Taberi diyor ki: "Kur'anın her bir suresine
denilmiştir. Sure kelimesinin çoğulu dür. Misallerinde olduğu gibi sure
kelimesi bu şekliyle hemzesiz olarak okunduğunda asıl mânâsı "Yükselme
seviyelerinden belli derecede yükselme" dir. Şehrin çevresini kuşatan
duvarlara "Sur" denilmesi de bu kabildendir.
Sur kelimesinin, "Belli bir seviyedeki yükseklik
mânâsına geldiğini Nâbiğa'nın şu şiiri de
göstennektedir.
"Görmez misin ki Allah sana öyle bir sur verdi ki, her
Kralın, onun altında debelendiğini görürsün."
İşte buradaki Sur'dan maksat, yüksek seviyedeki bir
şereftir. "Sur" kelimesi bazı âlimler tarafından şeklinde hemze ile
de okunmuştur. Buna göre "Sur" kelimesinin mânâsı "Bölüm"
demektir. Kur'an-ı Kerimin surelerine hu ismin verilişi, onlardan her birinin
Kur'anın bir bölümü olmasındandır. Çünkü kelimesinin asıl mânâsı "Arta
kalan" veya "Artık" demektir. Nitekim, A'şâ isimli şair,
kendisinden ayrılan ve kalbinde sevgisini bırakan bir kadına hitaben şöyle
demektedir: "O, benden uzaklaştı. Kalbimde ise, uzaklaşmasından meydana
gelen devamlı bir acı bıraktı." Bu şiirde "Bıraktı" diye tercüme
edilen kelimesi kökünden gelmektedir.