şekilde seslendirecekleri sözün Kur'ân olmasını arzuladılar.
İşte bundan dolayı
Peygamber: "Kur'ân ile teganni etmeyen
(güzel sesle tecvid üzere okumayan)
bizden değildir"
diye buyurmuştur.
Beşinci
açıklama
şekli: Bu, hadisi nağmeli
okuyuşa ve neşelendirecek
şekilde
seslendirmeye delil getirenlerin açıklama
şeklidir.
Ömer
b.
Şebbe anlatıyor: Ben, Ebu
Âsim en-Nebil'e,
İbn
Uyeyne'nin
Hazret-i
Peygamber'in: "teganni etmeyen" şeklindeki
sözünü yani onunla başkasına
ihtiyaç duymamak anlamına yorumladığını
sözkonusu ettiğimde,
şunları söyledi:
İbn Uyeyne bu açıklaması ile sözedilmeye değer
bir iş yapmış
değildir.
İmam
Şafii'ye de bu yorumu hakkında soru sorulunca şöyle demiş:
Biz bunu daha iyi biliriz. Eğer
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)
ihtiyaç duymamak anlamına gelen istiğnayı
kastetmiş olsaydı: Kim istiğna duymazsa.....derdi. O böyle demeyip "teganni etmek" tabirini kullandığına göre,
onun teganniyi
kastetmiş olduğunu
bilmiş olduk. Taberî der ki: Bizim bildiğimize göre
Arap dilinde teganni sesi nağmelejıdirmek
suretiyle güzel ses çıkarmak demek olan gınadır
(yani
şarkı söylemektir.)
Şair
şöyle
demiştir:
"Şiir
söyledin mi nağmeli
söyle
Çünkü bu
şiiri nağmeli
söylemek bir yarıştır."
Teganni'nin istiğna
anlamına geldiğini iddia eden bir kimse
şunu bilmeli ki, Arap dilinde ve
şiirlerinde bu anlamda kullanılmış değildir.
İlim ehlinden de bunun bu anlama geldiğini söyleyen
bir kimsenin olduğunu bilmiyoruz.
el-A'şâ'nın:
"Ben bir zamanlar Irak'ta uzun süre ikamet etmiş ve
ikametim süresince de iffetini korumuş bir kişiydim"
Sözünü
delil gösterip burada "istiğna"yı kastettiğini
ileri süren kimse yanlış bir
iddiada bulunmaktadır.
Çünkü
el-A'şâ burada "ikamet yeri"ni kastetmiştir. Nitekim Araplar bir kişi hakkında "filan yerde ikamet etti" demek isterken işte bu kelimeyi kullanırlar.
Yüce Allah'ın: "Orada ikamet
etmemişler gibi oldular" (el-A'raf,
7/92) âyeti da bu türdendir. Bu görüşü ileri süren kimselerin şairin:
"
"Ve biz öldüğümüzde birbirimize ihtiyaçsızlığımız daha da artacaktır" Sözlerini delil göstermesi
ise bir yanılmadır.
Çünkü
burada geçen "et-Teğânî" kökü her biri diğerine
ihtiyaç duymayan iki kişi
bakında kullanılan "tefâul" veznindedir. Mesela, vuruşan iki kişi
hakkında "İki adam
vuruştu" denilir.
İki
kişinin ortaklaşa
yaptığı bir fiil hakkında bunu söyleyen bir kimsenin aynı
şeyi tek kişi
hakkında söylemesi yerinde olmaz.
Dolayısıyla demek doğru olmaz. Aynı
şekilde istiğna
anlamında
da (teganniden) demek de doğru olmaz.
Derim ki:
Taberi'nin "tegannînin istiğna
anlamında kullanıldığı Arap dilinde rastlanılmış bir
şey değildir"
şeklindeki
iddiası yerinde değildir.
Çünkü
önceden
de belirttiğimiz gibi el-Cevheri, bunu
bu manada zikrettiği gibi el-Herevî de bu
anlamda zikretmiştir. Taberi'nin: "Fâale kipi
karşılıklı olarak iki kişinin yaptığı
iş hakkında kullanılır"
şeklindeki ifadesine gelince, bu kip birçok yerde tek bir
kimsenin yaptığı iş hakkında da kullanılır.
