TEFSİR |
||
2 Kur'ân-ı Kerim'in Faziletleri, Kur'ân'a Teşvik, Kur'ân'ı Öğrenen, Okuyan, Dinleyen ve Kur'ân ile Amel Edenin Faziletine Dair |
||
Şunu bil ki bu, oldukça geniş ve kapsamlı bir konudur.
İlim adamları, bu konuda
birçok eser yazmışlardır.
Biz bunlardan Kur'ân'ın faziletini, Kur'ân'ı Allah rızası
için öğrenmeye
talip oldukları ve gereğince
amel ettikleri takdirde
Allah'ın, Kur'ân ehli için neler hazırlamış
olduğunu
gösterecek bazı
hususları zikredeceğiz.
Kur'ân-ı Kerim'in faziletine
dair mü'minin ilk bilmesi gereken husus, bunun alemlerin Rabbi olan
Allah'ın
halkedilmemiş sözü,
eşi ve benzeri
bulunmayanın kelamı, dengi ve benzeri olmayanın sıfatı olduğunu bilmesidir. Kur'ân, aziz ve celil olan
Allah'ın zatının
nurundandır. Kıraati (Kur'ân'ın okunması)
ise, Kur'ân okuyanların sesleri
ve nağmeleridir.
Bu ise, onların bazı ibadetlerde farz olarak ve çoğu vakitlerde de mendûb
olarak yerine getirmekle emr olundukları kendi kesbleri
(kazançları) olan bir iştir.
Cünub olma hallerinde ise, Kur'ân okumaları yasaklanır. Kıraatleri sebebiyle
ecir alırlar, onu terkettikleri için de cezalandırılırlar. Bu, Hak Ehli
müslümanların üzerinde ic-ma ettikleri ve ilgili rivayetlerin açıkça
ifade ettiği bir husustur. Bu
konuda va-rid olmuş
pek çok haber bunu göstermektedir.
Sevap ve ikap (ecir ve mükafat)
ileride de açıklanacağı
üzere ancak kulların kesbi olan fiiller hakkında sözkonusu olur.
Şayet
yüce Allah, bu Kur'ân-ı Kerim'i gereği gibi düşünmek,
ondan ibret almak, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan ve O'na itaat ve ibadet
ile ilgili buyrukları ibretle
düşünmek,
haklarını ve farzlarını gereği
gibi yerine getirmek için kullarının kalplerine bütün bunları taşıyacak kuvveti vermemiş olsaydı, kalpler buna
katlanamaz, onun ağırlığı altında ezilir giderdi.
Yahut alabildiğine
bir sarsıntı geçirir ve buna
hiçbir şekilde
tahammül edemezdi. Nitekim sözü
hakkın ta kendisi olan şanı
yüce
Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır:
"Eğer Biz, bu Kur'ân'ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak ki o dağı
Allah korkusundan başını eğmiş, dağılıp parça parça olmuş görürdün"
(el-Haşr, 59/21) Şimdi
sorarım: Dağların
gücü karşısında
kalplerin gücü nedir ki? Fakat yüce Allah
kullarına kendi katından bir lütuf ve bir merhamet olmak üzere bu
Kur'ân'ı yüklenebilmeleri için dilediği
kadar güç ihsan etmiştir.
Bu Konuda Varid Olmuş Rivayetler:
Bunların başında
Tirmizi tarafından Ebu Said el-Hudri
(radıyallahü anh)'den gelen rivayet yer almaktadır.
