Yukarıda Kûfe ilim
merkezinde, Hazret-i Ali
(ö.40/661) ve Abdullah ibn Mes’ûd
(ö.32/653) gibi fakîh sahâbîlerin olduğu zikredilmişti. Ancak Abdullah
ibn Mes’ûd, Hazret-i Ömer tarafından Kûfe’ye önce kâdî, sonra da
beytu’l-mâl memuru olarak tayin edilmesi sebebiyle, orada uzun
müddet kalmış ve tefsir sahasında isim yapan birçok tâbiînin yetişmesine
imkân hazırlamıştır. Onun için İbn Mes’ûd,
Kûfe tefsir okulunun kurucusu olarak bilinir.
Abdullah ibn Mes’ûd’tan
tefsir dinleyen başlıca tâbiîler arasında,
Alkama ibn Kays (ö.62/681),
Mesrûk ibn el-Ecdâ’ (ö.63/682),
Esved ibn Yezîd (ö.74/693), Şa’bî
Âmir ibn Şurâhîl (ö.103-104/721-722),
Murretu’bnu Şurâhîl
el-Hemedanî (ö.111/729)[vii] ve
Suddî (el-Kebîr) İsmâîl ibn
Abdirrahmân (ö.127/754)
“rahmetüllahi aleyhim” bulunmaktadır.
Son iki tâbiînin, İbn
Mes’ûd’tan rivâyetlerinin olup olmadığını,
İbn Hacer, Tehzîbu’t-tehzîb’inde
kaydetmemiştir. Bunların yetiştikleri muhît, Kûfe olması sebebiyle,
burada isimleri anıldı. Her ikisinin, özellikle rivâyet tefsirlerinde,
birçok rivâyet ve kavline raslanıyorsa da,
sikalık (güvenirlik) durumlarıyla ilgili olarak
Nakdu’r-ricâl kitaplarında, çeşitli görüşler bulunmaktadır.
-------------------