İbn
Ömer'in:
" Ve o günlerde ben ergenlik yaşıma
yaklaşmış bir
genç idim"[192] [43]
şeklindeki sözleri
bu türdendir. Araplar bu kipi kullanarak: " Ayakkabıyı çekiçle dövdüm, hırsızı cezalandırdım, hastayı tedavi ettim"
dedikleri de çok olur.
O
takdirde burada "teğânî"
kipi de bu türden kabul edilmelidir. Hazret-i
Peygamber'in "teğânnî etmeyen" ifadesi hem
şarkı söylemek
hem de istiğna göstermek anlamlarına gelmesi muhtemel olduğuna göre,
bu iki anlamdan birisini esas alarak yorumlamanın tercihe değer bir tarafı yok demektir. Hatta eğer bizim yapacak başka bir yorumumuz yoksa bunun "istiğna" anlamına yorumlanması daha uygundur.
Çünkü böyle
bir açıklama
şekli
Süfyan'ın da belirtmiş
olduğu gibi büyük bir sahabiden rivayet edilmiştir.
İbn
Vehb, Süfyan hakkında
şöyle
demektedir: "Ben hadislerin te'vili hususunda Süfyan b. Uyeyne'den daha bilgili kimse görmedim". Bilindiği gibi O (İbn Vehb),
İmam
Şafii ile görüşmüş
ve onunla çağdaş bir kimsedir.
Altıncı yorum: Bu da Müslim'in Sahih'inde yer alan
fazlalık esas alınarak yapılan yorumdur. Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre
o,
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı
şöyle
buyururken dinlemiş:
"Allah, sesi güzel
bir
peygamberin açıkça ve
te-ganni ile Kur'ân okumasını sevdiği
kadar birşeyi sevmiş değildir."[193] [44]
Taberi der ki: Eğer
İbn
Uyeyne'nin dediği
gibi
olsaydı, burada hem güzel sesin hem de açıktan okunmasının sözkonusu edilmesinin bir anlamı olmazdı.
Buna karşılık
biz de
şöyle deriz: "Açıktan
okuması" ifadesinin
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem)'ın sözü olması muhtemel olduğu gibi, Ebu Hureyre'ye veya bir başkasına ait bir söz olması ihtimali de vardır. Eğer birinci ihtimal sözkonusu ise -ki bu uzak bir ihtimaldir- bu ifade Kur'ân
okurken dinleyenleri neşelendirmemek
ve nağmeli okumamak gerektiğine bir delildir.
Çünkü Hazret-i
Peygamber: "Onu nağmeli okurdu" demeyip bunun
yerine "açıktan okurdu" ifadesini kullanmıştır. Yani, okurken hem kendisine sesini işittiriyor, hem de yanında bulunanlara. Buna delil de
Hazret-i
Peygamber'in tehlil getirirken sesini yükselttiğini
duyduğu kimseye söylediği
şu sözlerdir-.
"Ey insanlar, kendinize acıyınız. Dua ettiğiniz kişi,
sağır da değildir,
hazır olmayan bir gaip de değildir...."[194] [45]
Bu hadis tamamı ile ileride gelecektir.
Şayet
bu fazlalık bir sahabi tarafından veya bir başka ravi tarafından eklenmiş ise, ileri sürdükleri gibi burda
kendilerinin lehine bir delil yoktur. Böyle bir te'vili mezhebimizin ilim adamlarından birisi
tercih ederek
şöyle
demiştir: Bu daha uygundur.
Araplar, sesini yükselten ve bunu arka arkaya sürdüren kimse hakkında
"gani" tabirini kullanırlar. Onun bu işi için de "ğinâ" lâfzını kullanırlar.
İsterse
şarkı
nağmeleri gibi nağmeli söylemesin.
Ayrıca i-lim adamımız
şunları
da söyler:
İşte sahabi bu anlamda hadisi yorumlamıştır. Söylenen
sözü daha iyi bilen,
maksadını daha iyi kavrayan elbette ki odur.
Ebu'l-Hasen b. Battal, Şafii mezhebinin lehine delil getirerek
şunu da söyler:
Bu konuda mes'eledeki kapalılığı
İbn Ebi
Şeybe
tarafından yapılan
şu
rivayet ortadan kaldırmaktadır.