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Şanı
yüce ve mübarek olan Rabbimiz
buyuruyor ki: Kur'ân'ın ve Beni zikretmesinin benden dilekte bulunmaktan
alıkoyduğu kimseye dilekte bulunan
kimselere verilenlerin en faziletlisini veririm. -Devamla buyurdu ki-:
Allah'ın kelamının
diğer sözlere
olan üstünlüğü
Allah'ın yaratıklarına olan üstünlüğü gibidir." Tirmizi der ki: Bu, hasen, garib bir hadistir.[157] [7]
Ebu Muhammed ed-Darimi es-Semerkandi Müsned'inde Abdullah
(b. Mes'ud)'dan şöyle dediğini
rivayet etmektedir: "es-Seb'u't-Tıvâl, Tevrat gibidir. Miûn,
İncil gibidir. el-Mesânî,[158] [8]
Zebur gibidir. Kur'ân-ı Kerim'in diğer
sûreleri de ayrıca bir üstünlüktür."[159] [9]
Darimi ayrıca senedini kaydederek, el-Hâris'ten, o da Ali
(radıyallahü anh)'dan -Tirmi-zi
tarafından da rivayet edilen- şu
hadis-i
şerifi kaydetmektedir: Hazret-i Ali dedi ki:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem)'ı
şöyle
buyururken dinledim:
- Karanlık geceden parçalar gibi fitneler olacaktır. Ben:
- Ey Allah'ın
Rasûlü, bundan kurtuluş nasıl
olur? diye sordum.
Şöyle buyurdu:
- (Kurtuluş)
şanı
yüce ve mübarek olan
Allah'ın Kitabı'ndadır. Orada sizden
öncekilere dair bilgiler, sonrakilere dair haberler vardır.
Aranızdaki anlaşmazlıkların
hükmü ordadır. O (hakkı bâtıldan, haklıyı haksızdan)
ayırdeden fasıldır. Oyunla eğlence
değildir. Onu zorbalık dolayısıyla terkedenin
Allah belini
kırar. Her kim ondan başka bir kaynakta hidayeti
ararsa Allah, onu
saptırır, o Allah'ın
sapasağlam ipidir, apaçık
nurudur, hikmeti sonsuz öğütüdür. O, dosdoğru
yoldur. O, nevaların sağa sola
saptıramadığı buyruklardır. Diller onun ile karışmaz, onunla birlikte farklı farklı görüşler
ortaya çıkmaz.
İlim adamları ondan doymaz,
takva sahipleri ondan usanmaz.
Çokça
müracaat
edildiği için eskimez, yıpranmaz. Akıllara durgunluk veren
özellikleri bitip tükenmez. O, işittikleri zaman cinlerin.- Biz gerçekten
şaşırtıcı,
hayret verici bir Kur'ân işittik,
demekten kendilerini alıkoyamadıkları sözdür.
Onun ilmini
öğrenen ileri
gider. Ona dayanarak söz söyleyen
doğru söyler.
Onun gereğince hükmeden adalet yapar. Gereğince amel eden ecir kazanır. Ona çağıran dosdoğru
yola iletilerek hidayet bulur.
İşte sen
bunu benden
öğreniver ey A'ver!"[160]
eş-Şa'bi (bu hadisi Hazret-i Ali'den
rivayet eden) el-Haris'i yalancılıkla itham etmekte ise de bu,
itibar edilecek bir itham değildir.
Çünkü el-Haris'in yalan söylediği
açıkça tespit edilmiş değildir. Ancak Hazret-i Ali'ye karşı duyduğu
aşırı sevgisi ve onu başkalarından faziletli kabul etmesi gözden düşmesine
sebep olabilir.
İşte -doğrusunu en iyi bilen
Allah'tır ya- eş-Şa'bi'nin el-Haris'i yalancılıkla itham etmesi bundandır.
Çünkü eş-Şa'bi, Ebu Bekr (radıyallahü anh)'in
daha faziletli olduğu
kanaatindedir. Onun ilk müslüman olduğu görüşünü
savunur. Ebu
Ömer b. Abdi'1-Berr der ki: eş-Şa'bi'nin,
Hemdanlı el-Haris hakkında: "Bana yalancılardan birisi olan el-Hâris
bana anlattı" dediği için
cezalandırılmış olduğunu zannederim.
Nahiv ve lügat bilgini Ebu Bekr Muhammed b. el-Kasım b.