İbn
Ebi
Şeybe der ki: Bize Zeyd b.
el-Hubâb anlattı, dedi ki: Bize Musa b. Ali b. Rebah babasından, o Ukbe b. Âmir'den rivayetle dedi ki:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)
şöyle buyurdu: "Kur'ân'ı
öğreniniz ve onunla teganni ediniz ve yazınız. Nefsim
elinde olana yemin ederim, onun (hafızalardan)
ayrılıp gitmesi iki yaşına
basmış devenin yularından kaçıp
kurtulmasından daha çabuktur."[195] [46]
Bizim (Mâliki
mezhebimize mensub) ilim adamlarımız şöyle
derler: Bu hadis-i
şerifin
senedi eğer sahih ise, Kur'ân-ı
Kerim'i bize bütün hocalardan nesilden nesile o
şerefli çağa
ve
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'a kadar tevatür yoluyla
ulaşan ve
şekli
kafi olarak bilinen kıraat
şekli
reddetmektedir. Bize tevatür yoluyla gelen bu kıraatte, ne nağme sözkonusudur
ne de başkalarını neşelendirerek okumak sözkonusudur. Bununla birlikte harflerin mahreçlerinden
çıkartılmasında, uzatılmasında, idğam
ve izhar yapılmasında ve benzeri kıraat
şekillerinde
işi oldukça ileriye götürenlerin çokluğuna rağmen,
böylesine rastlanılmamıştır. Diğer
taraftan nağmeli ve neşelendirecek
şekilde
okumakta hemzeli olmayan bir harfi hemzeli imiş gibi okumak, med olmayan yeri medli okumak da sözkonusudur. Bunun sonucunda tek bir elif birkaç elif,
tek bir vav birkaç vav, tek bir harf ise birden çok harfe dönüşür.
Bu da Kur'ân-ı Kerim'de bir fazlalığa
sebebiyet verir. Bu ise men edilmiştir.
Bu
şekilde okuyanlar
eğer, hemze üzerinde durak yapacak olurlarsa bu sefer
birkaç hemze çıkartırlar.
Üzerinde
durulan türden hemzeler de varsa o sadece bir tanedir. Birden çok hemze
değildir. Ve bu hemze ya mebni olur, ya maksur olur.
Denilse ki: Abdullah b. Muğaffel'in
şöyle dediği
rivayet edilmiştir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) bir gece yolculuğunda devesi üzerinde iken Feth sûresini okudu.
Kıraatinde terci' yaptı.[196] [47]
Bunu Buhari zikretmiş ve
yaptığı bu terci'in niteliği ile ilgili olarak üç defa
(hemzeleri uzatarak) â, â, â demiştir.[197] [48]
Biz bununla ilgili olarak şunu söyleriz:
Bu Hazret-i
Peygamber'in med yapılan yerde bunu iyice med yaptığı
şeklinde anlaşılmalıdır.
Ayrıca sırtında yol aldığı
devenin onu sarsması halinde çıkarttığı
sesin anlatılması olma ihtimali de vardır. Nitekim
sesini yükselten kimse eğer
binek üzerinde ise bineğinin sarsmasının, sesinin
basıncında ve kesik kesik çıkmasında etki ettiği görülen
bir
şeydir. Böyle bir ihtimal sözkonusu olduğuna
göre bunu delil göstermek mümkün değildir.
Hadis hafızı Ebu Muhammed Abdülgani b. Said, Katade'nin
Abdurrahman b. Ebu Bekir'den, onun da babasından rivayetine göre, Ebu Bekir(radıyallahü
anh.)
şöyle
demiştir: "Rasûlullah
(sa.)'ın kıraatinde terci'siz
(nağmesiz) med vardı."
İbn
Cüreyc de Ata'dan, o
İbn Abbas'tan şöyle
dediğini rivayet etmektedir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ın nağme
yapıp neş'elendiren bir müezzini
vardı.
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)
şöyle
buyurdu: "Gerçek
şu
ki ezan düz kolay ve pürüzsüzdür. Eğer
senin ezanın da düz kolay ve pürüzsüz olacak ise oku, değilse okuma." Bunu Darakutnî, Sünen'inde rivayet eder.[198] [49]
Peygamber
(sallallahü aleyhi ve sellem) ezanda nağmeyi
yasakladığına göre yüce Allah'ın
koruması altında olan Kur'ân-ı Kerim'de nağme yapmayı caiz görmemesi daha uygundur.