Beşşâr b. Mu-hammed el-Enbâri
"er-Reddu alâ Men halefe Mushafe Usmâne"
(Hazret-i Osman'ın Mushaf'ına Muhalefet Edenlere Reddiye) adlı
eserinde Abdullah b. Mes'ud'dan şöyle dediğini
rivayet etmektedir:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Şüphesiz bu Kur'ân-ı Kerim,
Allahü teâlâ'nın
bir ziyafetidir.
O'nun bu ziyafetinden gücünüz yettiği
kadarını
öğrenin. Muhakkak bu Kur'ân-ı Kerim,
Allah'ın ipidir.
Apaçık nur odur, faydalı
şifa kaynağıdır, ona sımsıkı sarılanın koruyucu sığınağıdır.
Ona uyanların kurtuluşudur.
O, eğilip bükülmez ki doğrultulsun.
Sapıp eğrilmez ki hoşlanılacak
hale getirilsin. Onun hayret verici
özellikleri
bitip tükenmez.
Çokça
müracaattan dolayı eskiyip yıpranmaz. Onu okuyunuz.
Çünkü
Allah, onu
okumanız sebebiyle her bir harf karşılığında size on hasene verir. Ben sizlere elif,
lam, mim tek harftir demiyorum. [Fakat elif bir harf, lam bir harf mim
bir harftir].
[161]
Sakın ha, sizden herhangi bir kimsenin bacak bacak üstüne koyarak Bakara
sûresini okumayı terkettiğini görmeyeyim.
Çünkü
şeytan Bakara sûresinin okunduğu evden kaçar. Hayırdan eser bulunmayan ev
Allah'ın
Kitabı'ndan eser bulunmayan evdir."
[162]
Ebû Ubeyd, Garibu'l-Hadis adlı eserinde Abdullah
(b. Mes'ud)'dan: "Bu Kur'ân
Allah'ın bir
ziyafetidir. Ona giren emniyettedir" âyetini
naklettikten sonra
şunları
söylemektedir:
Hadisin açıklaması şöyledir: Bu bir meseldir. Kur'ân-ı Kerim'i,
yüce Allah'ın insanlar için
hazırladığı bir ziyafete benzetmektedir. Bu ziyafette insanlar için
hayırlar, menfaatler vardır. Bu ziyafeti hazırladıktan sonra insanları
bu ziyafete gelmeye çağırmıştır. Araplar: “Madubeti vema dabeti” derler. Bu kelimeyi
“Madubeitu”
şeklinde okursak, insanın
hazırlayıp da başkalarını davet ettiği ziyafet anlaşılır.
“Madabeti”
şeklinde okuduğumuz takdirde bu «edep»ten türemiş bir kelime olur. Bu kelimeyi
bu şekilde okuyanlar Hazret-i
Peygamber'in bir başka hadisini delil gösterirler:
"Bu Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın
edep
öğrenilecek buyruğudur. “Madabeti” Onun edep kaynağından edep
öğreniniz"
hadisini delil gösterirler.
el-Ahmer ise, bu söyleyişleri aynı anlamdaki bir kelimenin iki ayrı söyleyişi
olarak kabul etmiştir. Bu görüşte
ondan başka birisinin olduğunu
işitmedim. (Ebu Ubeyd devamla der
ki): Birinci açıklama
şekli
daha çok hoşuma gitmektedir.
Buhari, Osman b. Affan
(radıyallahü anh)'dan rivayet ediyor:
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Sizin en hayırlı olanınız Kur'ân'ı öğrenen ve
öğretendir."[163]
Müslim, Ebu Musa (ra)'dan
rivayet ediyor: Resulullah (sallallahü aleyhi
ve sellem) buyurdu ki: "Kur'ân okuyan mü'minin misali, utrucc
(ağaç kavunu) gibidir. Kokusu da hoştur, tadı da hoştur.
Kur'ân okumayan mü'minin misali ise hurmaya benzer. Tatlı olmakla
birlikte kokusu yoktur. Kur'ân okuyan münafikın misali ise kokusu hoş, tadı acı olan reyhana benzer. Kur'ân'ı okumayan
münafikın misali ise, Ebu cehil karpuzuna benzer. Kokusu yoktur, tadı
acıdır." Bir diğer rivayette "münafikın
misali" yerine "facirin misali" denilmiştir.
[164]
Buhari'deki rivayet de şöyledir: "Kur'ân okuyan mü'minin misali utrucc
(ağaç kavunu) gibidir. Tadı hoş, kokusu da hoştur.
Kur'ân okumayan mü'minin misali hurma
gibidir..." der ve hadisin geri kalan kısmını
kaydeder.
[165]
Ebû Bekr el-Enbârî der ki: Bize Ahmed b. Yahya el-Hulvânî
haber verdi. Bize Yahya b. Abdülhamid anlattı. Bize Huşeym anlattı. (H)
[166]
Bize İdris bildirdi. Bize Halef anlattı. Bize Huşeym el-Avvam b. Havşeb'den
anlatarak dedi ki: Ebu Abdurrahman es-Sülemî'nin huzurunda Kur'ân okuyup
hatmeden kişi, Kur'ân'ı hatmetti mi,
önünde oturtur, elini başının üzerine koyar ve ona
şöyle derdi: Ey filan,
Allah'tan kork, eğer
öğrendiklerinle amel edecek olsan
senden daha hayırlı kim olur, bilmem.
ed-Dârimi, Vehb ez-Zimari'den şöyle dediğini
rivayet eder: Her kime
Allah Kur'ân'ı ihsan eder, o da gece ve gündüz onun gereğini yerine getirir, onda bulunan hükümler gereğince amel eder ve
Allah'a itaat üzere
ölürse,
Kıyamet gününde Allah,
o kimseyi sefere ile hakimlerle birlikte gönderir.
Said der ki: Burada sefereden kasıt melekler, hakimlerden kasıt ise
peygamberlerdir.
[167]
Müslim, Aişe
(radıyallahü anha)'dan
şöyle dediğini
rivayet etmektedir:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu
ki: "Kur'ân-ı Kerim'i maharetle okuyan kimse, şerefli, iyi elçi meleklerle birliktedir. Kur'ân-ı Kerim'i
zorlana zorlana okuyan ve okurken sıkıntı çeken bir kimse için de iki
ecir vardır."
[168]
Bu şekilde zorlanarak okuyanın iki ecir almasına sebep, birisi
okuması diğeri de zorlanması dolayısıyladır. Kur'ân'ı maharetle
okuyan kimsenin dereceleri ise bütün bunlardan yüksektedir.
Çünkü Kur'ân-ı Kerim,
önceleri o kimse için de zorla okunan bir kitaptı. Daha
sonra bu basamaktan yüksele yüksele meleklere benzetilecek
konuma kadar yükselmiştir. Doğrusunu en iyi bilen
Allah'tır.
Tirmizi, Abdullah b. Mes'ud'un
şöyle dediğini rivayet etmektedir:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Allah'ın
Kitabı'ndan bir harf okuyan kimse için, bu harf sebebiyle bir hasene
vardır. Her bir hasene
ise on katı ile mükafat alır. Ben sizlere Elif, Lam, Mim tek bir harftir
demiyorum. Fakat Elif bir harf, Lam bir harf ve Mim bir harftir"
diyorum.
Tirmizi der ki: Bu yolla hasen sahih ve garib bir hadistir. Mevkuf
olarak da rivayet edilmiştir.[169]
Müslim, Ukbe b. Âmir'in
şöyle dediğini
rivayet etmektedir: Bizler Suffe-de bulunduğumuz bir sırada
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) yanımıza gelip
şöyle dedi: "Sizden hanginiz buradan Buthân'a ya da
el-Akik'e kadar gidip günah da kazanmaksızın herhangi bir akrabalık
bağını da kesmeksizin büyük hörgüç-lü iki deve alıp gelmek ister?" Bizler: Ey
Allah'ın resulü,
hepimiz böyle birşeyi
arzu ederiz, deyince Hazret-i
Peygamber
şöyle buyurdu: "Peki niye her biriniz mescide gidip
Allah'ın
Kitabı'ndan iki âyeti
öğrenmiyor yahut okumuyorsunuz? Böylesi onun için iki dişi deveden hayırlıdır.