Çünkü
yüce Rabbimiz hak sözünde
şöyle
buyurmaktadır: "Muhakkak Zikri (Kur'ân'ı) Bizler indirdik ve
onu koruyacak olanlar da Bizleriz."
(el-Hicr, 15/9);
"Önünden de arkasından da batıl ona erişemez. O, Hakim ve Hamid tarafından indirilmiştir." (Fussilet, 41/42).
Şunu
belirtelim ki bu görüş ayrılıkları sesi yükseltip
alçaltmak ve çokça nağme yapmak ile Kur'ân'ın
anlamının anlaşılmaması hali ile ilgilidir.
Eğer iş daha
da ileriye götürülecek ve Kur'ân'ın anlamının anlaşılması bütünüyle engellenecek olursa, bu ittifakla
haramdır. Hükümdarların
önünde
ve cenazeler
arkasında Kur'ân okuyan Mısır'daki okuyucuların yaptığı budur. Onlar bu
şekilde
okumanın karşılığında hediyeler ve ücret alırlar. Fakat bu işleri sapıkçadır. Bu amelleri boşunadır. Onlar bu
şekilde
Kur'ân okuyarak Allah'ın
Kitabı'nı değiştirmeyi helal görüyorlar.
Allah'ın indirdiği kitabında bulunmayan
şeyleri ilave etmek suretiyle
Allah'a karşı
cür'etkarca hareket etmeyi
önemsemiyorlar.
Bu onların dinlerini bilmediklerinden,
peygamberlerinin Sünnetlerinin dışına
çıkmalarından ve Kur'ân okumakta kendilerinden daha önce
geçmiş bulunan salih kimselerin izledikleri yolun dışına çıkmalarından dolayı böyle olmaktadır. Onlar bu davranışlarıyla
şeytanın
kendilerine süslü ve güzel gösterdiği amellerine yöneliyorlar.
Bu işi yapınca iyi bir iş yaptıklarını zannediyorlar.
Hakikatte ise onlar sapıklıklarında dönüp
duruyorlar. Allah'ın
Kitabı ile oynuyorlar.
İnna lillah ve inna ileyhi râciûn. Fakat doğru sözlü
yüce
Peygamber, bunun gerçekleşeceğini de
haber vermiştir. Nitekim
Hazret-i
Peygamber'in haber verdiği gibi olmuştur.
İmam
Hafız Ebu'l-Huseyn Rezin ile Ebu Abdullah et-Tirmizi el-Hakim
Nevâdiru'l-Usul adlı hadis kitabında Hazret-i Huzeyfe'den
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)'nın
şöyle buyurduğunu
zikretmektedir: "Kur'ân'ı Arapların nağme ve sesleriyle okuyunuz. Sakın aşıkların[199] [50]
nağmeleriyle ve iki kitap ehlinin
(Yahide ve Hristiyanların) nağmeleriyle
okumayınız. Benden sonra
şarkı ve
ağıt yakar gibi Kur'ân'ı nağmeli okuyacak kimseler gelecektir. Kur'ân onların
hançerlerinden aşağıya inmez. Kalpleri fitneye garkolmuştur. Bu okuyuşlarından
hoşlananların kalpleri de onlarınki gibidir. "[200] [51]
İlim
adamlarımız der ki: Vaizlerin
önlerinde
ve toplantılarda günümüz Kur'ân okuyucularının Kur'ân okudukları vakit,
Arap olmayanların nağmeleri
ile Kur'ân okumalarının
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)'ın yasakladığı
şekil
olma ihtimali çok yüksektir. Kıraatte terci'
(tekrarlamak ve nağme
yapmak.) hıristiyanların okuyuşu gibi harfleri tekrarlayıp durmaktır. Tertil ise ağır ağır
okumak, harfleri ve harekeleri açık seçik bir
şekilde
çıkarmaktır. Kur'ân okuyuşunda istenen budur. Yüce
Allah şöyle
buyurmuştur: "Ve Kur'ân'ı tertil ile (tane tane, ağır ağır) oku." (el-Müzemmil, 73/4.)