Üç tane
öğrenirse,
üç deveden, dört tane
öğrenirse dört
deveden ve
öğrendiği âyetler sayısınca o kadar deveden hayırlıdır. "[170]
Ebu Hureyre'den rivayete göre
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem)
şöyle buyurmuştur: "Her kim, müslüman bir kimsenin dünya
sıkıntılanndan bir sıkıntısını giderirse,
Allah da o kimsenin Kıyamet günündeki sıkıntılarından bir
sıkıntısını giderir. Her kim sıkıntı içerisinde bulunan kimseye kolaylık
sağlarsa,
Allah o kişiye dünyada da âhirette
de kolaylık verir. Müslüman bir kimsenin kusurunu örtenin
Allah, dünyada da âhirette de kusurunu
örter.
Kul, müslüman kardeşine
yardımcı olduğu sürece
Allah da ona yardımcı olur.
İlim
öğrenmek
üzere bir yola koyulan kimseye
Allah cennete
giden bir yolu kolaylaştırır.
Bir topluluk Allah'ın
evlerinden birisinde
Allah'ın Kitabı'nı kendi aralarında okuyup onu
öğrenecek
olurlarsa muhakkak üzerlerine sekinet (huzur,
sükûn ve vakar) iner, rahmet onları kuşatır,
melekler etraflarında toplanır,
Allah, onları kendi nezdindekiler arasında anar. Amelinin geciktirdiği kimseyi ise nesebi
öne götüremez."[171]
Ebu Davud,
Nesai, Darimi ve Tirmizi, Ukbe b. Amir'den şöyle
dediğini rivayet etmektedirler:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem)'ı
şöyle buyururken dinledim: "Kur'ân'ı yüksek
sesle okuyan bir kimse açıkça sadaka veren kimse gibidir. Kur'ân'ı kısık
sesle okuyan kimse gizlice sadaka veren kimse gibidir." Tirmizi: Bu,
hasen, garib bir hadistir, demiştir.[172]
Tirmizi'nin Ebu Hureyre'den rivayetine göre
Peygamber (sallallahü aleyhi ve
sellem)
şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde Kur'ân-ı Kerim gelir ve: Rabbim,
(ona) bir hülle giydir, der. O kişiye
şeref tacı giydirilir. Daha sonra yine: Rabbim, ona
ihsanını artır, der. Bu sefer ona
şeref
ve üstünlük hüllesi giydirilir. Sonra: Rabbim ondan razı ol der,
Allah ondan razı olur. Ona: Oku ve yücel denilir, her bir âyet
karşılığında ona bir hasene artırılır." Tirmizi, sahih bir
hadistir, demiştir.[173] [23]
Ebu Davud'un
Abdullah b. Amr'dan rivayetine göre o
şöyle demiştir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kur'ân sahibine
şöyle denilir: Oku, yüksel ve dünyada dura dura, tertil ile
okuduğun gibi
şimdi de tertil ile oku. Senin varacağın son nokta okuyacağın son âyet olacaktır."[174]
Bunu ayrıca İbn Mace Sünen'inde Ebu Said el-Hudri'den
şöylece rivayet etmektedir:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu
ki: "Kur'ân sahibine cennete girdiği
vakit
şöyle denilecektir: Oku, ve yüksel. Bunun üzerine okumaya
koyulur. Her bir âyet okudukça bir derece yükselir. Bu, Kur'ân'dan bildiği son âyete kadar böylece
sürüp gider."[175] [25]
Ebu Bekr el-Enbârî, senedini kaydederek, Ebu Ümame el-Hımsi'nin
şöyle
dediğini rivayet etmektedir:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Kendisine Kur'ân'ın üçte biri verilen kimse,
nübüvvetin üçte biri verilmiş gibidir. Kur'ân'ın üçte ikisi verilen kimse nübüvvetin
üçte ikisi verilmiş gibidir. Kur'ân'ın tümünü
okuyan kimseye, nübüvvetin tümü verilmiş
demektir.
Şu kadar var ki ona vahiy
gelmez. Kıyamet gününde ona: Oku ve yüksel denilir. O da her bir âyet
okudukça bir derece yükselir. Nihayet bildiği
Kur'ân âyetlerini bitirir. Sonra ona: Bir avuç al, denilir.
O da bir avuç avuçlar. Sonra ona şöyle
denilir: Ellerinde ne olduğunu
biliyor musun? Sağ
elinde ebedilik, sol elinde de sonsuz nimetler olduğunu görür."[176] [26]
Bize İdris
b. Halef anlattı. Bize İsmail
b. Ayyaş,
Temmam'dan, o
el-Ha-sen'den anlatarak dedi ki:
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) buyurdu ki: "Her kim, Kur'ân-ı Ke-rim'in üçte birini
beller ve gereğince
amel ederse, nübüvvet işinden
üçte birini almış
demektir. Her kim Kur'ân'ın yarısını beller ve gereğince amel ederse, nübüvvet işinin yarısını almış demektir. Her kim Kur'ân'ın
tümünü bellerse o nübüvvetin tümünü almış
olur."
İdris
b. Halef dedi ki: Ayrıca bize, Muhammed b. Yahya el-Mervezî anlattı. Ona
Muhammed b. Sa'dân haber vermiş,
ona el-Huseyn b. Muhammed Hafs'dan haber vermiş. Hafs, Kesir b. Zâzân'dan o Asım b. Damra'dan, o Ali
(radıyallahü anh)'dan rivayetle dedi ki:
Rasûlullah
(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Her kim
Kur'ân'ı okur, tilavet eder ve hıfz ederse,
Allah, onu cennete koyar ve hepsi için cehennemin vacip olduğu ev halkından on kişi hakkında şefaatçi kılar."[177] [27]
Um ed-Derdâ dedi ki: Âişe
(radıyallahü anha) yanıma geldi. Ona
şöyle dedim: Cennete
giren kimseler arasında Kur'ân'ı okuyan kimsenin okumayana üstünlüğü nedir?
Âişe (radıyallahü anha)
dedi ki: Kur'ân âyetlerinin sayısı cennetteki derecelerin sayısı
kadardır. Buna göre
cennete girenler arasında Kur'ân'ı okuyanlardan daha faziletli kimse
yoktur. Bunu Ebu Muhammed Mekkî zikretmiştir.
İbn Abbas da der ki: Kim Kur'ân'ı
okur, onda bulunanlara tabi olursa,
Allah onu
dalaletten hidayete iletir. Kıyamet gününde onu kötü bir
şekilde hesaba çekilmekten korur.
Çünkü
yüce Allah
şöyle
buyurmaktadır: "Kim, Benim hidayetime uyarsa, o
(dünyada) sapmaz, (âhirette de)
bedbaht "l™az." (Taha, 20/123)
İbn Abbas
der ki: Böylelikle
yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'e uyan
kimselere dünya hayatında
sapmama ve âhirette de bedbaht olmama teminatını vermiştir. Bunu da Mekkî zikretmiştir.
el-Leys der ki: Şöyle denilmektedir: Rahmet Kur'ân'ı dinleyen
kimseye ulaştığından daha çabuk hiçbir kimseye ulaşmaz.
Çünkü
şanı
yüce Allah
şöyle buyurmuştur:
"Kur'ân okunduğu
zaman onu dinleyin ve susun. Olur ki rahmet olunasınız."
(el-A'raf, 7/204)
"Olur ki" ise
Allah'tan bir vaad
olarak zikredilen bir şeyin başına geldi mi o vaadin muhakkak gerçekleşeceğini ifade eder.