Umm Seleme'ye Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın namazda Kur'ân okuyuşuna dair soru soruldu da şöyle dedi: Onun namazından size ne? O namaz kılar, sonra da kıldığı kadar uyur, sonra uyuduğu kadar namaz kılar, sonra namaz kıldığı kadar uyurdu. Ve sabaha kadar bunu böyle yapardı. Böyle dedikten sonra Hazret-i Peygamber'in kıraatinin nasıl olduğunu anlattı. Onun harfleri tane tane açık seçik okumasını nitelendirdi.[201] [52] Bunu Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizi de: "Hasen, sahih, garib bir hadistir" demiştir.
-------------------
[179] [30] Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân 29.
[180] [31] Tirmizi, Kıraat 1; Ebû Dâvûd, el-Hurûf ve'l Kıraat hd. no: 4001.
[181] [32] el-Azîzî, es-Sirâcu'l-Munir Şerfıu'l-Câmii's-Sağîr, I, 59'da yakın lâfızlarla ve "hasen" olduğu belirtilerek.
[182] [33] Ebû Dâvûd, Vitr 20; Nesâl, İftitâh 83; İbn Mâceh, İkâme 176.
[183] [34] Buharı, Tevhîd 44; Müslim'de bu lâfız ile hadisi tesbit edemedik. Ancak Kur'ân ile te-ganniyi güzel gören hadisler için bk. Salâtu'l-Müsâfirîn 34; Ebû Dâvûd, Vitr 20.
[184] [35] Hadis kitaplarında tesbit ettiğimiz kadarıyla sadece Hazret-i Peygamber'in Ebû Musa'nın kıraatini beğenerek dinlediği kaydedilmektedir. Bk. Müslim, Müsâfirîn, 234 v.d.; Tirmi-zî, Menâkib 55.
[185] [36] Buhârl, Fedâilu'l-Kur'ân 30; Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 237; Ebû Dâvûd, Vitr 20.
[186] [37] el-Heysemî. Mecmau'z-Zevâid. VIT. 170'te İbn Abbas'tnn.
[187] [38] Ebû Dnvful. \ Mr 20; İKİ. no: 1471.
[188] [39] Müslim, Mukaddime.
[189] [40] Buhâri, Fedâilu'l-Kur'ân 19.
[190] [41] Ebû Dâvûd, Salât 156, 157 ("tencere kaynarken" ifadesi yerine: "değirmenin çıkardığı" şeklinde); Nesâî, Sehv 18.
[191] [42] Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân 33, 35; Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 247, 248 v.s...
[192] [43] Buhârî, tim 18, Salnt 90, Ezan 161; Müslim, Salât 254; Ebû Dâvûd, Salât 112; Müsned, I, 264'de; İbn Ömer'den değil, İbn Abbas'dan.
[193] [44] Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 233, Buhârî Fedailu'l-Kur'ân 19 (yakın ifadelerle).
[194] [45] Buhârî, Deavât 50; Müslim, Zikr 44; Ebû Dâvûd, Vitr 26
[195] [46] Mecmau'z-Zevâid, VII, 169.
[196] [47] Buhârî, Fednilıı'l-Kur'ân 30; Meğâzî 48; Tefsir 48. sûre; Müslim, Salâtu'l-Müsnfirîn 237; Ebû Dâvûd, Vitr 20.
[197] [48] Buhârî, Tevhid 50
[198] [49] Darakutnî, II, 86. Hadisin râvilerinden İshâk b. Ebî Yahya, zayıftır. Aynı yer, Ebû't-Tay-yib Muhammed, et-Ta'lîku'1-Muğnî, II, 86. notundan.
[199] [50] "Âşıklar" diye tercüme ettiğimiz kelime Kurtubi metninde "ehl el-ışk" şeklindedir. Biraz sonra belirtilecek kaynaklarda ise bu kelime "ehl el-fisk" yani "fâsıklar" şeklindedir. Bu daha uygun görünmektedir.
[200] [51] el-Azizi, es-Sırâcu'l-MunîrŞerhu'l-Câmi's-Sağir, I, 256: Mecmau'z-Zevâid, VII, 169.
[201] [52] Ebû Dâvûd, Vitr 20; Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'ân 23