İslâm
tarihinde tasnif edilmiş
ilk Müsned olan Ebû Dâvûd et-Tayâlisî Müsned'inde Abdullah b. Amr'ın
rivayetine göre
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kim on âyet-i
kerime okuyarak namaz kılarsa (veya onları
uygularsa) gafillerden yazılmaz. Her kim yüz âyet-i kerime okuyarak
namaz kılarsa (veya onları uygularsa)
kânitlerden yazılır. Her kim bin âyet okuyarak namaz kılarsa
(veya onları uygularsa) kantarlarla
mükafat alanlardan diye yazılır."[178] [28]
Bu manayı dile getiren rivayetler pek çoktur. Bizim kaydettiğimiz bu rivayetler ise bu konuda yeterlidir. Hidayete muvaffak kılan Allah'tır.
-------------------
[157] [7] Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'ân, 25.
[158] [8] es-Sebu't-Tivâl: Bakara, Âli İmrân, Nisa, Mâide, En'âm, A'râf, Enfâl ve Tevbe. el-Miûn: Bunlardan sonra gelen ve âyet sayısı yüz dolaylarında olan sûreler. el-Mesânî: el-Mi-ûn'dan sonra gelen sûrelerdir.
el-Mufassal ise kısa sûreler olup nereden başladıkları konusunda farklı görüşler vardır. (Bk. ez-Zerkeşî, el-Burhân, Beyrut, 1408/1988, I, 307 v.d. Sııyûtî, el-îtkâh, İst., Kahire, 1399/1979 dan tıpkı basım, 1, 84, v.d.)
[159] [9] Dârimi, Fedâilu'l-Kur'ân 17
[160] [10] A'ver, Hadisi Hazret-i Ali'den rivayet eden el-Hâris'in lakabıdır. Hadisi, Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân, 14; Dârimi, Fedâilü'l-Kıır'ân 1; hd. no: 3335'de rivayet etmişlerdir.
[161] [11] Biraz sonra gelecek Tirmizî'n'm rivayetinde bu fazlnlık vardır.
[162] [12] Hâkim, Müstedrek, I, 555; Dâriınî, Fedâilu'l-Kur'ân 1, hd. no: 3318 - kısmen -.
[163] [13] Buharı, Fedâilu'l-Kur'ân 21; Ebû Dâvûd, Vitr 14; Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 15
[164] [14] Müslim, Salâtu'l-Müsafirîn 243
[165] [15] Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân 16
[166] [16] Hadisin iki veya daha fazla isnadı varsa, bir isnaddan diğerine geçiş sırasında noktasız bir 'Hâ" yazarlar. Tercih edilen görüşe göre bu "tehavyul"den kısaltmadır. Hadisin senedini okuyan buraya geldi mi "Hâ" der ve geçer. Sened arasında bu şekilde bir "Hâ" Sahîh-i Müslim'de daha çok Buhârî'de ise daha azdır. (Bk. Prof. Dr. Talât Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara, 1980, s. 117; Doç. Dr. Mectabâ Uğur, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, Ankara, 1992, s. 106).
[167] [17] Dârimî, Fedâilu'l-Kur'ân 20
[168] [18] Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 244; Ebû Dâvud, Vitr 14; Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 13
[169] [19] Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'ân 17.
[170] [20] Müslim, Snlâtu'l-Müsafîrin 251; Ebû Dâvûd, Vitr 15
[171] [21] Müslim, Zikir ve Dua 38.
[172] [22] Ebû Dâvûd, Tetavvu' 25; Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'ân 20; Nesât, Zekât 68.
[173] [23] Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'ân 18, Matbu nüshada: "Hasen sahih bir hadistir."
[174] [24] Ebû Dâvûd, Vitr 20.
[175] [25] İbn Mâceh, Edeb 52.
[176] [26] Hadisin senedinde hadis uydurmakla meşhur raviler olduğu belirtilmiştir. Bk. eş-Şev-kânî, el-Fevâidu'l-Mecmûa, Kahire, 1380/1960, s. 306.
[177] [27] Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'ân 13, az bir farkla. Sonunda da şu kaydı düşmektedir: "Bu, ga-rîb bir hadistir. Bunun başka bir yolla rivayet edildiğini bilmiyoruz. Senedi sahih değildir. Hafs b. Süleyman, hadis (rivâyetin)de zayıf kabul edilir."
[178] [28] Ebû Dâvûd, Ramadân.